DOLAR
13,4726
EURO
15,2894
ALTIN
793,64
BIST
2.011,16
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır
Karla Karışık Yağmurlu
3°C
Diyarbakır
3°C
Karla Karışık Yağmurlu
Pazartesi Az Bulutlu
3°C
Salı Çok Bulutlu
5°C
Çarşamba Hafif Yağmurlu
4°C
Perşembe Çok Bulutlu
2°C

Serhat: Avrupa gerçeği itiraf etmeli, köklü değişiklik zamanı geldi!

11.01.2022
0
A+
A-

PAJK Koordinasyonu Üyesi Ronahi Serhat, Paris katliamına ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Avrupa devletleri daha fazla bu suça ortak olmamak için gerçeği itiraf ederek Kürt sorununa yaklaşımda köklü bir değişiklik zamanı gelmiştir” dedi.

PAJK Koordinasyonu Üyesi Ronahi Serhat, dokuzuncu yıldönümünde Paris katliamını değerlendirdi.  Serhat, katliamın Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın emriyle MİT tarafından organize edildiğini belirtirken, Avrupa ülkelerinin katliamdaki sorumluluklarına da işaret etti. 

Özellikle Fransa ve Almanya’yı Kürt sorunundaki yaklaşımını kökten değiştirmeye çağıran Serhat,  Türk devletinin sürdürdüğü mevcut işgal saldırılarına ilişkin de çarpıcı ifadeler kullandı. Serhat,  “Bu savaş her zamankinden farklı ve kader belirleyen bir savaştır. Savaştaki, topyekun mücadeledeki başarı faşist AKP-MHP rejiminin sonu olacaktır. Özellikle KDP ihanetine ve faşist AKP-MHP işgalci saldırılarına karşı 2022 yılı etkili bir mücadele yılı olacaktır” dedi.

PARİS KATLİAMINI BİZZAT ERDOĞAN’IN EMRİYLE MİT ORGANİZE ETTİ

9 Ocak 2013’te Paris’te Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez arkadaşlar katledildiler. Bu cinayet kimler eliyle gerçekleştirildi, amaçlanan neydi?

Kürdistan Özgürlük Hareketimizin kurucu üyelerinden ve Kadın Özgürlük Hareketimizin öncüsü Sakine Cansız yoldaşı ve beraberinde şehit düşen Fidan Doğan, Leyla Şaylemez yoldaşları şahadetlerinin 9. yıldönümünde saygı ve minnetle anıyorum. Katliamcıları nefretle kınıyoruz.

Yeni bir mücadele yılına büyük bir direniş ve işgal, imha saldırıları karşısında kendini siper eden fedailik mücadelesi ile giriyoruz. Direnişin mimarı olan Önder Apo ağırlaştırılmış tecrit koşulları altında mücadele çizgimizi belirlemektedir. Soykırım saldırılarına karşı yürüttüğümüz mücadelede partimizin çok değerli komuta, savaşçı ve öncü kadrolarını şehit verdik. Düşmanın soykırım vahşetine karşılık, her daim zafer inancıyla devrim mücadelesinde yer alan, en zor şartlarda tereddüt yaşamayan, militanlık görevlerine kararlıca, yüksek bir iddiayla sarılan şehitlerimizin emrinde yürümeyi ve gereklerini yerine getirmeyi en temel görev olarak görüyoruz. Şilan Goyi, Nujin Amed, Nujin Koçer, Hilal Goran, Canda Kıçi, Diljin Dersim, Hejar Urfa, Serhat Giravi, Ulaş Dersim, Şengal’de Dıjwar, Sait, Amargi yoldaşlar, Rojava’da Sosin Birhat, Renas Roj ve Başur’daki saldırıda şehit düşen Şükrü yoldaşlar şahsında tüm Kürdistan şehitlerimizi saygı ile anıyoruz. Anılarına layık olmak zaferi yaratacak bir mücadele ile olacaktır.

Paris katliamı ve süregelen soykırım saldırıları ikiyüzyıldır çözümsüz kalan Kürt sorununda uluslararası güçlerin izlediği siyasetin sonucudur. Paris katliamı da Avrupa’nın Kürt sorununda ikiyüzlüce siyasetini özetler.  Bizzat Erdoğan’ın emriyle MİT’in birinci derece sorumlusu Hakan Fidan tarafından organize edilerek ve Fransa istihbaratının işbirliğinde gerçekleştirildi. Fransa devleti, cinayeti kimlerin işlediğini bildiğinden örtbas etmek üzerinden bir süreç işletti. Cinayetin faili Ömer Güney tutuklu bulunduğu cezaevinde intihar süsü verilerek ortadan kaldırılıp cinayeti gündemden düşürmeye çalıştılar. Aksi takdirde Ömer Güney’in yargılanacağı dava Avrupa tarihinde siyasi bir komplo ve cinayet olarak yer edinip aynı zamanda siyasi sürece damgasını vuracaktı. Fransa devleti tarafından, MİT mensuplarının bu cinayet hakkında itirafları görmezden gelindi.  Katliamın işlendiği yıl Önderliğimizle doğrudan Türk devlet yetkilileriyle Kürt sorununa demokratik çözüm arayışı temelinde diyalog süreci devredeydi. Esasta devletin demokratik çözüm niyeti ve siyaseti yoktu. Tamamen yeni bir savaşa hazırlık temelinde oyalama süreci olduğu, zaman içinde ortaya çıkmış oldu. Önderliğimiz bu gerçeği bilmesine rağmen yine de Türkiye ve Kürt halkının ortak demokratik ve özgür geleceği açısından bir fırsat-ortam oluşturmak istedi. Bu katliamla verilen mesaj “ya katledilirsiniz ya da teslim olursunuz” mesajıydı.

‘ÖNDERLİĞİMİZ HEDEFLENDİ’

Sara-Sakine Cansız yoldaşın hedeflenmesi, hareketin kurucu önder kadrolarından biri olarak yine aynı zamanda Önderliğimizin itinayla geliştirdiği en büyük değer ve özlemi olan kadın özgürlük mücadelesine katliamla verilen karşılıktı. Esas mesaj böylelikle Önderliğimize verilmiş oluyordu. Önder APO üzerinde çok büyük bir baskı ve şiddet uygulandı. Sakine arkadaş ve beraberindeki arkadaşlarımızın hedeflenmesi, Önderliğimizin hedeflenmesi anlamını taşıyordu. Bu cinayetin siyasi mesajını okumak ve anlamak zor değildi. Fakat her zamanki gibi Avrupa devletlerinin görmezden geldiği Kürt sorununu siyasi çıkarlarına kurban etmeleri, durumu salt insan hakları raporu üzerinden Türkiye’ye kırık not vermekle geçiştiren ikiyüzlü politikaları günümüzde de katliamların devamını sağlayan, her Kürdün ölümünü imzalayan alçakça, soğukkanlı katliamcı bir siyasettir. Katliamı yapan, organize eden her ne kadar Türk faşist devleti ise yine Kürt düşmanlığından kaynaklansa da bu düşmanlığı besleyen, destekleyen, Türk devletinin Kürtlere açıktan terör uygulaması uluslararası siyasi gerçekliğe dayanmaktadır. 

AVRUPA ÜLKELERİNİN KATLİAMDAKİ SORUMLULUĞU

Paris katliamının mit tarafından yapıldığı bazı belgelerle de kamuoyuna açıklandı. Fransa’nın bu konuda sorumluluğu neydi, yerine getirildi mi, bu anlamda AKP-MHP faşist ittifakının ayakta durabilmesinde Avrupa ülkelerinin rolü nedir?

Cinayet kamuoyu ve Kürt halkı nezdinde aydınlanmıştır. Ancak resmen Fransa devletinin kendi hukukunu işletmeyerek resmi hiçbir karar almadan zaman aşımına uğratma tutumu siyasi tutumunu gösterir. Hatta bırakalım cinayetin üzerine gitmesi, Fransa polisi, cinayetin işlendiği yerde bulgu ve belgeleri bile toplama zahmetine girişmemiştir. Katliamın gerçekleştiği yerde, Kürt dostları, yurtseverler, arkadaşlarımız delilleri toplayarak polise vermiştir. Böylesine lakayt yaklaşımları davanın daha başlamadan nasıl ele alınacağını gösteriyordu ve nitekim böyle oldu. Fakat Kürtler ve dostları bu davanın asla peşini bırakmayacaktır. Avrupa ulus devletleri,  Kürtleri ve Kürt sorunun özgürlük davasını temsil eden Önderliğimize, Kürdistan Özgürlük Hareketimize her ne kadar inkar, komplo, katliam siyaseti uygulasa da ve haklarımızı tanımasalar da bizler bu dünya gerçeğinde bir hakikatiz. Acımasız kapitalist çıkarları uğruna faşist AKP devletiyle ilişkileri ve destekleri sürse de riyakarlıkları her gün özgür Kürdün, özgür Kürt kadınının ve özgürlük isteyen dünya insanlığının iradesine çarpmaktadır. Katliamın üzerinden 8 yıl geçti, isteselerdi elbette faşist Erdoğan, Hakan Fidan ve temsil ettikleri Türk devleti hakkında gerekli kararı alabilirlerdi.

Fransa devletinin bu tutumuna üyesi olduğu Avrupa Birliği de sessiz kalmıştır. Sessizlik, katliama ortak olmaktır.  Kürt halkı, kadınlar kendi haklarını sonuna kadar savunacaktır.  Katliam, imha ve inkardan başka bir yol izlemeyen Türk devletinin zorbalığına ve terörüne karşı elbette silahlı mücadele dahil her türlü mücadeleyi sürdürmek en insani, meşru hakkımızdır.  Kürtlere soykırım dayatılmaktadır. Yalana başvurarak Olof Palme cinayetini Hareketimizin üzerine yıkarak terör listesine alan Avrupa Birliği, yıllardır Kürt halkına karşı suç işlemektedir. Olof Palme cinayetini 2021 yılında kimin yaptığını İsveç devleti açıkladı. Bunca yıldır bu gerçeği neden gizlediler?  Kürtlerin bırakalım demokratik mücadele ve siyaset yapmanın en küçük bir imkanını, yaşam hakkı bile bırakmayan, ortadan kaldırmak için işte Sakine Cansız cinayetinde olduğu gibi her yerde Kürtlere baskı ve şiddet dayatılmaktadır.  Faşist Türk Devletinin asker-polis şiddetiyle, faşizm uygulamasıyla, topyekün imha saldırısıyla ortadan kaldırılmak istenen bir halk olarak kendimizi savunmamızı terörle eş tutanlar, alçakça bir siyaset sahipleridir. Kürtler vardır ve özgür yaşayacaktır. Önderliğimiz bu gerçeği hep temsil ettiği için uluslararası komployla karşılaştı. Bugün Kürdistan özgürlük gerillasına kimyasal silah açıktan kullanılmaktadır. Başta Fransa, Almanya olmak üzere Avrupa devletleri daha fazla bu suça ortak olmamak için gerçeği itiraf ederek Kürt sorununa yaklaşımda köklü bir değişiklik zamanı gelmiştir.  Önderliğimizin de İmralı tecridinde tutulması tamamen hukuk dışıdır, insanlık dışıdır.  İmralı sistemi, CPT’nin de sorumluluğundadır.  Avrupa Konseyi yükümlülüğünü yerine getirmelidir.

HESAP SORULMALI

Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemezlerin bıraktıkları mücadele mirasına ve anılarına Kürdistan kadınları nasıl yaklaşmalı? Yine dünya kadınlarının bu katliama karşı sorumlulukları nelerdir? Neler yapılmalı? 

Sakine Cansız, Kürdistan Kadın Hareketimizin mücadele çizgisinin ve pratiğinin şekillenmesine damgasını vurmuş, her aşamasında kurucu önder kişilik olarak rolünü oynamıştır. Bu nedenle hunharca katledildi. Katledilmesi tamamen ideolojik-siyasi olarak da kadın özgürlük mücadelemizin hedeflenmesiydi. Düşmana başkaldıran her kadın için katliamla tehdit etmek ve bu da yetmezse ortadan kaldırma amacını açık seçik ortaya koymaktı. Büyük devrimcilerin, topluma mal olmuş büyük önder kadroların şahadeti toplumlara anılarına bağlılık sözünü, kararını güçlendirmiş, mücadeleyi radikalleştirmiştir.  Yarım asra varan soluksuz devrimci mücadelesi, büyük bir kadın özgürlük hareketine dönüştüren en genç ardıllardan tutalım her PAJK’lı kadın yoldaşımız, bu mücadeleye gönül veren her kadın Sara yoldaşın izinde yürüme ve başarma iddiasındadır.  Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez arkadaşlar, Avrupa’da bitirilmek istenen Kürtlüğün, sistemiçileştirilen kadın hareketlerine karşı militanca kadın özgürlüğünü savunmanın duruşuydu. Coşkularıyla, bitimsiz enerjileriyle Avrupa’da devrimci faaliyetlerini hep yürüttüler.  Toplumsal bir hareket olan kadın özgürlük mücadelemiz, dünya kadın hareketleriyle, mücadeleci şahsiyet ve kesimlerle en anlamlı buluşmaları, ortak eylemleri Avrupa’da da geliştirdi. Bundan dolayı her üç yoldaşımızın na’şını en geniş kesimlerin katılımıyla yüzbinler omuzladı. Paris gibi bir yerde Avrupa’nın ortasında üç kadın devrimcinin katledilmesi, başta Fransa olmak üzere tüm kadınların adalet arayışıdır.  Demokrasinin ve hukukun üstünlüğünü her şeyin üstünde tuttuğunu iddia eden Avrupa’nın kendi yasalarını uygulaması gerekir.  Saraların özgürlük mücadelesi, tüm dünya kadınlarının özgürlük mücadelesidir.  Dünyanın farklı bir yerinde devlet, erkek, gelenek şiddetine maruz kalan kadınların mücadelesi, Kürt kadınları olarak bizim mücadelemizdir.  Nerede olursa olsun kadına yöneltilmiş saldırı ve katliamlara karşı en güçlü tutumu ortaya koyarak savunmamızı geliştirmeliyiz.  Bu katliam Fransa halkı, demokratik kamuoyu bu davanın takipçisi olabilmelidir. Fransa devletine göre, dava kapanmıştır, ancak suçlular gerçekte Kürt kamuoyuna, kadınlara, demokratik kamuoyuna açıklanmadığı sürece, cezai yaptırıma gidilmediği sürece bu dava kapanmamıştır.  Ne insanlık vicdanında ne kadınların yüreğinde bu dava kapanmayacaktır.  Paris katliamının biz kadınlara, mücadeleci kesimlere bıraktığı en büyük miras mücadele azmidir. Sara yoldaşın kendisi de tepeden tırnağa mücadeleci bir kişilikti. 

Sara yoldaş şahsında, Dersim halkı da bir kez hedeflenmiş oldu.  PKK Hareketinin ortaya çıkışı, faşist Türk devletinin Alevi düşmanlığına,  Dersim, Maraş katliamıyla gerçekleştirdiği fiziki soykırımın yanı sıra beyaz soykırımına müdahaleydi. Bu tarihsel müdahaleye katılan her kadın, erkek Dersim, Maraş ve diğer katliamların hesap sormaktadır.

SAKİNCE CANSIZ’IN MÜCADELE MİRASI

PAJK öncülüğündeki kadın özgürlük mücadelesinin bugün ulaştığı düzey nedir, PKK kurucularından olan Sakine Cansız’ın bunda rolü nedir? Sakine Cansız’ın kitabından da büyük bir direnişçi, kavgacı olduğunu, özgürlük iddiasının büyük olduğunu görüyoruz. Kadınlara neler bıraktı Sakine Cansız? 

Öncümüz Sakine arkadaşın ‘Hep Kavgaydı Yaşamım’ adlı kaleme aldığı kitabı mücadele yaşamını içerir. Gerçekte de Sakine arkadaşı hep mücadeleci kişiliğiyle tanıdık. Mücadele bir yaşam duruşu ve yaşam felsefesiydi.  Sınıflı, cinsiyetçi zulüm ve zorbalığın kol gezdiği dünya gerçeği, kadınların acılı yaşam gerçeğinin sistemleştiği ataerkil toplum gerçeği içinde yine Kürtlüğü, Aleviliği asla kabul etmeyen faşist Türk devlet rejimine karşı mücadele etmenin nedenleri sayılamayacak denli çoktu.  Sara yoldaş da her daim yaşamı mücadeleyle karşılamıştır. Başka türlü yaşamak mümkün değildi. Kadından çalınmış hayatlar, Kürtlerden çalınmış hayatı geri almanın başka bir yolu yoktu. Özgürlüğün bilincinde olanlar, özgürlük uğruna her şeyi feda etmekse bunun yolu devrimcilikle bütünleşir. Sakine arkadaş dolu dolu derslerle yüklü devrimci bir yaşamın sahibi oldu. Ataerkil aile gerçeğinden tutalım, geleneksel toplumla ilk çelişkisi ve Önder Apo’ya tanışması kendisini radikal bir devrimci yaptı. Çelikten bir iradeye sahip Sakine yoldaş, 12 Eylül 1980’lerin faşist cunta darbesinin işkence sisteminde halkının özgür iradesi oldu. Kadınların umut ışığı oldu. Kürt kadını, Sara kişiliği, şahsında yeniden tanımlanmış, doğmuş oldu, yeniden kimlikleşmiş oldu.  Direnen, direngen, düşmana asla baş eğmeyen her türlü teslimiyetçi, işbirlikçi çizgiye karşı onurun temsili oldu. Şahsında yeniden yaratılan Kürt kadın gerçeği bir bireyle sınırlı olmayıp toplumsal bir gerçekliğin parçalanmasıydı.  Kadına dair gerici ataerkil zihniyetin darbelenmesiydi, devrimci bir müdahalesiydi. Kültürel dönüşümün ilk kıvılcımı Sara yoldaşla tutuşmuş, Kürdistan toprağında mayalanmış ve mücadeleyle filizlenmişti. Geleceğe dair umutlar dipdiri olabilirdi. O sadece PKK’nin bir Sarası değil, Kürt toplumunun Sarası olmuştu. Kürt kadını Sara yoldaş şahsında Kürt toplumunda baş tacı olmuştu.  Her türlü hakaretin, geleneğin üzerinde söz söylediği hiçlik mertebesine indirdiği, kocaya karı, çocuğa ana rolünden başka bir değere layık görülmeyen kadın gerçeği tarihsel doğuşunu yapmıştı.  Kadının özgürlük mücadelesine katılımı, düşmana karşı savaşa katılımı, kadının öz bilinciyle örgütlü kadın gerçeğine yönelmesi tarihte bir ilk değildi ama Kürdistan tarihinde bir ilk bir ilke olarak toplumsal devrimdi.  Tarihten süzülüp yeryüzüne gelmiş tanrıça misali, 20.yüzyılın çalkantılı savaş ortamında özgürlüğe attığı ilk adımda nasıl kararlıysa yaşamı boyunca hep bu kararlılığın sahibi oldu. Sakine arkadaş, yılmaz iradenin, kararlılığın, devrimci coşkunun, inancın timsaliydi. Kadınlara olan sevgisi, inancı, kadınların mücadelesine dair taşıdığı başarı iddiası her zaman kadınla yoldaşlığını belirledi.

Kadınları, mücadeleyi sınırsız sevdi, sınırsız katıldı. Hiçbir zaman engel tanımadı, başarı için gerekçe ileri sürmedi.  Reber APO’ya sonsuz bağlılığı, sevgisi, yoldaşlığı, Reber APO’nun da belirttiği gibi, Sara yoldaşın yaşamı, Kürdistan kadınlarının özgürlük mücadelesiydi. Kürt-Alevi bir kadın olarak, mücadelesi ne dar Kürtlük sınırlarında ne de salt Alevilik sınırlarında kaldı. O her yerde her kadınla özgürlük mücadelesini omuzlayan, dünyanın her yerinde ayağa kalkmış kadınlarla birlikte olmayı başarabilen, devrimin şarkılarını söyleyebilen, ülke, dil sınırlarını aşan bir katılıma sahipti.  Dünya kadınlarıyla bir olmayı, birlikte mücadele etmeyi arzuladığı kadar, Kürtlere uygulanan soykırıma, katliama karşı yurtseverlik özüyle yurdunun her karış toprağına aşkla bağlı, her dağın yüceliğinde açan hiç solmayan kırmızı karanfildi. Devrim ateşiydi.  En büyük arzusu kadınların birleşik mücadelesini gerçekleştirmekti. En büyük öfkesi dört parçaya bölünerek sömürgeleştirilmiş Kürdistan’ın özgürleşmesi, Kürt halkının ulusal birliğinin yaratılmasıydı.  Kadına dair en küçük bir gelişmeyi bile büyük bir heyecanla, sevinçle karşılayan devrim heyecanını her zaman taşıyan cesur bir devrimciydi. Kadının devrimcileşmesinde, öncü militanlaşmasında büyük bir emeğin sahibi oldu. Büyük bir özveriyle her çalışmaya yöneldi.

Yüreğinde kadınların hiç dinmeyen acılarını taşıyarak, zorlukların mücadeleci kadın kişiliğiyle aşılabileceğini ortaya koyarak dünya kadınlarına öncülük etti. Reber APO, Sara arkadaşın katliamını ikinci Dersim katliamı olarak tanımladı.  Bizlere düşen sorumluluk bu faşizmden, katliamcı AKP-MHP iktidarından hesap sormak ve Fransa devletinin taşıdığı sorumluluğu yerine getirmesini sağlamaktır.

2022’DE NELER YAPILMALI?

Kürdistanlı kadınların 21. yüzyılın kadın yüzyılı olması için verdikleri mücadele, kadınlarda ve erkeklerde hangi kültürel dönüşümleri yarattı? Yaratılanlar, yüzyılı kadın yüzyılı yapmaya yetiyor mu? 2022 yılında neler yapılmalı?  

Dünyaya hakim olma arzusuyla her şeyi azami kar amaçlı kullanan kapitalizm, doğaya, topluma, kadına karşı katliamcı saldırılarını zirveleştirmekte ve krizi baş edilemez düzeye vardırmaktadır. Erkek egemen sistemin ve zihniyet yapılanmasının bir ürünü olan ulus devlet yapılarının çözülmesi, ekonomik, siyasi ve askeri olarak krize yol açmış olması kadın özgürlük mücadelelerinin yükselmesinde ciddi devrimci fırsatlar doğurmaktadır. Sistemsel çözülme göründüğünden daha derindir. Kapitalist sistem güçleri arasındaki güç dengesi çelişkili ve çatışmalı şekilde yürümektedir. Görünürde ayrı devlet olup kendi aralarında ekonomik, askeri, siyasi güç toplama rekabeti yoğun yürüse de kapitalist devletler, kapitalist sistemin çıkarları için askeri-siyasi-ekonomik her türlü işbirliği içindedir. Kadınların, ezilen emekçi, işçi kesimlerin, halkların özgürlük mücadelesi karşısında ortak tutum içindeler. Nitekim Afganistan’da halkı, Taliban vahşetiyle yüz yüze bırakan yine ABD’dir. Daha düne kadar terörist listelerinin başında yer alan Talibanla anlaşma yaparak çekildiler. Diğer yandan açığa çıkan en önemli sonuç da yaşanan direniş sonucunda ABD’nin 20 yıllık mücadelesi ve Afganistan’da hakimiyetini kurma çabası da amacına ulaşmamıştır. Çekilmesinin bir nedeni de budur. Nihayetinde Afganistan katliamcı, gerici, kadın düşmanı Taliban’a teslim edildi. Defalarca görüldüğü gibi ezilen hiçbir kesim, ulus, sınıf, topluluk asla egemen güçlere bel bağlamamalı, medet ummamalıdır. Öz savunma gücünü ve halkı örgütlemeyen gerçeğin felaketle yüz yüze kalacağını Afganistan’da bir kez daha görmüş olduk. Afgan kadınlarıyla da dayanışma içinde olarak mücadele etmek başta bizim ve tüm kadın hareketlerinin temel görevidir.  

Hareketimizin, Kürdistan gerillasının mücadelesi, kadınların direnişi olmasaydı, Kürtler DAİŞ’e karşı savaşıp direnmeseydi aynı felaketi hem halkımız hem Ortadoğu kadınları, halkları yaşayacaktı. Yine bir dönem Avrupa’da da DAİŞ tarafından işlenen cinayet ve katliamlar daha da büyüyecekti. Avrupa toplumu Kürt kadınlarının ve halkımızın DAİŞ’e karşı verdiği mücadeleyi asla unutmamalıdır. Kürt halkının özgürlüğünü istemek, faşist AKP-MHP iktidarına karşı tutum almak aynı zamanda kendi demokratik gelecekleri ve güvenliğini sağlama alma sorunudur. AKP-MHP iktidarının, Kürdistan Özgürlük Hareketi olarak PKK’ye düşmanlığı, mücadeleci Kürt halkına, kadınlara, gençlere düşmanlığının, saldırılarının nedenlerini daha geniş çaplı düşünmeleri gerekir.  Bugün Türkçülük-İslamcılık üzerinden şekillendirdikleri siyaset, Avrupa halkı için de en büyük tehdittir. Yapabilirlerse tüm Avrupa’ya hakim olma, Osmanlı döneminde olduğu gibi işgal etme hayali bitmemiştir. Ortadoğu’ya Hareketimizi terörize ederek ve hareketimizin varlığını, Kürt halkının özgürlük mücadelesini ve özerk sistemini neden göstererek girdiler. Peki sadece amaç bu mudur? Elbette değildir. Tabi ki, adı Kürt olan hiçbir şeye tahammülleri yoktur. Ama kuklası, işbirlikçisi, ajanı, kölesi yaptığı Kürdü de Türk kimliğinde kabul etmektedir. Ortadoğu üzerinde hegomonik amaçlar peşindedir.

Taliban, DAİŞ, Boko Haram, El-Kaide, Müslüman Kardeşler, AKP aynıdır.  AKP’nin bu belli başlı vahşi çetelerle ilişkisi ayyuka çıkmışken, en büyük finans kaynağı faşist Türk devleti olduğu belgeleriyle deşifre edilmesine rağmen tek bir adım atılmamakta ve Kürt soykırımı için destek vermekteler. Bu da Kürt soykırımının uluslararası güçlerin planlaması temelinde geliştiğinin açık göstergesidir. Kürdistan’da Hareketimizi bitirmenin, Önderlikle adeta yeniden uyanan ve bugün Ortadoğu’da değişimin iradesi olan kadınların, Kürt halkının Ortadoğu halklarıyla birleşerek yeni demokratik Ortadoğu sisteminin inşasından korkmaktadırlar.  Bu nedenle alternatif sistemin inşası ve toplumun örgütlü kılınması her zamankinden önemli olmaktadır. Bizler de daha fazla ideolojik-politik mücadele çizgimizi pratikte geliştirmeli, açılım yapabilmeli, etkili geniş bir mücadele dönemini başlatmamız gereklidir.

Sisteme ve ulus-devlet iktidarlara karşı yükselen, büyüyen toplumsal muhalefet dalgasının başını kadınlar ve gençler çekmektedir. Toplumun yaşadığı sorunları daha fazla merkezine alıp bunlara somut çözümler sunan bir yaklaşım sahibi olabilmeliyiz.

21. yüzyıl açık bir biçimde kadın mücadelelerinin yükseldiği ve gündeminin radikalleştiği gelişmelere sahne olmakta. Dünya çapında da kadın hareketleri, toplumsal hareketlerin başını çekerek toplumsal sorunlara bir güç olarak müdahil olmakta. Kadınlarda yaşanan aydınlanma ve ayaklanma düzeyi giderek artmaktadır. Kadın mücadelesinin küresel bir mücadele niteliğine kavuştuğunu belirtebiliriz. Sistem krizi ne kadar küreselse sistem karşıtı mücadele de yaygınlık kazanarak küreselleşmiştir. Yeni sosyal patlamaları beklemek mümkündür. Kadınlar her yerde, toplumsal kalkışlarda demokrasi ve özgürlük mücadelesinin başını çekmekteler. Baş gösteren kadın isyanının ana hedefi sistemle hesaplaşma ve şiddetin, iktidarın kökenini sorgulamadır. Geniş kesimler erkek egemenliği ve kapitalizm karşıtlığında birleşerek sistemin kökten değişimini haykırmaktadır. Yeni bir toplumsal yaşam sistemini tartışmanın önü açılmıştır. Mevcut örgütlenmeyle yetinilmeyeceği görülerek, örgütlenmenin hayati gerekliliği ve kadınların kendilerine ait öz savunmasını yaratmasının önemi açığa çıkmıştır. Kadınların arayışı geliştikçe erkek egemen iktidar güçleri, tutuklama, tehdit, zor-askeri şiddet dahil her türlü bastırma, teslim alma, dağıtma, sistemiçilşetirerek etkisizleştirmeye yönelmiştir.  Devrimci, demokratik, sol-sosyalist, ekolojik, feminist ve tüm muhalif güçlere karşı temel politikaları, baskı altına alarak teslim olmaya zorlamak, sistem içinde eritip kendisine dahil etmek ve geri kalanı da fiziki imha ile ortadan kaldırmaktır. Öncülüğü ortadan kaldırdıktan sonra planlarını engelsiz uygulayabileceklerini düşünmekteler. Kürt-Arap-Ermeni-Süryani kadınlarının ortak örgütlenme ve eylem gücü demokratik ulus inşasının iradesini oluşturmaktadır. Arap kadınlarda yaşanan gelişme, Ortadoğu’da kadın devrimi, demokratik devrim anlamında büyük umut yaratmaktadır.

KADINSIZ SİYASİ PROJELERİN BAŞARI VE ÇÖZÜM ŞANSI AZALDI

21. yüzyılın ilk çeyreğine Önderlik görüşlerinin damgasını vurduğunu görmekteyiz. Önderliğimiz İmralı’da tarihi-toplumsal gelişmelerin seyrini değiştirecek, tarihin akış yönüne müdahale edecek paradigmasal bir çıkış yapmış ve insanlığa ulaştığı ölçüde büyük bir heyecan ve umut kaynağı olmuştur. Önderliğimizin paradigmasını, felsefesini ve öngördüğü sistemi dünya insanlığına mal etme görevi sadece Kürdistan Kadın Hareketinin değil, dünyayı değiştirmek isteyen herkesin görevidir.

Kadınsız, politik projelerinin başarı ve çözüm şansı azalmıştır. Önderliğimizin demokratik modernite kuramı, demokratik ulus perspektifli özgür eş yaşam modeli, kapitalist modernite sisteminin krizi karşısında en güçlü çözüm perspektifidir. Sistem güçleri Reber APO’ya yönelik ciddi bir savaş yürütmektedir. Bu nedenle İmralı cezaevinde mutlak tecrit uygulanmaya devam edilmektedir. Geçen yıl startı verilen Önder APO’ya özgürlük hamlesi birinci yılını doldurdu. Hamleye kadınlar başta olmak üzere toplumsal sahiplenme Kürdistan’da ve yurtdışında belli bir düzeyde gelişse de yeterli değildir. Reber APO’dan hiçbir haber alınamamakta, avukatı, ailesi dahil hiçbir görüşme yapılmamaktadır. Toplum bu duruma alıştırılmaya çalışılmaktadır. Bu durum tehlikelidir. Önderliğimiz İmralı çarmıh sisteminde ağırlaştırılmış tecrit altında sistemin tüm psikolojik savaş saldırılarına karşı tek başına direnmektedir. İmralı esaret gerçeğini kesinlikle ortadan kaldırmaya kilitlenmemiz gerekir. Hukuki açıdan düşman Önderliğe yeni cezalar vererek yasaların dahi uygulanmasının önünü almaktadır. İmralı tecrit sistemi ağırlaştırılarak sürdürülürken tüm Kürdistan’da ve açılım sağladığımız her alanda Önderlik çizgisini etkisizleştirmek amaçlı yapılan yoğun saldırı altındayız. Yine parti kadrolarının fiziki imhasını sağlayarak öncülüğü ortadan kaldırmak, Kürtleri KDP çizgisine çekmek için yoğun çalışmaktalar. Kadın Hareketimizi darbeleyerek ve ideolojik-politik, dolayısıyla toplumsal değişim gücünü zayıflatarak sonuç almak istemekteler. Artık bu saldırılar Kürt yurtseverlerin askeri-siyasi hedeflenmesi aşamasına gelmiştir. Halkın öz yönetim odakları imhayla teslim alınmak istenmektedir. Şengal’de Ş. Said ile Dıjwar arkadaşın, Şengal Halk Meclisinin bombalanması düşmanın ne denli çılgınca hareket edeceğini göstermektedir. Halkımızın öncü kesimlerine böylesi saldırılar devam edecektir. Bu nedenle öncü değişim gücü olarak hareketimize, en üst düzeyde askeri, siyasi, diplomatik baskıyla birlikte, faşist AKP çete devletinin askeri saldırılarının önü sonuna kadar açık tutulmaktadır. AKP-KDP sopasıyla Kürtleri kendi çizgilerine getirerek teslim almayı, hareketimizi imha etmeyi amaçlamaktalar.

Önderliğimiz 3. Dünya savaş denkleminde Ortadoğu, özelde de Kürdistan’ın merkez rol oynayacağını çok önceden tespit etmiştir. Ortadoğu, emperyalist güçler için yeni bir güçlenme kaynağı iken Kürtler ve Kürdistan da buna giden yol olarak kullanılmak istenmektedir. Ortadoğu’ya ve Kürdistan’a iki yüzyıldır böl-parçala-yönet politikasıyla, katı egemen ulus-devlet projesiyle hakim olmaya çalışan sömürgeci güçler, Kürt sorununu hep kullanıma açık tutmuşlardır. 21. yüzyılda demokratik sosyalist bir hareket olarak ve Ortadoğu’da etki düzeyine sahip hareket olarak saldırıların odağındayız. Önderlik paradigması dünya kamuoyunda daha fazla sahiplenilir hale geldi ve Önderliğin fiziki özgürlüğünü isteyen çevreler çoğaldı. Bu nedenle karşı karşıya olduğumuz saldırılar ideolojiktir, paradigmasaldır.

2022 ETKİLİ BİR MÜCADELE YILI OLACAK

2021 yılında kapsamlı bir savaş ve direniş içinde olduk. Düşmanın, “Çöktürme Planı” temelinde yürüttüğü özgürlük alanlarını işgal ederek gerillayı tasfiye etme, Hareketimizi imha etme planlarının sonuç almasını engelledik, soykırım politikalarını önemli oranda boşa çıkardık. Tabi bu büyük bedellerle yürüyen bir savaştır. Yıla Şehit Şoreş Beytüşebap komutasında yaşanan Gare zaferiyle mücadele startı verdik. Bu düşmanı alt-üst ettiği gibi sadece askeri bir başarı olarak sonuç yaratmadı. Siyasi, diplomatik, toplumsal sonuçları oldu. Düşman hem Gare zaferinin etkisini kırmak hem planında sonuç almak için 23 Nisan’da kapsamlı başlattığı operasyonlara karşı Medya Savunma Alanlarında amansız bir direniş sergilendi. Düşman tüm gücüyle vahşice saldırmaktadır. Güney Kürdistan işgalini tamamlama ve hareketimizi, gerillayı tasfiye etme temelinde topyekun bir saldırı ve buna karşı bir direniş yürütülüyor. Her türlü kimyasal silah kullanımına, vahşice saldırılara karşı gerilla görevini kahramanca yerine getirmiştir. Dört parça Kürdistan’da halkın, kadınların TC işgaline karşı, KDP ihanet gerçeğine karşı belli bir mücadelesi olsa da yeterli olmadı.

YJA Star yıl içinde onlarca eylem yaptı, ayrıca tüm askeri hamlelere öncü düzeyde katılım sağladı. Düşmanın her türlü teknik saldırılarına rağmen gerilla savaşı kesintisiz sürdürüldü. Kimyasal saldırılarla vahşice gelişen katliamlara karşı olağanüstü mücadelemiz sürüyor. Ancak bu savaşın toplumsal mücadele boyutunu devrimci halk savaşı stratejisi temelinde etkili geliştirmek gereklidir. Bu savaş her zamankinden farklı ve kader belirleyen bir savaştır. Savaştaki, topyekun mücadeledeki başarı faşist AKP-MHP rejiminin sonu olacaktır. Özellikle KDP ihanetine ve faşist AKP-MHP işgalci saldırılarına karşı 2022 yılı etkili bir mücadele yılı olacaktır. Kadın mücadelesi, toplumsal dönüştürücü rolünü daha fazla dayatacaktır.  Kadınların kadın özgürlük bilinci ve örgütlü kadın kimliğiyle, kadın birliğini her alanda etkili oluşturarak ve faşizan saldırılara karşı öz savunmasını her biçimde geliştirerek kadın düşmanı iktidarlarla hesaplaşma yılı olacaktır.

ANF

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.