DOLAR
13,8164
EURO
15,6712
ALTIN
789,77
BIST
2.038
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır
Yağışlı
12°C
Diyarbakır
12°C
Yağışlı
Cuma Parçalı Bulutlu
10°C
Cumartesi Az Bulutlu
13°C
Pazar Az Bulutlu
14°C
Pazartesi Az Bulutlu
15°C

Kürt-Ermeni ilişkileri ve kimi gerçekler

18.05.2021
0
A+
A-

Tam da işin merkezinde olan yetkili, devletin bu konudaki politikasını ve tutumunu vurguluyordu. Buna göre; politikanın birinci ayağı, böyle bir katliamı red ve inkâr etmekti; bu tutmazsa politikanın ikinci ayağı devreye girecek; “ bu tek yanlı bir katliam değil, bir mukatele yani karşılıklı öldürme, başka söyleyişle öldürüşme” idi… Aynı görüşü, İngilizler tarafından Malta’ya sürülen Ziya Gökalp gibi İttihadçı aydınlar daha önce savunmuşlardı. Ve nihayet aynı yetkili diyordu ki, “ bu politika da tutmazsa, diyeceğiz ki, katliamı Türkler değil, Kürtler yaptı!..”

Mehmet Bayrak

Selçuklu’nun, güç yetiremediği Babaî isyancılarını, Lübnan bölgesinden getirttiği paralı Frenk askerlerinin yardımıyla bastırması da tarihe ilginç bir olay olarak geçecekti…

Kürtlerin ve Ermenilerin; Araplar, Persler, Asuri / Süryaniler ve Rumlarla birlikte Önasya ve Mezopotamya’nın kadim halklarından olduğu bir gerçektir. Öte yandan, bu halkların Selçuklu ve Osmanlı yönetimleriyle değil ama birbirleriyle genellikle dostane bir yaşam sürdürdükleri bilinmektedir.

Yine bilinmektedir ki, İslamiyet’in bu coğrafyaya yayılmasıyla birlikte, “kitap sahibi olmayan” Babaî, Ahlê Haq, Kızılbaş, Yaresan gibi Bâtınî inanç mensupları; “kitap sahibi” olan Hristiyan ve Musevi unsurlardan daha tehlikeli olarak görülmüş ve hemen tüm İslâmî fetva ve buyruklarda; bunların canları ve malları gibi iffetleri de İslâm gazilerine “helâl” kılınmıştır. Osmanlı döneminde, mükerrer atamalarla birlikte 130 dolayında Şeyhülislam ataması vardır ve bunların konuyla ilgili tüm fetvalarında, doğudaki rakip İran’la özdeşleştirilen “Kızılbaş”düşmanlığı egemendir. Oysa, Osmanlı karşısında tutunabilmek için 16. Yüzyılın ortalarından itibaren “Ali yandaşlığı” adına İslâmi / Şiî bir hırkaya bürünen Safevi yönetimleri de, o tarihten itibaren kendi içlerinde bulunan “Hurûfi, Kalenderî, Noktavî, Haydarî vb.” unsurlara savaş açıyorlardı. Çünkü, Osmanlı’nın tüm bâtınî kitleleri “Hanefilik” ekseninde “resmi mezhep” etrafında örgütlemeye çalışması gibi; Safeviler ve sonraki Hanedanlıklar da aynı şeyi “Şiîlik” temelinde yapmaya çalışıyorlardı.

Kürtlerin desteğiyle Anadolu’ya açılan ilk Türk hükümdarı Sultan Alpaslan’ın Veziri Nizamü’l- Mülk’ün “Siyasetnâme”sinde, bu Bâtınî – moda deyimle Kızılbaş/Alevi – düşmanlığını açıkça görmek mümkündür. Zaten, adı geçen vezirin, Hassan Sabbah gruplarınca cezalandırılması da bu yüzdendir. Selçuklu’nun, güç yetiremediği Babaî isyancılarını, Lübnan bölgesinden getirttiği paralı Frenk askerlerinin yardımıyla bastırması da tarihe ilginç bir olay olarak geçecekti…

Düşünce Dünyamda Bir Dönemeç…

50 Yıllık yazarlık hayatımda, Ermeniler’le ilgili birçok yazı yazdım ve iki kitap yayımladım: “Alevi- Bektaşi Edebiyatından Ermeni Âşıklar” ( İnceleme- Antoloji; Özge yay. 2005 ) ve “ Manzum Halk Tarihçisi Ermeni Aşuğlar” (İnceleme- Antoloji; Özge yay. 2016).

Bu çalışmalarda da değindiğim, duygu ve düşünce dünyamda bir kırılma yaratan ve dönemeç oluşturan bir anekdotu burada yeniden aktarmak istiyorum:

– 2 –

Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu (TRT)de Muhabir olarak çalıştığım 1970’li yılların sonlarında, Ermeni militanların Türk misyonlarına ve diplomatlarına yönelik saldırıları olmuştu. O tarihlerde, TRT tekel konumunda devletin başlıca sözlü yayın organıydı. Bu nedenle, TRT’nin konuya yaklaşımı, devletin yaklaşımını yansıtıyordu.

Bu saldırılar dolayısıyla, TRT’nin yayın politikasını şekillendirmek adına, muhabir- prodüktör ve spiker gibi yayın kadrolarında görev yapanlara dönük bir hizmetiçi eğitim verilmişti. Tabii, ilgili devlet kurumlarının soruna taraf olan temsilcileri bu bilgilendirme sunumlarını yapıyorlardı. Bu çerçevede, çeşitli kurumlardan birçok kişi bu hizmetiçi eğitimde bilgilendirme ve kuşkusuz yönlendirme sunumları yapmışlardı. Diğerleri neyse, özellikle Dışişleri Bakanlığı Ermeni Masası Şefi’nin söyledikleri bugünkü gibi aklımda kaldı ve duygu/ düşünce dünyamda bir kırılma yarattı.

Çünkü orada anlatılanlar, bizim bildiklerimizden ve duyduklarımızdan çok farklıydı. Tam da işin merkezinde olan yetkili, devletin bu konudaki politikasını ve tutumunu vurguluyordu. Buna göre; politikanın birinci ayağı, böyle bir katliamı red ve inkâr etmekti; bu tutmazsa politikanın ikinci ayağı devreye girecek; “ bu tek yanlı bir katliam değil, bir mukatele yani karşılıklı öldürme, başka söyleyişle öldürüşme” idi… Aynı görüşü, İngilizler tarafından Malta’ya sürülen Ziya Gökalp gibi İttihadçı aydınlar daha önce savunmuşlardı. Ve nihayet aynı yetkili diyordu ki, “ bu politika da tutmazsa, diyeceğiz ki, katliamı Türkler değil, Kürtler yaptı!..” (Bukonudaki yazılardan biri için bkz. “Osmanlı/Alman Müşavir Subayı Nögales’in Anlatımıyla Ermeni Soykırımı- 1915; Kürt Tarihi, Sayı:19/2015).

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.