DOLAR
9,4954
EURO
11,0618
ALTIN
548,17
BIST
1.519
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır
Az Bulutlu
25°C
Diyarbakır
25°C
Az Bulutlu
Perşembe Sağanak Yağışlı
24°C
Cuma Sağanak Yağışlı
15°C
Cumartesi Sağanak Yağışlı
20°C
Pazar Sağanak Yağışlı
21°C

Politik Kürtlüğün Arifesinde

23.06.2021
0
A+
A-


Kürd toplumu için modern anlamda bir ulus devlet talebinde bulunmamak 19. ve 20.YY’ın
Kürt aydın-alim şahsiyetlerini işbirlikçi, statükocu, pasif ve egemen güçlerin oyuncağı yapmadı.
Siyasal Kürtlüğün henüz gelişmediği 19. Yüzyılın sonları ile 20.YY’ın başlarında, Kürtlerin dinî-millî
aktörlerinin daha çok sosyo-kültürel bir Kürtlüğe vurgu yaptıkları biliniyor.
Öyle ki; Kürdistan Gazetesi yazarları, Kürd Teavün ve Terakki Cemiyeti üyeleri gibi yetkin
kişilikler, Seîdê Kurdî en-Nursî gibi Kürdlerin dertleriyle dertlenen güçlü karizmatik otoriteler bile
Kürdleri Osmanlı’dan ayıracak bağımsızlık gibi bir siyasal statü peşinde koşmayı gerçekçi bulmamışlar.
Hatta; 1919-1920’lere geldiğimizde Kürdlerin o devirdeki en güçlü örgütü olan Kürdistan Teali
Cemiyeti’nin yine Hilafete-Osmanlı’ya bağlı bir özerkliği savunduğunu öğreniyoruz.
Bunun dışsal faktörü bellidir.
Gerçekten de devrin küresel güçleri olan Rusya, Fransa ve özellikle İngiltere’nin mandasını kabul
etmeden bağımsızlık gibi bir siyasal egemenliği kazanmak mümkün değildi. 93 Harbi, Ayastefanos,
Berlin ve Yeniköy Antlaşmalarından anlaşıldığı üzere bu küresel aktörlerin politik masalarında Kürtler
bikere barbar, vahşî olarak damgalanmışlardı. Onlar, Kürdlerin yer yer kavgalı oldukları komşuları olan
Ermenilerin hamiliğine soyunmuşlardı. Bu uluslararası anti Kürd konsept Sykes-Picot ve Sevr-Lozan
Antlaşması’nda da değişmemiştir…
Mevcut küresel düzenin aleyhlerinde işlediğinin bilincinde olan dönemin Kürd aktörlerinin güttüğü
söz konusu siyaseti sadece dış dinamiklerin şekillendirdiğini savunmak eksik ve yanıltıcı olacaktır.
Seyyid Abdulkadir, Dr. Abdullah Cevdet, Liceli Ahmet Ramiz, Çermikli Mirîkâtipzade Ahmet Cemil,
Mutkili Halil Hayali, Süleymaniyeli Tevfik, Babanzadeler, Bedirhaniler ve Bediüzzaman gibi çaplı
şahsiyetlerin politik milliyetçi bir Kürtlük yerine sosyo-kültürel bir Kürdlüğü merkeze alıp onu
takviyeye çalışmalarının nedenlerini doğru analiz etmek için iç koşulları daha fazla irdelemek gerekir.
Diğer bir tabirle Kürdlerin sosyolojisini;
kavgalı, parçalı, göçebe yaşam tarzını, yoksulluk ve yoksunlukla boğuşan ekonomisini, ilkel
diyebileceğimiz aşiretçi sosyal yapısını, eğitimsiz bırakılan koca bir coğrafyasını..!
Özetle; dışsal faktörlerin zaten elverişsiz olduğu devrin politik Kürtlüğü taşıyacak iç dinamikleri de
yetersizdi.
Örneklendirmek için eğitimi baz aldığımızda veriler hiç de iç açıcı değildir.
Kendinden önceki sultanlara nispeten iki adım önde olsa da Sultan Abdülhamid dönemi Kürdistan’da
modern eğitimin son derece kısıtlı olduğu görülüyor. Gayr-i müslim okullarıyla ne nicelik ne de nitelik
olarak rekabet edecek seviyede olmayan bu okullardaki eğitim, Batı illerine oranla da çok geriydi.
Bitlis’te beş, Diyarbakır’da dokuz, Erzurum’da dört, Mamuratülaziz’de yedi, Halep’te on yedi, Sivas’ta
on, Van’da sekiz ve Musul’da üç rüşdiye okulu (ortaokul) açılmıştı.
1905-1906 yılı istatistiklerine göre resmi idadi (lise) sayısı Sivas’ta 3, Mamuratülaziz’de 2, Musul’da 1,
Van’da 2’dir. Yine aynı bölgede bulunan Erzurum ve Erzincan’da birer adet askeri idadi bulunmaktadır.
Erzurum, Elazığ ve Diyarbekir’de yatılı bölge ilkokulları, 1906’daki istatistiklere göre öğretmen
ihtiyacını karşılamak için de Erzurum, Diyarbekir, Sivas, Wan, Hakkari, Harput ve Musul’da öğretmen
okulları açılmıştır.
Açılan her okulda eğitim verilmediğini de not ettikten sonra bölgede büyük bir eğitim kıtlığının
yaşandığı sabit olur.
Batı’da ise sadece Aydın ilinde dört bin, Konya ilinde üç bin iptidai mektep yani ilkokul açılmıştı.
Buna karşılık; Ermenilerin sadece Van’da 800’ü kız olmak üzere 2180 öğrenciye eğitim verebilecek
kapasitede 11 civarinda mektepleri vardı.
Amerikalı yazar George Hepworth; Harput ve Antep’teki misyoner okulları ile Erzurum’daki Ermeni
kolejinin gerek sağlık koşulları gerekse de verilen eğitimin niteliği açısından tüm Osmanlı okullarından
ileri olduğunu belirtir.
(Ebubekir Hazım Tepeyran, Bayram Kodaman, Hepworth, Lynch’ten aktaran Nihat Karademir; Sultan
Abdülhamid ve Kürtler, Nûbihar yy.)
Van Valisi Tahsin’in Selanik’te bulunan arkadaşı Celâl Derviş’e (Deriş), 1914 yılı başında gönderdiği
ilginç bir mektup ise tüm durumu özetler mahiyettedir.
“Aziz Kardeşim Celâl;
… Van hakkında gördüğünü korkunç bir vaziyette görenler ve gösterenler hain-i vatan veyahut abtal
heriflerdir.
Kürtlük; korkulacak değil ağlanacak, acınacak bir haldedir. Ne yol, ne mekteb, ne hayat-ı siyâsiye ve
içtimâiye hiçbiri yok…
Asayiş o derece takarrür etti ki tarif edemem. Üç aydır beş yüz bin nüfuslu vilâyette dört adi katl var.
İhtimal Üsküdar’da bir ayda bunun beş misli olur. Arazi meselesini de korkunç görürler, temastan
kaçarlardı. Kimseyi tehdit etmeden şu mühim meseleyi de yüzde seksen neticelendirdim. İslam’ı da
Ermeni’si de memnun, bu mesele neden dolayı senelerce uzatıldı.
Evkaf Nazırı Hayri Beyefendi’nin himmetleriyle Van’da Medrese-i Zehra-yı Reşadiye namıyla cesîm bir
müesseseye, üç tane de ibtidai leyli medreseye başladık. Burada mekteb iyi bir nam almadığından
ismi bozmadık, medrese ama bildiğimiz leyli mekteplerdir. Birkaç nahiyeyi kaza yaparak halka huzur
rahat gösterdik. Telgraf Nâzırı (Allah razı olsun) lütf etti, mühim noktaları telgraf ve telefonla bağladık.
Şimdi ticarette, esnafta büyük bir fark var. Mir Mehmet, Mehmet Şakir ve şürekasını tepeledik.
Bunların öldürülmeyeceğine çünkü İslam halaskârı olduğuna halkta bir itimad hasıl olmuş idi. Ne
hacet geldiğimde bazı jandarma zabitanının efendim, bunlar ölmez on senedir kaç defa müsademe
oldu. Bizden vurdu fakat kendileri vurulmadı. Buyurunuz efendim işte asayiş memurları. Tepelenince
halet-i ruhiye değişti hepsi gazanfer (aslan) kesildi…
Vilayat-i Şarkiyye meselesi bence katiyen musannadir (sun’i-yapay), hiçbir şey yoktur. Ermeni ile
İslam’ı ayıran Kürt ağası, Ermeni komitasi fakat bunların re’s-i kârında (başında) da memurin-i
hükümet…
Sizi temin ederim Filorina kazası kadar ehemmiyet-i iclariyesi olmayan şu vilâyette umrân ve terakki
için her şey misside Ben de bu yolu tuttum. Halk munistir, muti’dir. Kime rast gelirseniz, bağırarak
söyleyiniz. Vilâyât-ı Şarkıyye’de mesele yoktur. Hatta bu vilâyette âdi cinâyet yoktur. Daha ziyâde
yazamayacağım.
16 Kânunusani 1329 (29 Ocak 1914) Tahsin
(Sait Çetinoğlu, “Van ve Ermeni Direnişini Anlamak”, Toplumsal Tarih Mart 1996, Sayı: 27, s. 24-25.)
Kürdistan’da fen bilimlerinin okutulmayıp sadece dini ilimlerin verildiği ve masraflarının halkın
bütçesiyle karşılandığı sivil medreselerde eğitim dili Kürtçe iken modern okullarda eğitim dili Türkçe
idi…
Tabi; tüm bu iç ve dış olumsuz koşullarda Kürd toplumu için modern anlamda bir ulus devlet
talebinde bulunmamak 19. ve 20.YY’ın Kürt aydın-alim şahsiyetlerini işbirlikçi, statükocu, pasif ve
egemen güçlerin oyuncağı yapmadı.
Onlar sadece Kürt toplumu için değil, Türk ve Arap toplumu için de ulus devlet formunu kodlamadılar.
Hatta; bir taraftan “Kürtlükleri uykuda” Kürdleri eğitim ve faziletle milliyetlerine sahip çıkmaya davet
eden Said-i Nursi diğer taraftan millîyetçi duygularını frenleyemeyen Türk ve Arap kavimlerini ırkçılık
tuzağına karşı uyarır ve onları İslâm Birliği idealini gerçekleştirmek için gereken çabayı sarf
etmemekle, Kürd ve benzeri kavimlerin haklarını vermemekle itham eder… (Hutbe-i Şamiye)
Kürdistan’ın bağımsız olmadan da hürriyetine kavuşabileceginin özlemiyle yanıp tutuşan dönemin
Kürt önderleri tüm gayretleri ile Kürtlüğü güçlendirip yükseltmeye; aşiretler arası çatışmaları
bitirmeye, Kürdistan’ı modern okullarla, modern okulları da Kürdçe ile tanıştırmaya yoğunlaşırlar.
Bedirhaniler, ilk kez Kürdistan isimli bir gazeteyi Mısır’da çıkarırken Müküslü Hamza, Ziya Gökalp ile
birlikte Kürdçe alfabe ve gramer hazırlar. İkinci Meşrutiyet İnkılabı’nın sağladığı özgürlükçü ortam kısa
ömürlü fakat önemli idi. Millî derneklerde patlama yaşanıyordu.
Seyyid Abdülkadir ve arkadaşları Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti’ni kurarlar. Ardından, Kürd Neşr-i
Maarif ve Kürd Talebe Cemiyeti Hêvî açılır. Kürd ulus bilincinin ve okur-yazar oranının yükselmesi
için Kürd medyasında Kürd diline, tarih, edebiyat ve kültürüne dair yazılar belirgin derecede artar…
Bediüzzaman ise kendi tabiri ile; Kürdlüğü lekedâr etmemek için Padişahın iradesini ve susması için
verdiği rüşveti red edip tımarhaneyi ve sonrasında işkenceli hapishaneyi kabul eder. (Divan-ı Harb-i
Örfi )
Din ile fen bilimlerinin birlikte okutulacağı, çok dilli uluslararası Wan Medresetüz-Zehra Üniversitesi
gibi model bir eğitim kurumu için tam 55 yılını verir…

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.