DOLAR
9,2949
EURO
10,7905
ALTIN
528,13
BIST
1.413
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır
Çok Bulutlu
26°C
Diyarbakır
26°C
Çok Bulutlu
Salı Parçalı Bulutlu
24°C
Çarşamba Az Bulutlu
23°C
Perşembe Az Bulutlu
24°C
Cuma Az Bulutlu
25°C

Türkiye destekli milislerin Afrin’de suç ve tecavüz dosyası oldukça kabarık

Türkiye destekli milislerin Afrin’de suç ve tecavüz dosyası oldukça kabarık
26.07.2021
0
A+
A-

Leyla Muhammed Ahmed, 17 günlük tutsaklığı sırasında, 10 genç kadının, Türkiye destekli Suriye Ulusal Ordusu (SNA) bayrağı altında faaliyet gösteren Sünni bir isyancı grup olan Sultan Murad Tugayı üyeleri tarafından tecavüz edildikten sonra canlarına kıymalarına çaresizce tanık oldu.

Ocak 2018’den bu yana fiilen Türkiye’nin işgali altında bulunan Suriye’nin bu Kürt yoğun yerleşim bölgesinden El Monitor gazetesine telefonla konuşan 63 yaşındaki Kürt kadın, “Bazıları kendilerini asmak için kemer, bazıları ise kalem veya boğazlarına sapladıkları başka keskin nesneler kullandı. Bazıları da bayılana kadar kafalarını duvarlara vuruyordu” diyor.

El Monitor gazetesinde Dan Wilkowsky, Amberin Zaman ve Muhammed Hardan ortak imzalı haberde Ahmed’in hikayesi nadir olmadığı, Türk işgali altındaki topraklarda bir şiddet ve suç sarmalının oluşturulduğuna vurgu yapılıyor. 

Türkiye destekli bu grupların bir zamanlar siyasi bir dava için mücadele ettikleri, ancak şimdi bölge sakinleri tarafından para için adam kaçıran ve kendi çıkarları için vatandaşların kaynaklarını sömüren suç örgütleri olmakla suçlandıklarına işaret edilen haberde Leyla Muhammed Ahmed’in sözleri şu korkunç ifadelerle devam ediyor:

“Yaklaşık 150 kişiydik. Bize günde iki kez yarım somun Suriye ekmeği ile bir patates verildi, her gece 1’den 3’e kadar dövüldük. Bu bir gelenek haline gelmişti.”

Haberde, “Kürt nüfusunun büyük bir bölümünün zorla yerinden edilmesi ve azınlık statüsüne düşürülmesiyle Afrin, Türkiye destekli Suriye muhalefetinin nasıl devrimci bir coşkudan dizginsiz açgözlülüğe ve suçluluğa geçtiğinin acımasız bir kanıtı olarak duruyor – Suriye’deki Kürtlerin kendi kendini yönetmesini engelleme kararlılığıyla desteklenen, Türkiye’nin demografik mühendislik ve kültür emperyalizmi deneyleri için bir laboratuvar” ifadeleri kullanılıyor.

Haberde, ABD’nin Afrin’in işgal edilmesine, kontrolü altındaki bölgede bulunmamasından dolayı sessiz kalması ve Rusya’nın da Esed rejimine boyun eğmeyi reddetmelerinden ve ABD ile ilişkilerini koparmamalarından dolayı Kürtleri cezalandırmak istemesinin Türkiye’nin Afrin’i kolaylıkla işgal etmesine yol açmış olabileceği de öne sürülüyor. 

Suriyeli bir insan hakları aktivisti ve on yıldır devam eden çatışmada tüm tarafların suistimallerini kaydeden kar amacı gütmeyen bir araştırma kuruluşu olan Hakikat ve Adalet için Suriyeliler’in kurucusu Bassam el Ahmed Al-Monitor’a şu açıklamalarda bulunuyor: 

“Neredeyse tüm dünya Barış Baharı Operasyonu’na karşıydı. Ama Afrin ile birlikte büyük bir sessizlik oldu. Şu anda Afrin’de yaşananlar, Türkiye’nin ve destekli milislerin maddi olarak da kazanç sağladığı derin bir etnik temizliktir.”

Yaşlı olduğu için Sultan Murad tugayları tarafından serbest bırakılan Leyla Muhammed Ahmet şanslı olanlardan. Afrin’e dönmesine rağmen evinde oturamıyor çünkü evi iki karısı ve 10 çocuğu olan bir Suriyeli Arap tarafından işgal edilmiş durumda. El Monitor’e açıklamasında kendisinin de kaldığı El Rai’deki hapishaneden yeni çıkan bir arkadaşanının, hala hapishanede çok sayıda kız ve kadın olduğunu söylediğini belirtiyor.

“Bu milis tugaylarının yaptığı ihlaller – yağmalamadan, Kürt sakinlerine ağır vergiler koymaya veya Türk işgali altındaki bölgelere son zamanlarda Arapları yerleştirmeye kadar – giderek artan bir şekilde ortak bir motivasyon ile bağlantılı: çıkar” ifadelerinin kullanıldığı haberde, bu tugayların komutanlarının, bu yasadışı faaliyetlerden elde ettikleri paralarla hem Türkiye’de hem de isyancıların elindeki kuzeybatı Suriye’de mülk ve diğer kazançlı projelere yatırım yapmak için kullandıkları ileri sürülüyor.

BM Suriye Arap Cumhuriyeti Soruşturma Komisyonu Mart ayında yayınladığı bir raporda, “2018’de Afrin’in ele geçirildiğinin ilan edilmesinden sonra … bir güvenlik boşluğu ortaya çıktı ve savaşçıların adam kaçırma, rehin alma ve gasp etmelerine izin veren bir ortam yarattı” ifadelerine yer verilmişti. Raporda daha sonra işgal edilen Rasulayn ve Tel Abyad kasabaları ve çevresinde de benzer olayların yaşandığının altı çizilmişti. 

Raporda, “Gözaltına alınan Kürt (ve bazen Ezidi) kadınlar tecavüze uğradı, aşağılayıcı ve küçük düşürücü eylemler, tecavüz tehditleri, ‘bekaret testi’ yapılması veya tutuklu kadın tutuklunun istismar edildiğini gösteren fotoğraf veya video materyallerinin dağıtılması dahil diğer cinsel şiddet biçimlerine maruz kaldılar” ifadeleri de kullanılmıştı.

Washington merkezli bir araştırmacı ve “Kayıp Afrin Kadınları Projesi”nin kurucusu Meghan Bodette, kaçırılan 228 kadından 135’inin hala kayıp olduğunu, 91’inin serbest bırakıldığını belirtirken, ikisinin ise gözaltında öldürüldüğünü aktarıyor.

El Monitor’a konuşan Bodette, “Hayatta kalanlarla doğrudan konuşmak ve diğer tanıklıkları okumaktan elde ettiğim sonuç, gerçek insan kaçırma ve kaybolma sayısının muhtemelen bildiğimizden daha fazla olduğu yönünde. Çünkü bu ihlalleri bildirmenin zorlukları ve tehlikelerinin yanı sıra Türkiye bağımsız medya ve insan hakları örgütlerinin bölgeye erişimine izin vermeyi reddediyor” sözlerine dile getiriyor.

Bölgeye girmelerine izin verilen ender medya kuruluşlarından Amerikan New York Times gazetesi ise 16 Şubat tarihli haberinde tam anlamıyla bölgedeki olayların üzerini örtbas etmişti.

Suriye’nin kuzeydoğusunda ABD tarafından korunan Kürt yönetimini denetleyen siyasi bir organ olan Suriye Demokratik Konseyi’nin Washington temsilcisi Sinam Muhammed, “New York Times’ın Afrin’deki insanlar hakkında çok güzel bir görüntü vermesi beni derinden üzdü. orada suç işliyorlar. Her şeyin yolunda olduğunu gösteren yalan bir haberdi” diyor.

BM ve çeşitli insan haları gruplarının, SNA’ya bağlı gruplar tarafından işlenen ihlallerin savaş suçu teşkil ettiğini söylediklerine vurgu yapılan haberde, görüştükleri bir düzineden fazla Türk, Kürt ve Suriyeli Arap kaynağın yağma ve talanın devam ettiğini söyledikleri, birçok savaş ağasının gün geçtikçe kârlarıyla daha fazla şişmanladığı, AKP ile bağları olan Türklerin ganimetleri paylaştığı iddia ediliyor.

Hakikat ve Adalet için Suriyeliler’den Bassam Ahmed, “Türkiye tarafından korunduklarını bilmeselerdi, bunları asla yapamazlardı. Üst düzey tugay komutanlarının çoğu Türk uyrukludur” iddiasında bulunuyor. 

Gazeteye göre Afrin’e getirilen Araplar da Kürtlere benzer akibetlere maruz kalıyor ve milis güçler tarafından yerleştirildikleri evlerden zorla çıkarılıyorlar.

Gazeteye açıklamalarda bulunan adının açıklanmasını istemeyen bir Türk araştırmacı el-Monitor’a, “Afrin, savaş ganimeti olarak çeşitli tugaylar arasında bölündü ve kendi aralarında mutabık kalınan bölgeler ve sınırlar oluşturdular. Mülkü gasp ederler ve sonra onu ilk sahibine geri satarlar. Hiçbiri yasal ya da adil değil” açıklamasında bulunuyor.

Afrinli bir sakin şunları söylüyor:

“Her mahallenin kendi tugayı var. Örneğin Mahmoudiya mahallesi 10 küçük mahalleyi içerir ve her küçük mahallenin sorumlu bir tugayı vardır. Belirli bir tugaydan desteği olmayan sivillerin malları gitmiş sayılır.”

Türk hükümetinin Afrin’e kanun ve düzen getirmeye çalıştığını öne süren Türk araştırmacı, “Ancak Afrin’in işgalini yöneten, temel hizmetleri sağlayan ve yeniden yapılanmayı denetleyen Hatay Valiliği’nin etkisi çok az oldu. Tugayları kontrol edemiyorlar ya da isteksiz görünüyorlar. Türkiye’nin asıl odak noktası kendi güvenliğidir” diyor.

Haberde Afrin’deki talan ve vurgunda önemli bir rol oynayan gruplardan Süleyman Şah Tugayı’nın Afrin merkezli komutanı Ebu Amşa lakaplı Muhammed Casim örneğiyle milislerin Türkiye ile derin bağlantılarına da dikkat çekiliyor. Casim’in twitter paylaşımlarında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya övgüler dizdiğine işaret edilen haberde, Casim’in bu sözleri kılıf yaparak Afrin’in Şeyh Haded bölgesinde küçük bir derebeylik inşa ettiği belirtiliyor.

El Monitor’a konuşan bir Sultan Süleyman Şah militanı, Ebu Amşa’nın doğrudan Türk istihbaratından emir aldığını öne sürüyor.

Casim’in yeni refahının kaynağı birden fazla gelire dayanıyor. Bunlardan biri ticari araçlar için geçiş ücreti talep eden kontrol noktaları, diğeri ise zeytinyağı. Sultan Süleyman Şah militanı açıklamasında şunları söylüyor: 

“Başlangıçta Afrîn’deki Sultan Süleyman Şah hizbi, bölgedeki diğer fraksiyonlar gibi faaliyet gösteriyordu. Zeytin ağaçlarını kesip sattı, ancak son zamanlarda stratejisini değiştirdi. Hizip üyeleri, SDG’ye sadık olmakla suçlananlardan el koydukları topraklarda zeytin yetiştirmeye başladı. Daha sonra toprak sahiplerine yüzde 25 ila yüzde 50 arasında bir gelir vergisi uyguladılar.”

Habere göre Türkiye’de Devlet Tarım Kredi Kooperatifi, aracılar üzerinden bu tugaylardan zeytinyağı satın alıyor ve ardından Avrupa ve Amerika’ya ihracat yapan Türk üreticilere satıyor. Türk yağ ihracatçısı Ali Nedim Güreli, Alman yayın kuruluşu Deutsche Welle’nin Türkçe dil servisine verdiği demeçte, “Afrin zeytinleri olmasaydı bu ihracat seviyesine ulaşamazdık”  diyor.

El-Monitor’a konuyla ilgili bilgi veren kaynaklara göre Casim, kazancının bir kısmını Türkiye’deki işletmelere yatırdı. Bunlar arasında birkaç restoran ve araba galerisi olduğu belirtiliyor.

İstanbul merkezli Suriyeli muhalif yayın organı Fırat Postası’nın genel yayın yönetmeni Ahmed Ramazan, Casim’in “bölgede iş açısından bir numara” olduğunu söylüyor. Hiziplerin ticari faaliyetlerini araştıran Ramazan El Monitor’e şunları söylüyor “Bütün dünya onların hırsız, savaş vurguncusu, kriz vurguncusu olduklarını biliyor. Artık utanmıyorlar.”

Muhalefet yanlısı StepNews ajansı, 17 Mayıs tarihli bir makalesinde, Türk güvenlik görevlilerinin, Gaziantep, Reyhanlı ve Osmaniye’deki ayrı operasyonlarda, Casim’in kardeşi de dahil olmak üzere Sultan Süleyman Şah Tugayı’ndan birkaç kişinin evlerine baskın düzenlediğini iddia etti. StepNews, baskınların 15 Mayıs Captagon uyuşturucu baskınıyla bağlantılı olduğunu iddia etti. 

Bölge ile ilgili paylaşımlarıyla dikkat çeken Elizabeth Tsurkov da Tsurkov, kendi bulgularının da iddialarla örtüştüğünü söylüyor. Tsurkov, “Grupların yasa dışı faaliyetleriyle ilgili araştırmam, uyuşturucu ticaretine en fazla karışanların Amşat olduğu anlaşılıyor” diyor.

Tsurkov, “Uyuşturucuların çoğu, rejim bölgelerinden Suriye Ordusu’nun, Suriye içinde ve sınır ötesi uyuşturucu üretimine ve uyuşturucu kaçakçılığına öncülük eden rejim aygıtı olan 4. Tümen tarafından kaçırılıyor. Uyuşturucu, Halep’te Hizbullah kontrolündeki Şii kasabaları Nubul ve Zahraa’dan Amşat tarafından Afrin’e getiriliyor” iddiasında bulunuyor. 

Dubai’de bulunan suç örgütü liderlerinden Sedat Peker geçtiğimiz haftalarda yaptığı paylaşımlarda Suriye ile iş yapmak isteyenlerin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın idari işler müdürü Metin Kıratlı’dan izin almak zorunda olduklarını söylemişti.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.