DOLAR
12,4902
EURO
14,1332
ALTIN
720,04
BIST
1.776
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır
Sağanak Yağışlı
14°C
Diyarbakır
14°C
Sağanak Yağışlı
Pazartesi Parçalı Bulutlu
16°C
Salı Parçalı Bulutlu
17°C
Çarşamba Gök Gürültülü
13°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
12°C

Salih Müslim: Savaş dursa Türkiye’de hükümet yıkılır

23.08.2021
0
A+
A-

”Türkiye’de savaştan ve kandan beslenen bir koalisyon hükümetinin iş başında olduğunu”, söyleyen Salih Müslim, ”savaşın durması durumunda hükümetin de yıkılacağını”söyledi.
”Türk devletinin Kürtlere yönelik katliam ve tasfiye stratejisinin yoğunlaşarak devam ettiğini, Şengal, Zirgan ve Til Temir saldırılarının bu katliam stratejisinin devamı olarak geliştiğini”, söyleyen Demokratik Birlik Partisi (PYD) Eşbaşkanlık Konseyi Üyesi Salih Müslim, ABD, NATO ve Rusya gibi uluslararası güçlerin de sessiz kalarak bu saldırıların önünü açtığını belirten Salih Müslim sorulara verdigi cevaplardan öne çıkanlar şunlar:

*Türk devleti 15 Ağustos’ta Şengal’e saldırdı. 15 Ağustos’ta Şengal’e yapılan saldırıları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Başta şehit düşenlerin ailelerine, tüm Ezidilere ve tüm Kürt halkına başsağlığı diliyorum. Sizin de söylediğiniz gibi 15 Ağustos’ta saldırıların yapılmış olması oldukça manidardır. 3 Ağustos Şengal katliamının, 15 Ağustos ise Mam Zeki Şengali’nin şahadet yıl dönümüydü. Türk devleti bu tarihte saldırarak, DAİŞ’in yapamadığını ben yaparım, demek istiyor. Yine, sizden kim öne çıkar, öncülük eder ve hakkınızı talep ederse onu ortadan kaldırırım, demek istiyor. İki hususta da böyle bir mesaj vermiş oluyor Türk devleti.

Aynı zamanda tüm Kürt halkı için de, özgürlüğünüze izin vermeyeceğim, diyor. Çünkü 15 Ağustos’un tarihi anlamı var. Bu konuda da, siz 15 Ağustos’u geliştiremezsiniz, ben olduğum sürece buna izin vermeyeceğim, mesajını tüm Kürt halkına vermiş oluyor.

Bildiğimiz gibi, daha önce 9 Ekim 2020’de PDK ile Irak arasında Şengal anlaşması yapılmıştı. O anlaşma, Ezidi ve Şengal halkına yönelik katliamının devam ettirilmek istenmesi, iradesinin teslim alınması anlaşmasıydı. Savunma güçlerini ortadan kaldırmayı amaçlıyorlar. Tabi anlamsız bir anlaşma. Türk devleti de, o anlaşmanın kendilerinin inisiyatifiyle geliştiğini söylüyor. Aslında birçok kesim bunu söylüyor. PDK ve Irak üzerindeki nüfuzunu kullanarak bu anlaşmayı uygulamaya çalışıyor. Amaç Ezidi Kürtleri ortadan kaldırmaktır. Şengal halkı bu anlaşmaya karşı direndi. Anlaşmayı kabul etmedi. Irak ordusunun, PDK güçlerinin bölgeye girmesine izin vermediler. Özerklik talep ettiler. İradeleriyle var olmak istediler. Ve dolayısıyla anlaşma da bu direniş karşısında uygulanamadı.

KATLİAM KARŞISINDA SESSİZLİK KABUL EDİLEMEZ

Kazımi de Seit Hesen ile görüşecekti. Seit Hesen görüşmeye hazırlanırken katledildi. Tabi bu PKD ve Irak’a da, ‘ya istediğim şeyleri uygularsınız ya da yapacağınız şeylere izin vermem’ yine ‘Ezidileri katletmezseniz ben katlederim’ mesajı verilmiş oldu.

Daha da önemlisi bundan sonrasıdır. PDK ve Kazımi bu anlaşmada ısrar edecekler mi bilemem. Şimdiye kadar bu konuda açıklamaları olmadı. Seit Hesen’in katledilmesi karşısında bir açıklama yapmalıydılar. Ama yapmadılar. Bu doğru bir şey değil. Görüşme yapacaklardı. Irak vatandaşı biriyle görüşmek istiyorsunuz. Kaldı ki bu, bir gücün başında olan bir isim. Daha önce ilişkileri olan biridir. Tanıyorlar kaldı ki. Tam da görüşüleceği bir zamanda Türk devleti tarafından katlediliyor. Kuşkusuz Irak bu konuda sorumluluğunu yerine getirmeli ve kabul etmemeli.

ABD, NATO SORUMLU DAVRANMALI

Diğer yandan yüzlerce km’lik uzaklıkta olan bir yer. Türk devletine bir tehdit teşkil etmiyor. Irak kendi topraklarında egemen bir devlet. Türk devleti tüm bunları ihlal ederek katliam gerçekleştiriyor. Bir adım ötesine de geçiyor. Saldırıda yaralananlar hastanede tedavi görürken hastanede katlediliyor. Bu tam da Türk devlet faşizminin ne ölçüde vahşi bir hal aldığını gösteriyor. Dünyanın hiçbir kanununda bir hastaneye saldırı kabul edilmez. Askeri hastane dahi olsa böyle bir şey olamaz. Orada yaralılar var, hastalar var, sana karşılık veremez, seninle savaşamaz. Ancak bu durum karşısında herkes sessiz kalıyor. Bu gerçeği dile getirmek istemiyorlar. Türk devleti bu şekilde savaş suçu, insanlık suçu işliyor. Ahlaksızca davranıyor. Ancak karşısında söz söyleyecek kimse yok. Özellikle de uluslararası güçler bir şey demiyorlar. Sessizler. Oysa sorumluluklarını yerine getirmeliler. ABD, NATO sorumlu davranmalı. Oysa NATO’nun ölçüleri var. Hastaneye saldır demez, bir halkı kökten katlet, jenosit uygula demez. Ama mesele Türk devleti olunca herkes sessiz kalıyor. Umarım biraz önce sözünü ettiğim güçleri kendi sorumluluklarını yerine getirirler, kendi koydukları kararlara, ölçülere sahip çıkarlar.

*Orada hava sahası Irak devletinin denetiminde. Ama Türk devleti hava saldırısı gerçekleştiriyor. Buna karşı Irak hiçbir tepki göstermiyor. Acaba bu onların hava saldırılarından haberdar olduklarını mı gösteriyor. Yine ABD’nin de saldırılardan haberi olduğu açıklanmıştı.

Türk devleti haber vermeden böylesi saldırılar gerçekleştirmez. Belki onları kandırmıştır. Orada bir hedefinin olduğunu, daha küçük bir hedef olarak gösterme durumu olabilir. Ama yine de bu onların sorumluluklarını ortadan kaldırmaz. En önemlisi de Türk devletinin işlediği bu suçlar karşısında sessiz kalmaları kabul edilemez.

*Kazımi’nin sessiz kalması Irak’ın egemenliğine de gölge düşürmez mi?

Elbette düşürür, nasıl düşürmez. Egemenlikleri zaten tehlikededir. Ülkenizde, halkınıza güvence vermek istiyorsanız kendi ülkenizde egemen olacaksınız. Türk devleti kendisi sınırlarını namusu olduğunu, söylüyor. Ee sizin sınırlarınız namus ise başkalarının öyle değil mi? Bu durumda Irak’ın da namusunu, Kazımi’inin de namusunu dikkate almalı, ihlal etmemeliler.

KÜRTLERİ TASFİYE STRATEJİSİ DEĞİŞMEDİ

*Aynı zamanda Kuzey ve Doğu Suriye’ye de saldırılar yoğunlaştı. Özellikle Zırgan, Til Temir, Eyn İsa’ya saldırılar gündemde. Til Temir askeri meclisinin bir kurumuna yönelik saldırı gerçekleşti. Bu saldırıları nasıl okumak gerek?

Türk devletinin baştan beri stratejisi Kürtlerin tasfiyesidir. Kürt halkının kazanımlarını tasfiye etmeye dönüktür. 2014’ten beri bunu yapıyor. DAİŞ’e bunun için destek verdi. Her hangi bir yere gönderirken Kürtleri katletmek üzere gönderdi. Aslında o günden bu yana plan değişmedi. Bu, gerek DAİŞ olsun gerekse El Nusra ya da diğer gruplar olsun, hepsini aynı amaçla kullandı. Amaçları Kürt kazanımlarını tasfiye etmektir. Yani planlar değişmedi. Şimdi de aynı şeyi sürdürüyorlar. Kobanê, Cerablus, Bab, Ezaz’a yönelik saldırılar oldu. Efrin, Serekaniye, Gire Spi işgal edildi. Tüm bunlar da aynı planın sonuçlarıydı. Başta bunu DAİŞ, Nusra, Tevhid gibi yapılar yoluyla yapmak istedi. Ancak tüm bu yapıların bu savaşı yürütemediklerini gördüklerinde kendileri devreye girdiler. DAİŞ ile anlaşarak Cerablus’a saldırdı. Efrin, Serekaniyê işgali öyle oldu. Halen de o çeteleri de kullanıyor. Ama artık kendileri de savaşın içine girdiler. Halen de bu savaşı, saldırıları devam ediyor. Zirgan ve diğer yerlere de saldırıyor. Til Rifat, Şehba, Efrin çevresine saldıranlar yine kendileridir. Bu saldırılar hiç durmadı. Gire Spi, Eyn İsa, Til Temir gibi yerler sürekli saldırı altında. Halkı korkutmak, bölgeden çıkarmak istiyor.

TÜRKİYEDEKİ İKTİDAR KANDAN BESLENİYOR

Bir de özel savaş yürütüyor. Bölgede ajanlaştırma, korkutma, öldürme, kaçırma gibi yöntemleri sürekli uyguluyor. İki savaş şekli iç içe yürütüyorlar. Son dönemde yoğunlaşan saldırıların Türkiye’nin kendi iç sıkışmasıyla da alakalı bir durumdur. Şu anda Türkiye’yi yöneten kimdir? Koalisyon hükümetidir, savaş koalisyonudur. Hepsi de Kürt düşmanıdır. Kürtleri ortadan kaldırmak istiyorlar. MHP, Ergenekon, eskiden zindanlarda olanlardır koalisyonda olanlar. Hepsini içeriden çıkardılar. Doğu Perinçek çevresi, çeteleri hepsini bir araya topladılar. Bu koalisyon ayakta kalmak için kana ihtiyaç duyuyor, savaşa ihtiyaç duyuyor. Çünkü savaş dursa koalisyon dağılır. Doğu Perinçek bir dönem solcu olarak kendini gösteriyordu. Ama şimdi Taliban’ı destekliyor. Bunlar savaş koalisyonudur. İç çelişkileri yoğundur. Bu çelişkileri gizleyip, ömürlerini uzatmak için savaşa ihtiyaç duyuyorlar. Burada, Azerbaycan, Libya vs. yerlerde aynı şeyi yapıyorlar. Ama şimdi Libya İle Azerbaycan’da bu savaşı yürütemiyor. Fakat burada yapıyorlar. Efrin’den tutalım İran sınırına kadar bu bölgede bir savaşı yürütüyorlar.

AHLAKSIZCA BİR SAVAŞ YÜRÜTÜYORLAR

*Bir süredir Başurê Kurdistan’a da saldırıyor. Orada kaybedince Rojava’ya saldırıyor. Sonra yeniden Başure Kurdistan’a saldırıyor. Bu diyalektiği nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında hepsi aynı planın parçaları olarak işliyor. Nerede bir zayıflık görse saldırır. Ölçüsüzce saldırıyor. Oysa savaşın da kuralları vardır. Örneğin sivillerin, hastanelerin vurulmaması gerekir. Ama Türk devleti bunların hepsini aştı. En önemlisi ahlak kurallarını çiğniyor. Ahlaksızca davranıyor. Halkı susuz bırakıyor. Efrin’e saldırınca da aynı şekilde suyu kesti. Şimdi Hesekê’de 1 milyon insanın içme suyunu kesiyor. Bunlar insanlık suçlarıdır. Ahlak denen bir olgu kalmamış. Savaşı böyle yürütüyor. Buna karşı tek yol direniş ve mücadeledir.

*Serekaniye ve Gire Spi’ye dönük saldırılara karşı garantör ülkeler vardı. Ama şimdiye kadar saldırılar durmadı. Niye ses çıkarmıyorlar?

Türk devleti bir NATO üyesidir. Fakat NATO’nun tüm kurallarını çiğniyor ama kimse de ses çıkarmıyor. Öte tarafta Ruslarla bir anlaşma oldu. Ancak Til Temir, Qamişlo’ya yapılan saldırıların hepsi Rusların gözleri önünde gerçekleşiyor. Til Temir’e yönelik saldırıdan 2 saat önce, halk Rus temsilciliği önünde, Zirgan’da bir kadın ile çocuğunun katledilmesini protesto etmek için eylem yapıyordu. Ama o arada Til Temir askeri meclisi dış ilişkiler binasını vurdular. Burada halkla ilişkiler sağlanıyor. Rusya bunu gördüğü halde sessiz kalıyor. Peki neden? Oysa ortada bir anlaşma var. O zaman çıkıp, siz anlaşmayı ihlal ediyorsunuz, desinler. Ama ne Rusya ne de ABD buna ses çıkarıyor. QSD anlaşma gereği 30 km’lik sınırı ötesi çekildi. Ama saldırılar orada da devam ediyor. Peki siz neden bu sınırı da aşarak vuruyorsunuz? Türk devleti o anlaşmayı anlamsız kılmıştır.

RUSYA KÜRT SORUNUNDA SORUMLU DAVRANMALI

*Bölge halkı Rusya’yı bu şekilde bölgede kabul etmediğini söylüyor. Varlığını şekli olarak değerlendiriyor…

Şunu iyi bilmek gerekir. Kürtler olarak 2012’den bu yana Rusya ile ilişkilerimiz var. Onlar da bizim bölgede ne istediğimizi, planlarımızın ne olduğunu biliyorlar. Bunları onlarla paylaşmışız. Rusya 2015 yılında buraya rejimi korumak için girdi. Bazen Kürtlere de selam veriyor, merhaba diyor. Ama hiçbir zaman Kürtler için ciddi bir şey yapmadılar. Bırakalım bir şey yapmayı, bunu ne düşündüler ne de dile getirdiler. Kürtlerle görüşmeleri Şam veya Türk devletine karşı kullanmak için olmuştur hep. Türklerle, bak sen şöyle şöyle yapmazsan Kürtlerle ilişki kurarım diyor, Şam’a da aynı şeyi yapıyorlar. Bir kart olarak kullanıyorlar. Umarım bu değişir.

Putin Kürt sorununu bilen biridir. Onun için bu sorunla bizzat kendisi ilgilenmelidir. Bu sorunun Ortadoğu için önemini biliyor. Aksi durumda başkasına bırakmakla bir sonuç alınamaz. Biz Kürtler öyle çok şey istemiyoruz. Biz, Rusya’nın kendi halkı için yaptığını burada da yapalım, diyoruz. Suriye halklarıyla, güçleriyle demokratik bir sistem inşa edelim, diyoruz. Rusya bunu biliyor. Ancak maalesef şimdiye kadar meseleye ciddi yaklaşmadılar. Suriye’de böyledir. Türk devleti bugün Kürt bölgelerinin demografisini değiştiriyor. Suriye rejimi de bunu yapmak istiyor. Suriye rejimi selefi Arapları tercih ederek, Kürtler olmasın diyor. Bunu siyaseti terk etmeleri gerekir. Bu anlayış Suriye’yi bu duruma getirdi. Umarım bu anlayışlarını terk ederler.

Özellikle son günlerde Beşar ya da başkasının söylediklerini, pozitif değerlendiriyoruz. Biz akıllarını başlarına alacaklarını umarız. Bu topraklarda binlerce yıldır oluşan ruhu ortadan kaldıramazsın. Kaldırmak için denedin. 1963 yılından beri bunu yapmaya çalıştınız ama yapamadınız. O halde onunla yaşamasını bil, tanı onu. Fakat bu yapılanlara karşı sessiz kalıyorlar. Kürtlerden kurtulayım, diyor. oysa bu doğru bir yaklaşım değil.

*Afganistan’da gündemin temel konularından. ABD çekildi. Bu çekilme sonucu yaşanan gelişmeler, Kürtleri, Ortadoğu’yu nasıl etkiler. Yansıması nasıl olur?

Kısaca cevap vereyim. DAİŞ ortaya çıkınca yüzlerle ifade ediliyordu sayıları. En fazla bin kişilerdi. Ne zaman ki Irak ordusunun cephanesine el koydu, o zaman bir devletin gücüne ulaştı. Peki bunlar kendi kendilerine mi bunu yaptı? 1700 insanı katlettiler. Bunun arkasında kimse yok muydu? Kimse yardım etmedi mi? Gerçek bu değil tabi.

DAİŞ’E YAPTIRAMADIKLARINI TALİBANA YAPTIRMAYA ÇALIŞIYORLAR

DAİŞ’in arkasındaki güçler tüm bunları kendisine yaptırdılar. Irak ve Suriye’de bir islami ülke kurmak istediler. Daha sonra da onların elinden alarak kullanılabilir bir İslami devlete dönüştürmeyi planladılar. Ama başaramadılar. Bunun değişik nedenleri vardır. Şimdi bu projeyi Afganistan’da yürütüyorlar.

Taliban orada da ordunun silah ve cephanesine el koydular. Onlar ABD’nin silahlarıydı. Helikopterlere el koydular. DAİŞ’in elinde bu silahlar yoktu. Bir haftada Kabil’i de aldılar. Sistem oldular. Şimdi yaşananlar, Ortadoğu’da yapamadıklarını orada yapmaya başladılar. Şimdi herkes onlarla ilişkilenmek gerektiğini, tanımak gerektiğini söylüyor. Meşrulaştırmak istiyorlar. İslami halifelik kurmak istiyorlar. Bu kuşkusuz bir bombadır. Kalkıp 1400 yıl önceki sistemi uygulamaya çalışırsanız olmaz. Bunu Afganistan gibi farklı ulus ve mezheplerin olduğu bir yerde yapmaya çalışmak bomba yerleştirmek olur. Yine etrafıyla sorunları var. Çinle, Hindistanla, Rusya ile Kırıgızistan, Tacikistanla, İranla sorunları var. Tüm bunların ortasında bir bombadır Afganistan. ABD o bombayı orada bırakıp çekildi. O bombanın nasıl patlayacağı belli değil. Önümüzdeki süreçte belli olur.

Kuşkusuz bunun Ortadoğu’ya da etkisi olur. Türkiye bir şeyler yapmaya çalışıyor. Türk devleti buradaki çetelerini oraya gönderebilir. Ama oradan da bazılarını buraya getirir. Biz de ona göre hazırlanmak durumundayız.

*Son olarak, Şengal, Kuzey ve Doğu Suriye’ye sahip çıkma, saldırıların önünü tutma yönünde bir değerlendirmeniz, çağrınız var mı?

Şengal’e, Ezidxana sahip çıkmayan Kürt değildir. Kürdistan Şengalsiz olmaz. Herkesin bunu bilmesi gerekir. Çünkü köklerimiz oradadır. Tarihte binlerce yıldır direnen Kürt orijini Ezidi Kürtlerdir. Onun için savunulmaları gerekir. Ezidilerin, Şengalin savunulması Kürtler için temel sorumluluktur. Ne gerekiyorsa bunun için yapılmalı.

Düşman neden Şengali işgal etmek istiyor. Aslında bu şekilde parçalılık yaratmaya çalışıyor. Rojava ile Başur birbirinden koparılacak. Düşman için bu kadar önemliyse neden Kürtler için önemli olmasın. Hiç tarihi, orijin yönü olmasa da, güncel anlamda bakılsa da savunulması gerekir. Gerek Başur gerekse Rojava Şengale sahip çıkmalı ve savunmalı. Eğer susarsak o zaman biz Kürtlerin düşmanlarının planlarını uygulamasının önünü açmış oluruz.

Bizim bir projemiz var. Araplarla, Süryanilerle birlikte hareket ediyoruz. Til Temir’de Zirgan’da vurdukları kimdi? Zirgan’da Arapları vurdular, Til Temir’de Süryanileri vurdular. Kürtleri vuruyorlar. Biz hep birlikteyiz. Türkleri en fazla sinirlendiren de budur. Kürtlerin bu halklarla birliktelik kurmasını kaldıramıyorlar. O halde biz de bunu daha fazla geliştirmeliyiz. Farklı halkların ortak örgütlenmelerini geliştirmeliyiz. Çünkü biz ancak bu yolla oyunları boşa çıkarabiliriz.

Bir de bölgede yürütülen bir özel savaş var. Bin dolara insanları satın almaya çalışıyorlar. Bu şekilde insanları birbirlerine öldürtüyorlar. Bunun önüne geçmeliyiz. Bunu yapanlara, aslında bu şekilde düşmana hizmet ettiklerini göstermeliyiz. Bunu engellemek gerekir. Düşmana karşı böyle durmak gerekir. Biz birlikte hareket etmezsek düşman bundan faydalanır. Onun için önüne geçmek gerekir.

/ANHA/Salih Müslim: Savaş dursa Türkiye’de hükümet yıkılır

”Türkiye’de savaştan ve kandan beslenen bir koalisyon hükümetinin iş başında olduğunu”, söyleyen Salih Müslim, ”savaşın durması durumunda hükümetin de yıkılacağını”söyledi.
”Türk devletinin Kürtlere yönelik katliam ve tasfiye stratejisinin yoğunlaşarak devam ettiğini, Şengal, Zirgan ve Til Temir saldırılarının bu katliam stratejisinin devamı olarak geliştiğini”, söyleyen Demokratik Birlik Partisi (PYD) Eşbaşkanlık Konseyi Üyesi Salih Müslim, ABD, NATO ve Rusya gibi uluslararası güçlerin de sessiz kalarak bu saldırıların önünü açtığı tespitini yaptı.

ANHA gündemdeki konulara ilişkin Salih Müslim ile röportaj yaptı. Röportajda öne çıkanlar şunlar:

*Türk devleti 15 Ağustos’ta Şengal’e saldırdı. 15 Ağustos’ta Şengal’e yapılan saldırıları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Başta şehit düşenlerin ailelerine, tüm Ezidilere ve tüm Kürt halkına başsağlığı diliyorum. Sizin de söylediğiniz gibi 15 Ağustos’ta saldırıların yapılmış olması oldukça manidardır. 3 Ağustos Şengal katliamının, 15 Ağustos ise Mam Zeki Şengali’nin şahadet yıl dönümüydü. Türk devleti bu tarihte saldırarak, DAİŞ’in yapamadığını ben yaparım, demek istiyor. Yine, sizden kim öne çıkar, öncülük eder ve hakkınızı talep ederse onu ortadan kaldırırım, demek istiyor. İki hususta da böyle bir mesaj vermiş oluyor Türk devleti.

Aynı zamanda tüm Kürt halkı için de, özgürlüğünüze izin vermeyeceğim, diyor. Çünkü 15 Ağustos’un tarihi anlamı var. Bu konuda da, siz 15 Ağustos’u geliştiremezsiniz, ben olduğum sürece buna izin vermeyeceğim, mesajını tüm Kürt halkına vermiş oluyor.

Bildiğimiz gibi, daha önce 9 Ekim 2020’de PDK ile Irak arasında Şengal anlaşması yapılmıştı. O anlaşma, Ezidi ve Şengal halkına yönelik katliamının devam ettirilmek istenmesi, iradesinin teslim alınması anlaşmasıydı. Savunma güçlerini ortadan kaldırmayı amaçlıyorlar. Tabi anlamsız bir anlaşma. Türk devleti de, o anlaşmanın kendilerinin inisiyatifiyle geliştiğini söylüyor. Aslında birçok kesim bunu söylüyor. PDK ve Irak üzerindeki nüfuzunu kullanarak bu anlaşmayı uygulamaya çalışıyor. Amaç Ezidi Kürtleri ortadan kaldırmaktır. Şengal halkı bu anlaşmaya karşı direndi. Anlaşmayı kabul etmedi. Irak ordusunun, PDK güçlerinin bölgeye girmesine izin vermediler. Özerklik talep ettiler. İradeleriyle var olmak istediler. Ve dolayısıyla anlaşma da bu direniş karşısında uygulanamadı.

KATLİAM KARŞISINDA SESSİZLİK KABUL EDİLEMEZ

Kazımi de Seit Hesen ile görüşecekti. Seit Hesen görüşmeye hazırlanırken katledildi. Tabi bu PKD ve Irak’a da, ‘ya istediğim şeyleri uygularsınız ya da yapacağınız şeylere izin vermem’ yine ‘Ezidileri katletmezseniz ben katlederim’ mesajı verilmiş oldu.

Daha da önemlisi bundan sonrasıdır. PDK ve Kazımi bu anlaşmada ısrar edecekler mi bilemem. Şimdiye kadar bu konuda açıklamaları olmadı. Seit Hesen’in katledilmesi karşısında bir açıklama yapmalıydılar. Ama yapmadılar. Bu doğru bir şey değil. Görüşme yapacaklardı. Irak vatandaşı biriyle görüşmek istiyorsunuz. Kaldı ki bu, bir gücün başında olan bir isim. Daha önce ilişkileri olan biridir. Tanıyorlar kaldı ki. Tam da görüşüleceği bir zamanda Türk devleti tarafından katlediliyor. Kuşkusuz Irak bu konuda sorumluluğunu yerine getirmeli ve kabul etmemeli.

ABD, NATO SORUMLU DAVRANMALI

Diğer yandan yüzlerce km’lik uzaklıkta olan bir yer. Türk devletine bir tehdit teşkil etmiyor. Irak kendi topraklarında egemen bir devlet. Türk devleti tüm bunları ihlal ederek katliam gerçekleştiriyor. Bir adım ötesine de geçiyor. Saldırıda yaralananlar hastanede tedavi görürken hastanede katlediliyor. Bu tam da Türk devlet faşizminin ne ölçüde vahşi bir hal aldığını gösteriyor. Dünyanın hiçbir kanununda bir hastaneye saldırı kabul edilmez. Askeri hastane dahi olsa böyle bir şey olamaz. Orada yaralılar var, hastalar var, sana karşılık veremez, seninle savaşamaz. Ancak bu durum karşısında herkes sessiz kalıyor. Bu gerçeği dile getirmek istemiyorlar. Türk devleti bu şekilde savaş suçu, insanlık suçu işliyor. Ahlaksızca davranıyor. Ancak karşısında söz söyleyecek kimse yok. Özellikle de uluslararası güçler bir şey demiyorlar. Sessizler. Oysa sorumluluklarını yerine getirmeliler. ABD, NATO sorumlu davranmalı. Oysa NATO’nun ölçüleri var. Hastaneye saldır demez, bir halkı kökten katlet, jenosit uygula demez. Ama mesele Türk devleti olunca herkes sessiz kalıyor. Umarım biraz önce sözünü ettiğim güçleri kendi sorumluluklarını yerine getirirler, kendi koydukları kararlara, ölçülere sahip çıkarlar.

*Orada hava sahası Irak devletinin denetiminde. Ama Türk devleti hava saldırısı gerçekleştiriyor. Buna karşı Irak hiçbir tepki göstermiyor. Acaba bu onların hava saldırılarından haberdar olduklarını mı gösteriyor. Yine ABD’nin de saldırılardan haberi olduğu açıklanmıştı.

Türk devleti haber vermeden böylesi saldırılar gerçekleştirmez. Belki onları kandırmıştır. Orada bir hedefinin olduğunu, daha küçük bir hedef olarak gösterme durumu olabilir. Ama yine de bu onların sorumluluklarını ortadan kaldırmaz. En önemlisi de Türk devletinin işlediği bu suçlar karşısında sessiz kalmaları kabul edilemez.

*Kazımi’nin sessiz kalması Irak’ın egemenliğine de gölge düşürmez mi?

Elbette düşürür, nasıl düşürmez. Egemenlikleri zaten tehlikededir. Ülkenizde, halkınıza güvence vermek istiyorsanız kendi ülkenizde egemen olacaksınız. Türk devleti kendisi sınırlarını namusu olduğunu, söylüyor. Ee sizin sınırlarınız namus ise başkalarının öyle değil mi? Bu durumda Irak’ın da namusunu, Kazımi’inin de namusunu dikkate almalı, ihlal etmemeliler.

KÜRTLERİ TASFİYE STRATEJİSİ DEĞİŞMEDİ

*Aynı zamanda Kuzey ve Doğu Suriye’ye de saldırılar yoğunlaştı. Özellikle Zırgan, Til Temir, Eyn İsa’ya saldırılar gündemde. Til Temir askeri meclisinin bir kurumuna yönelik saldırı gerçekleşti. Bu saldırıları nasıl okumak gerek?

Türk devletinin baştan beri stratejisi Kürtlerin tasfiyesidir. Kürt halkının kazanımlarını tasfiye etmeye dönüktür. 2014’ten beri bunu yapıyor. DAİŞ’e bunun için destek verdi. Her hangi bir yere gönderirken Kürtleri katletmek üzere gönderdi. Aslında o günden bu yana plan değişmedi. Bu, gerek DAİŞ olsun gerekse El Nusra ya da diğer gruplar olsun, hepsini aynı amaçla kullandı. Amaçları Kürt kazanımlarını tasfiye etmektir. Yani planlar değişmedi. Şimdi de aynı şeyi sürdürüyorlar. Kobanê, Cerablus, Bab, Ezaz’a yönelik saldırılar oldu. Efrin, Serekaniye, Gire Spi işgal edildi. Tüm bunlar da aynı planın sonuçlarıydı. Başta bunu DAİŞ, Nusra, Tevhid gibi yapılar yoluyla yapmak istedi. Ancak tüm bu yapıların bu savaşı yürütemediklerini gördüklerinde kendileri devreye girdiler. DAİŞ ile anlaşarak Cerablus’a saldırdı. Efrin, Serekaniyê işgali öyle oldu. Halen de o çeteleri de kullanıyor. Ama artık kendileri de savaşın içine girdiler. Halen de bu savaşı, saldırıları devam ediyor. Zirgan ve diğer yerlere de saldırıyor. Til Rifat, Şehba, Efrin çevresine saldıranlar yine kendileridir. Bu saldırılar hiç durmadı. Gire Spi, Eyn İsa, Til Temir gibi yerler sürekli saldırı altında. Halkı korkutmak, bölgeden çıkarmak istiyor.

TÜRKİYEDEKİ İKTİDAR KANDAN BESLENİYOR

Bir de özel savaş yürütüyor. Bölgede ajanlaştırma, korkutma, öldürme, kaçırma gibi yöntemleri sürekli uyguluyor. İki savaş şekli iç içe yürütüyorlar. Son dönemde yoğunlaşan saldırıların Türkiye’nin kendi iç sıkışmasıyla da alakalı bir durumdur. Şu anda Türkiye’yi yöneten kimdir? Koalisyon hükümetidir, savaş koalisyonudur. Hepsi de Kürt düşmanıdır. Kürtleri ortadan kaldırmak istiyorlar. MHP, Ergenekon, eskiden zindanlarda olanlardır koalisyonda olanlar. Hepsini içeriden çıkardılar. Doğu Perinçek çevresi, çeteleri hepsini bir araya topladılar. Bu koalisyon ayakta kalmak için kana ihtiyaç duyuyor, savaşa ihtiyaç duyuyor. Çünkü savaş dursa koalisyon dağılır. Doğu Perinçek bir dönem solcu olarak kendini gösteriyordu. Ama şimdi Taliban’ı destekliyor. Bunlar savaş koalisyonudur. İç çelişkileri yoğundur. Bu çelişkileri gizleyip, ömürlerini uzatmak için savaşa ihtiyaç duyuyorlar. Burada, Azerbaycan, Libya vs. yerlerde aynı şeyi yapıyorlar. Ama şimdi Libya İle Azerbaycan’da bu savaşı yürütemiyor. Fakat burada yapıyorlar. Efrin’den tutalım İran sınırına kadar bu bölgede bir savaşı yürütüyorlar.

AHLAKSIZCA BİR SAVAŞ YÜRÜTÜYORLAR

*Bir süredir Başurê Kurdistan’a da saldırıyor. Orada kaybedince Rojava’ya saldırıyor. Sonra yeniden Başure Kurdistan’a saldırıyor. Bu diyalektiği nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında hepsi aynı planın parçaları olarak işliyor. Nerede bir zayıflık görse saldırır. Ölçüsüzce saldırıyor. Oysa savaşın da kuralları vardır. Örneğin sivillerin, hastanelerin vurulmaması gerekir. Ama Türk devleti bunların hepsini aştı. En önemlisi ahlak kurallarını çiğniyor. Ahlaksızca davranıyor. Halkı susuz bırakıyor. Efrin’e saldırınca da aynı şekilde suyu kesti. Şimdi Hesekê’de 1 milyon insanın içme suyunu kesiyor. Bunlar insanlık suçlarıdır. Ahlak denen bir olgu kalmamış. Savaşı böyle yürütüyor. Buna karşı tek yol direniş ve mücadeledir.

*Serekaniye ve Gire Spi’ye dönük saldırılara karşı garantör ülkeler vardı. Ama şimdiye kadar saldırılar durmadı. Niye ses çıkarmıyorlar?

Türk devleti bir NATO üyesidir. Fakat NATO’nun tüm kurallarını çiğniyor ama kimse de ses çıkarmıyor. Öte tarafta Ruslarla bir anlaşma oldu. Ancak Til Temir, Qamişlo’ya yapılan saldırıların hepsi Rusların gözleri önünde gerçekleşiyor. Til Temir’e yönelik saldırıdan 2 saat önce, halk Rus temsilciliği önünde, Zirgan’da bir kadın ile çocuğunun katledilmesini protesto etmek için eylem yapıyordu. Ama o arada Til Temir askeri meclisi dış ilişkiler binasını vurdular. Burada halkla ilişkiler sağlanıyor. Rusya bunu gördüğü halde sessiz kalıyor. Peki neden? Oysa ortada bir anlaşma var. O zaman çıkıp, siz anlaşmayı ihlal ediyorsunuz, desinler. Ama ne Rusya ne de ABD buna ses çıkarıyor. QSD anlaşma gereği 30 km’lik sınırı ötesi çekildi. Ama saldırılar orada da devam ediyor. Peki siz neden bu sınırı da aşarak vuruyorsunuz? Türk devleti o anlaşmayı anlamsız kılmıştır.

RUSYA KÜRT SORUNUNDA SORUMLU DAVRANMALI

*Bölge halkı Rusya’yı bu şekilde bölgede kabul etmediğini söylüyor. Varlığını şekli olarak değerlendiriyor…

Şunu iyi bilmek gerekir. Kürtler olarak 2012’den bu yana Rusya ile ilişkilerimiz var. Onlar da bizim bölgede ne istediğimizi, planlarımızın ne olduğunu biliyorlar. Bunları onlarla paylaşmışız. Rusya 2015 yılında buraya rejimi korumak için girdi. Bazen Kürtlere de selam veriyor, merhaba diyor. Ama hiçbir zaman Kürtler için ciddi bir şey yapmadılar. Bırakalım bir şey yapmayı, bunu ne düşündüler ne de dile getirdiler. Kürtlerle görüşmeleri Şam veya Türk devletine karşı kullanmak için olmuştur hep. Türklerle, bak sen şöyle şöyle yapmazsan Kürtlerle ilişki kurarım diyor, Şam’a da aynı şeyi yapıyorlar. Bir kart olarak kullanıyorlar. Umarım bu değişir.

Putin Kürt sorununu bilen biridir. Onun için bu sorunla bizzat kendisi ilgilenmelidir. Bu sorunun Ortadoğu için önemini biliyor. Aksi durumda başkasına bırakmakla bir sonuç alınamaz. Biz Kürtler öyle çok şey istemiyoruz. Biz, Rusya’nın kendi halkı için yaptığını burada da yapalım, diyoruz. Suriye halklarıyla, güçleriyle demokratik bir sistem inşa edelim, diyoruz. Rusya bunu biliyor. Ancak maalesef şimdiye kadar meseleye ciddi yaklaşmadılar. Suriye’de böyledir. Türk devleti bugün Kürt bölgelerinin demografisini değiştiriyor. Suriye rejimi de bunu yapmak istiyor. Suriye rejimi selefi Arapları tercih ederek, Kürtler olmasın diyor. Bunu siyaseti terk etmeleri gerekir. Bu anlayış Suriye’yi bu duruma getirdi. Umarım bu anlayışlarını terk ederler.

Özellikle son günlerde Beşar ya da başkasının söylediklerini, pozitif değerlendiriyoruz. Biz akıllarını başlarına alacaklarını umarız. Bu topraklarda binlerce yıldır oluşan ruhu ortadan kaldıramazsın. Kaldırmak için denedin. 1963 yılından beri bunu yapmaya çalıştınız ama yapamadınız. O halde onunla yaşamasını bil, tanı onu. Fakat bu yapılanlara karşı sessiz kalıyorlar. Kürtlerden kurtulayım, diyor. oysa bu doğru bir yaklaşım değil.

*Afganistan’da gündemin temel konularından. ABD çekildi. Bu çekilme sonucu yaşanan gelişmeler, Kürtleri, Ortadoğu’yu nasıl etkiler. Yansıması nasıl olur?

Kısaca cevap vereyim. DAİŞ ortaya çıkınca yüzlerle ifade ediliyordu sayıları. En fazla bin kişilerdi. Ne zaman ki Irak ordusunun cephanesine el koydu, o zaman bir devletin gücüne ulaştı. Peki bunlar kendi kendilerine mi bunu yaptı? 1700 insanı katlettiler. Bunun arkasında kimse yok muydu? Kimse yardım etmedi mi? Gerçek bu değil tabi.

DAİŞ’E YAPTIRAMADIKLARINI TALİBANA YAPTIRMAYA ÇALIŞIYORLAR

DAİŞ’in arkasındaki güçler tüm bunları kendisine yaptırdılar. Irak ve Suriye’de bir islami ülke kurmak istediler. Daha sonra da onların elinden alarak kullanılabilir bir İslami devlete dönüştürmeyi planladılar. Ama başaramadılar. Bunun değişik nedenleri vardır. Şimdi bu projeyi Afganistan’da yürütüyorlar.

Taliban orada da ordunun silah ve cephanesine el koydular. Onlar ABD’nin silahlarıydı. Helikopterlere el koydular. DAİŞ’in elinde bu silahlar yoktu. Bir haftada Kabil’i de aldılar. Sistem oldular. Şimdi yaşananlar, Ortadoğu’da yapamadıklarını orada yapmaya başladılar. Şimdi herkes onlarla ilişkilenmek gerektiğini, tanımak gerektiğini söylüyor. Meşrulaştırmak istiyorlar. İslami halifelik kurmak istiyorlar. Bu kuşkusuz bir bombadır. Kalkıp 1400 yıl önceki sistemi uygulamaya çalışırsanız olmaz. Bunu Afganistan gibi farklı ulus ve mezheplerin olduğu bir yerde yapmaya çalışmak bomba yerleştirmek olur. Yine etrafıyla sorunları var. Çinle, Hindistanla, Rusya ile Kırıgızistan, Tacikistanla, İranla sorunları var. Tüm bunların ortasında bir bombadır Afganistan. ABD o bombayı orada bırakıp çekildi. O bombanın nasıl patlayacağı belli değil. Önümüzdeki süreçte belli olur.

Kuşkusuz bunun Ortadoğu’ya da etkisi olur. Türkiye bir şeyler yapmaya çalışıyor. Türk devleti buradaki çetelerini oraya gönderebilir. Ama oradan da bazılarını buraya getirir. Biz de ona göre hazırlanmak durumundayız.

*Son olarak, Şengal, Kuzey ve Doğu Suriye’ye sahip çıkma, saldırıların önünü tutma yönünde bir değerlendirmeniz, çağrınız var mı?

Şengal’e, Ezidxana sahip çıkmayan Kürt değildir. Kürdistan Şengalsiz olmaz. Herkesin bunu bilmesi gerekir. Çünkü köklerimiz oradadır. Tarihte binlerce yıldır direnen Kürt orijini Ezidi Kürtlerdir. Onun için savunulmaları gerekir. Ezidilerin, Şengalin savunulması Kürtler için temel sorumluluktur. Ne gerekiyorsa bunun için yapılmalı.

Düşman neden Şengali işgal etmek istiyor. Aslında bu şekilde parçalılık yaratmaya çalışıyor. Rojava ile Başur birbirinden koparılacak. Düşman için bu kadar önemliyse neden Kürtler için önemli olmasın. Hiç tarihi, orijin yönü olmasa da, güncel anlamda bakılsa da savunulması gerekir. Gerek Başur gerekse Rojava Şengale sahip çıkmalı ve savunmalı. Eğer susarsak o zaman biz Kürtlerin düşmanlarının planlarını uygulamasının önünü açmış oluruz.

Bizim bir projemiz var. Araplarla, Süryanilerle birlikte hareket ediyoruz. Til Temir’de Zirgan’da vurdukları kimdi? Zirgan’da Arapları vurdular, Til Temir’de Süryanileri vurdular. Kürtleri vuruyorlar. Biz hep birlikteyiz. Türkleri en fazla sinirlendiren de budur. Kürtlerin bu halklarla birliktelik kurmasını kaldıramıyorlar. O halde biz de bunu daha fazla geliştirmeliyiz. Farklı halkların ortak örgütlenmelerini geliştirmeliyiz. Çünkü biz ancak bu yolla oyunları boşa çıkarabiliriz.

Bir de bölgede yürütülen bir özel savaş var. Bin dolara insanları satın almaya çalışıyorlar. Bu şekilde insanları birbirlerine öldürtüyorlar. Bunun önüne geçmeliyiz. Bunu yapanlara, aslında bu şekilde düşmana hizmet ettiklerini göstermeliyiz. Bunu engellemek gerekir. Düşmana karşı böyle durmak gerekir. Biz birlikte hareket etmezsek düşman bundan faydalanır. Onun için önüne geçmek gerekir.

Sinews03

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.