DOLAR
9,6155
EURO
11,2367
ALTIN
554,31
BIST
1.480
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır
Az Bulutlu
27°C
Diyarbakır
27°C
Az Bulutlu
Pazartesi Az Bulutlu
24°C
Salı Az Bulutlu
21°C
Çarşamba Az Bulutlu
22°C
Perşembe Az Bulutlu
23°C

Türk aile yapısı

Türk aile yapısı
07.12.2020
0
A+
A-

Bahattin Çulsuz

İşsiz güçsüz takımının en büyük gündüz keyfi olan Esra Erol Programıdır. Gariban takımından katılımcılara bazen “yaşam üzerine” nasihat, bazen de hakaret edilen bu program izleyicisinde gerçekten de bağımlılık yaratıyor.
Anasına babasına kızıp evi terk eden kızlar mı dersin? Kocasını terk edip aşığına kaçan kadınlar mı ararsın? İmam nikâhlı kocası tarafından çocukları elinden alınıp sokağa atılan kadınlara mı acırsın? Dallas dizisi gibi kimin eli kimin cebinde olduğunu mu dersin ?
Tecavüze uğrayanlar, karısını mahallenin ya da köyün yakışıklısına kaptıranlar say sayabildiğin kadar; hepsi Esra Erol’un kapısında. Esra Erol haftanın tamı tamına beş günü gücünü reisten alan bir kanalda “aile programları” yapıyor. Yandım anam, deyip de kapısına koşanların derdine derman (!) oluyor. Kendisini tatlı dilli, hoş edalı, çalımı endamı yerinde bir kadın olarak biliyoruz. Direksiyonu kırklı yaşlarını sürüyor ama aşırı bakımlı olduğundan otuzlu yıllardaymış  gibi gösteriyor. Her daim şık, bir giydiğini bir daha asla giymiyor. Asistanları mağaza mağaza dolaşıp kıyafetler tedarik edip “tanıtım amacıyla” ve beleş olarak Esra Erol’a giydiriyorlar muhtemelen..
Şık ama bir standardı yok. Bir gün ELELLE dergisinden fırlamış gibi giyiniyor. Ertesi gün kumaş bulamamış da salonun perdesinden elbise diktirmiş gibi çıkıyor.
Ekrandaki söyleminden anladığımız kadarıyla lüks bir mekânda yaşıyor. Kendisini seven başarılı bir kocası, ellerinizden öper iki de güzel yavrusu var. Haftalık gelirinin altı rakamlı olduğunu tahmin ediyorsunuzdur.
Yani tuzu hem kuru hem de Hindistan’dan getirilmiş gibi lüks kumas kategorisinde. O gün konuşacakları trajedi ne olursa olsun, yayına göbek havası kıvamında müzikle başlıyor. Seyirciye yeterince çepik vurdurduktan sonra ocağına düşenleri sorguya çekmeye başlıyor.
Tabii bu sorgu sırasında “biriktirdiği akılları” karşısına diktiği kişilerden esirgemeyip bolca saçıyor.
Eline düşenlerin onun sosyal kategorisiyle en küçük bir ilgisi yok.
“Evimin hanımıyım…”

Oraya suçsuz olarak çıkanların kalayı çabucak aşınıyor, bakırı hemen görülü veriyor nedense. İki üç canlı şahit bağlantısından sonra bakıyorsunuz ki “evimin hanımıyım” diyen mağdur kadının geçmişinde üç dört imam nikâhı,bir  o kadarda başka vukuatlar tek tek ortaya saçılı veriyor.
Dört kocadan arta kalmış, hendek atlamış bu kadınların veya erkeklerin tarifi mümkün olmayan ilişkiler yaşadıkları anlaşılıyor.
“Evladımı istiyorum” diye evden kaçan kızının peşine düşen bir anneye acımak üzereyken, bir bakıyorsunuz ki o anne kızına bir koca adayı bulmuş, hatta başlık parası pazarlığını bir traktörün pulluğuna bile vardırmış. Kızın evden kaçması iş yerini sel basmış gibi bir zarar.
Bu programları birkaç gün takip edenin önce nutku tutulur. “Aile yapısı” diye dillendirilen şeyin, toplumun öteki yakasında bir karşılığı olmadığını anlar hemencik.
Programın bir de hukuk danışmanı var. Avukat Hülya Hanım seyircilerin arasında oturuyor ve sık sık lafa karışıyor. Format gereği sadece hukuki konularda yorum yapması ve taraflara bilgi vermesi gereken bu hanım sık sık Esra Erol’lu solluyarak düz otobana giri veriyor , olayın kahramanlarından cumhuriyet başsavcısı gibi hesap soruyor.
“Türk aile yapısı” deyimi dilinden düşmüyor. “Örf, adet, gelenek” ikide bir kullandığı sözcükler. Kızdığını da sesini yükseltip, avaz avaz bağırmasından anlıyoruz.
Misal, Hülya Hanım lafın sırası geldiğinde “Bu yaptığınız Türk aile yapısına uymaz” diyorsa durum ciddileşiyor demektir. Muhatabı hapı yutmuş sayılır. Sorgulananların çoğunun eğitimi ilköğrenim seviyesinde olduğundan “Süt dökmüş kedi gibimiyim” diye karşılık bile veremiyor.
Ayrıca “Devlet” sözcüğü dilinden hiç düşmüyor. Onun kırmızı çizgisi devlet kavramı. Temsil, kocadan kaçtıktan sonra başka bir erkeğin himayesine giren kadın “çocuklarımı yurtlara veremezdim” diye savunmaya geçtiği zaman Hülya Hanım parlıyor. “Sen devletin çocuk esirgeme kurumunu beğenmiyor musun” deyip o çaresiz anneyi hizaya getiriyor. Karşısındakine laf yetiştiremediği zaman tehdit silahını kullanıyor. “Buradan yetkililere ihbarda bulunuyorum” diye başlayan cümleleri hukuk torbasından çıkarıyor.
Aileden Sorumlu Devlet Bakanı şiddetindeki bir adli danışmanın mantığından oluşan bu hukuk öfkesi illa ki erkekleri vuruyor. Çoğu kadınlardan oluşan seyirci de zevkten dört köşe oluyor. Erkek milletine karşı ön yargı Esra Erol’da da var. Bir kadın bir de erkekten oluşan davalı tarafların dayak yiyeni hep erkek. Dayak yedikleri ile kalsalar iyi bir de hakarete uğruyorlar.
Geçen hafta ellerine bir erkek geçirmişlerdi. Adamı doğduğuna pişman ettiler. Hamile bıraktığı kızdan olan çocuğa sahip çıkmadığı için yemediği hakaret kalmadı.
“Ne utanmaz insanmışsınız” diye başlayan cümlelerden birini Esra Hanım kuruyor, onun bıraktığı yerde Hülya Hanım ikinci cümleyi yetiştiriyordu.
Karşısındaki insanın biraz eğitimi olsa bu lafları ettirmezdi. Ettirmediği gibi yayının kasetini aldığı gibi mahkemeye gider tazminat davası açardı.
Ama adam “yorgun manda hassasiyetindeki” bakışlarını kendisine hakaret edenlere dikip, öylece dinledi.

Sosyal medya denen sopa

Bir de bu insanlara musallat olan soysal medya gerçeği var. Uzun boylu asabi şahsiyet, kendisine laf çaktığı için Vikipedia’yı aylarca yasaklamıştı. Ama toplumun ayarını bozan “sosyal medya illetine” çare bulamadı.
Herkesin elinde aklı kendisinden 30 – 40 IQ fazla bir cep telefonu. Yemeyip içmeyip parasını kontöre yatırıyor, sosyal medyayı didikliyor.
Altı yıllık evli kadın bir bakmışsın ki sosyal medya üzerinden iki aydır tanıdığı adamla kaçıvermiş., internette çiftleşmişler.”
İngilizceden devşirme “Chetleşme” sözcüğü bu kadar güzel içselleştirilir.
Bugün yüzde 24’ü işsiz ahalinin elinde 80 milyondan fazla cep telefonu var. Bunun en az 60 milyonu kullanıcısından daha akıllı.
Hülya Hanım’ın şiddetle sahiplendiği devletin kuruluşlarından Devlet Plânlama Teşkilatı’na göre eldeki telefon sayısının 2020’de on beş milyon adet civarında olması gerekirdi. Gelinen noktaya akıl sır ermez.
Bir elle çöp bidonunu karıştırıp diğer eliyle cep telefonundan konuşan vatandaş, karşıdan gelen “n’örüyon” sorusuna “n’örim çalışıyom” diye cevap verdiğinde bu resmi hiçbir plânlamacı açıklayamaz.
Esra Erol programlarının bize öğrettiği bir şey var. O da “halkımız” deyip ikide bir şiirle, türküyle yüceltmeye çalıştığımız kitlenin uğradığı gurur erozyonu.
Karısı kaçan, tecavüze uğrayan, sosyal ortamda başı cinsellik marifeti ile ezilen kim varsa soluğu bu programlarda alıyor. Sırf televizyonda birkaç saat görünmek uğruna her türlü zillete katlanıyor.
Bu programdan ne öğrendik: Aile yapısı denilen şeyin hanki diyarlarda gezdiği ve toplumun Reisin yönetimi altında nasıl bir cinnet hali yaşadığını görüyor ve öğreniyoruz.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.