DOLAR
9,2949
EURO
10,7905
ALTIN
528,13
BIST
1.413
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır
Çok Bulutlu
26°C
Diyarbakır
26°C
Çok Bulutlu
Salı Parçalı Bulutlu
24°C
Çarşamba Az Bulutlu
23°C
Perşembe Az Bulutlu
24°C
Cuma Az Bulutlu
25°C

Türkiye’den DAİŞ’e 600’e yakın ‘çocuk asker’

Türkiye’den DAİŞ’e 600’e yakın ‘çocuk asker’
16.03.2021
0
A+
A-

Gazeteci Hale Gönültaş, kaçırılan Êzîdî çocukların bir bölümünün ‘çocuk asker’ olarak askeri ve dini eğitime tabi tutulduğunu söyledi ve ekledi: “Tam olarak bir sayı vermek mümkün olmasa da Türkiye’den IŞİD’e katılanların çocuklarından 600’ü aşkın Türk vatandaşı çocuk, ‘çocuk asker’ olarak cihatçıların elinde.”

MIHEME PORGEBOL

2014 yılında Şengal’de yaptığı ilk katliamla tarihin en kanlı ve vahşi örgütleri arasına giren ve daha sonra yaptıklarıyla da katliamcı karakterini sayısız kere gösteren DAİŞ’in insanlık dışı uygulamalarından en çok da çocuk ve kadınlar etkileniyor. DAİŞ, katlettiği yüzlercesinin yanında sayısı belki de asla tam olarak belirlenemeyecek kadar çocuk ve kadına yönelik başka suçlar da işledi. İnsan ticareti de bu vahşi suçlardan sadece biri. Ama bu insan ticareti, günümüz dünyasında zaten sıklıkla duyduğumuz mafyatik yöntem ve algılarla değil, ilkel saiklerle gerçekleştiriliyor. Kadınları “savaş ganimeti” olarak gören ve kadınlara dönük her türlü muameleyi meşru sayan, çoktan tarihin en derin kuyularında hapsolması gereken bir algıyla gerçekleştirilen DAİŞ’in insan ticareti, ürkütücü boyutlara ulaşmış durumda. Çoğunlukla “deep web” (derin internet ağı) üzerinden gerçekleştirilen bu insanlık dışı faaliyet bir türlü engellenemiyor. Ailelerinden, toprağından, sevdiklerinden eziyetle koparılarak kaçırılan yüzlerce, belki de binlerce kadın ve çocuk hala alınıp satılıyor. Bu iğrenç pazarlığın en büyük kurbanı da tarihte haklarında sayısız kez ferman çıkarılan Êzîdî kadın ve çocuklar.

Gazeteci Hale Gönültaş, DAİŞ’in kaçırıp Ankara’ya getirdiği ve “deep web”de (derin internet) satışa çıkardığı Êzîdî çocuğun haberini dünyaya duyurdu. Yıllardır bu konunun takipçisi olan Gönültaş, Êzîdî kadın ve çocukların 2016’dan beri derin internette alınıp satıldığını söylüyor. 3 bini aşkın Êzîdî kadın ve çocuğun akıbetinin hala bilinmediğini belirten Gönültaş’la bu insanların durumunu konuştuk.

‘Üç bini aşkın kadının

akıbeti hala meçhul’

DAİŞ’in Şengal’i işgali sonrasında “savaş ganimeti” olarak esir aldığı kadınları önce Telafer’deki okullara hapsettiğini belirten Gönültaş, bu süreçte yaşananlara dair Êzîdî kadınların anlattıklarını şu sözlerle özetledi: “Kadınlar yaş, görünüm, sağlık durumlarına göre ayrıldıktan sonra Musul’a gönderildiler ve burada da Dicle Nehri kenarında bulunan Saddam Oteli’nde tutuldular. Êzîdî kadınlar ‘savaş ganimeti’ oldukları ve ‘dinen caiz’ görüldüğü gerekçesiyle örgüt militanları tarafından defalarca toplu tecavüze uğradı. IŞİD’in esir aldığı kadınlar, Musul, Rakka ve Telefar’de kurulan köle pazarlarında satışa çıkarıldı.”

Halen üç bini aşkın Êzîdî kadın ve çocuğun akıbetinin bilinmediğini hatırlatan Gönültaş, bunların birçoğunun DAİŞ’in halen güçlü olduğu bölgelerde olduğunu, erkek çocukların ise “çocuk asker” olarak askeri ve dini eğitime tabi tutulduğunu söyledi. Bu konuda tam olarak bir sayı verilemeyeceğini belirten Gönültaş, “Türkiye’den IŞİD’e katılanların çocuklarından 600’ü aşkın Türk vatandaşı çocuk, ‘çocuk asker’ olarak cihatçıların elinde” dedi.

  • “IŞİD’ten dönen ya da etkin pişmanlıktan yararlanan kişilerle zaman zaman yaptığım görüşmelerde Êzîdî kadınların Müslümanlığı kabul ettiklerini, evlerinde tutuldukları kişilerin ikinci, üçüncü eşleri olarak yaşamlarını sürdürdüklerini anlatıyorlar. Rehin tutuldukları evlerde IŞİD’lilerin tecavüzü sonucu bebekleri dünyaya geliyor.”

Türkiye’de nasıl yaşıyorlar?

Türkiye’de tam olarak ne kadar Êzîdî kadın ve çocuk olduğuna dair net bir veri olmadığını aktaran Gönültaş, polis operasyonlarında gözaltına alınan DAİŞ mensuplarının evlerinde rehin tutulan Êzîdî kadınlara ulaşılıp ulaşılmadığına dair bir bilgi verilmediğini de belirtti. “Ankara, İstanbul, Kırşehir, Gaziantep, Urfa il ve ilçelerinde Êzîdî kadın ve çocukların bulunduğu yönünde bilgiler var” diyen Gönültaş, devam etti: “Özellikle IŞİD’ten dönen ya da etkin pişmanlıktan yararlanan kişilerle zaman zaman yaptığım görüşmelerde Êzîdî kadınların Müslümanlığı kabul ettiklerini, evlerinde tutuldukları kişilerin ikinci, üçüncü eşleri olarak yaşamlarını sürdürdüklerini anlatıyorlar. Şunu da söyleyebilirim: Aynı şekilde katliam sırasında annelerinden koparılmış çocuklardan Türkiye’ye getirilenler ve Êzîdî cemaati ve çocukların ailelerinin çabaları ile IŞİD’ten satılan alınarak özgürlüğüne kavuşturulan çocuklar da var.”

Sigara yanıkları, jilet kesikleri

Kadın ve çocukların Türkiye’ye kaçak yollarla getirildiğini belirten Gönültaş, bu insanların Türkiye’deki yaşamlarına ilişkin ise şu bilgileri paylaştı: “IŞİD, Êzîdîleri ‘cazibeli kafirler’ olarak niteliyor. Bu kadınların kimileri Müslümanlığı kabul ettikten sonra cihatçıların ikinci, üçüncü eşleri olarak yaşamlarını sürdürüyor. Rehin tutuldukları evlerde IŞİD’lilerin tecavüzü sonucu bebekleri dünyaya geliyor. Ankara Sincan’da Avusturalya’daki ailesinin çabası ile kurtarılan bir Êzîdî kadının bedeninde sigara yanıkları, jilet kesikleri mevcuttu. Sonradan öğrendiğimize göre işkenceyi sadece IŞİD’liden değil, evde bulunan ve Türkmen olduğu iddia edilen diğer kadınlardan da görmüştü.”

Bebeklerin durumu

Êzîdî Ruhani Meclisinin Êzîdî kadınların DAİŞ’lilerin tecavüzünden doğan bebekleri cemaate kabul etmeme kararı aldığını belirten Gönültaş, bu kararın sonuçlarını ise şu sözlerle özetledi: “Bu, Êzîdî kadınlar açısından çok zorlu bir durum. Rehin tutulduğu evden kurtarılan bir kadın, IŞİD’liden doğan bebeğini geride bırakmak istemiyor fakat kurtarılan kadının hızla Türkiye’den çıkarılması gerekiyor ve bu durumda Êzîdî kadın bebeğini Türkiye’de bırakmak zorunda kalıyor.”

Bürokrasinin labirentlerinde…

Bir süre önce gündem olan “iki Êzîdî çocuğun kurtarılmasının” Gönültaş’ın aktardığı aşamaları da Êzîdî çocukların bulunup kurtarılması önündeki bürokratik engelleri gözler önüne serdi. İki çocuğun Kırşehir Emniyetinin operasyonuyla, Telafer’den geldiği öğrenilen Türkmen bir kadının elinden alınarak yuvaya yerleştirildiğini aktaran Gönültaş, ardından yaşananları ise şu sözlerle özetledi: “İki Êzîdî çocuk üç yıl boyunca yuvada kaldı. Ablaları Hadiya Hussein Zandinan da 2014’te hamileyken Şengal katliamı sırasında IŞİD tarafından kaçırılmıştı. 2016’da Hadiya ve kızı derin internette satışa çıkarılmıştı. Yakınları 17 bin dolar ödeyerek anne ve bebeği kurtardı. Hadiya, kaçırılan oğlu, eşi, annesi, babası ve üç kardeşinin izini sürerken 2017 yılında Kırşehir’de yuvada bulunan iki kardeşinden Türk polisinin Irak Büyükelçiliği yetkililerini bilgilendirmesi ile haberdar oldu. Irak Büyükelçiliği yetkilileri çocukların fotoğraflarını Kayıp Êzîdîleri Bulma Merkezlerine gönderdi. Kardeşlerini tanıyan Hadiya, Kırşehir’e geldi ama hukuk bariyerini aşamadı. Vasilik için DNA testi istendi. DNA eşleşmesi sağlandı fakat bu kez anne ve babalarının öldüğüne dair kanıt istendi. Ayrıca Türkiye’de mal varlığı olup olmadığı araştırıldı. Mahkemeden mahkemeye hukuk savaşı üç yıl sürdü. Sonunda siyasi müdahaleyle çocuklar 4 Eylül 2020’de Ankara’da Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani’ye teslim edildi.”

‘Türkiye’den hemen çıkıyorlar’

DAİŞ’in elinden para ödenerek kurtarılan Êzîdî kadın ve çocukların hızla Türkiye’den çıkarıldığını aktaran Gönültaş, bunun nedenini ise şöyle açıkladı: “Êzîdî aileler, Türkiye’de bu kurtarma operasyonlarında çoğu zaman güvenlik güçlerinin dahil olmasını istemiyorlar. Birincisi, kadın ya da çocuklara olası bir operasyon sırasında cihatçıların zarar vermesinden korkuyorlar. İkincisi, eğer olay polis ve dolayısıyla yargıya yansırsa IŞİD’in bir şekilde yeniden ailelerine zarar vereceğinden kaygı duyuyorlar. Bu nedenle hızla Türkiye’den çıkarmak istiyorlar. Êzîdî kadın ve çocuklar ülkelerine götürüldüklerinde imkanlar dahilinde terapiye alınıyor. Bir kısım kadın ve çocuk da imkan sağlanırsa Avrupa’da bulunan terapi merkezlerinde rehabilitasyona alınıyor.”

Gönültaş, “Bu insanlar nasıl travmalar yaşıyor? Yaşadıklarını anlatıyorlar mı?” sorusuna ise şu yanıtı verdi: “IŞİD’in işkencesine yıllarca maruz kalmış kadınların büyük bir bölümü ‘sessizliği’ tercih ediyor.” /YeniÖzgürpolitika

ETİKETLER: , ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.