DOLAR
18,5369
EURO
18,2127
ALTIN
1.012,79
BIST
3.392,13
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır
Açık
34°C
Diyarbakır
34°C
Açık
Salı Açık
35°C
Çarşamba Açık
33°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
30°C
Cuma Az Bulutlu
27°C

Konak: Ukrayna savaşı oligarklar ve hegemonya savaşıdır

Konak: Ukrayna savaşı oligarklar ve hegemonya savaşıdır
03.03.2022
0
A+
A-

Beritan Sarya

Rusya’nın gizli ajandasında hep Ukrayna’ya saldırı olduğunu belirten Dr. İsmet Konak, şu an yürüyen savaşın Rus ve Ukraynalı oligarklar, NATO ve Rusya arasındaki hegemonya savaşı olduğunu ifade etti.

Şu an Ukrayna’nın tam bir poker masasını andırdığını ve Batı’nın Rusya’yı zayıflatmak için Zelenski hükümetinin mukavemetini artırmaya çalıştığını dile getiren İsmet Konak, “Şu an hem Rusya hem Ukrayna yönetimlerinde bir şovenizm havası var. Ukrayna’da Bandera şovenizmi, Rusya’da o bildiğimiz Büyük Rus (velikorus) şovenizmi var. Halkların kesinlikle şovenizmin büyüsüne kapılmaması gerek. Çok daha sağlıklı düşünmeliler. Bir an önce oradaki halklara bu savaşın halklar değil, oligarklar ve uluslararası hegemonik güçler arasındaki bir savaş olduğunu kavratmak gerek” dedi. Konak, daha fazla ulus-devlet ve milliyetçilik üretmenin insanlığa, kadınlara, ezilenlere, halklara bir şey kazandırmayacağını da ekledi.Rusya Uzmanı ve Akademisyen Dr. İsmet Konak, 7 gündür süren Rusya-Ukrayna savaşının tarihsel arka planı, uluslararası ve bölgesel güçlerin bu savaşla hedefleri konusunda ANF’nin sorularını yanıtladı.

Ukrayna üzerindeki savaşa giden süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tabii ki tek başına Rusya-Ukrayna savaşı değil, uluslararası güçlerden bağımsız bir savaş değil. Öncelikle Rusya-Ukrayna arasındaki bu husumetin yakın geçmişteki kısa tarihine bir bakmak gerek. Bilhassa Sovyetler döneminde bazı kırılma noktaları var.Bunlardan birincisi olarak 1932-1933 yılını söyleyebiliriz. Bu yıllarda Ukrayna’da bir açlık yaşandı. Yaklaşık 3-4 milyon kişi o dönemde açlıktan dolayı öldü. Stalin dönemiydi. Özellikle Ukrayna tarafı hep bu açlığın kasıtlı olarak tertiplendiği görüşündeydi. 1930’lu yıllarda bu açlık Batı tarafından, özellikle dönemin medya tekeli William Hearst tarafından çokça kullanıldı. Açlıktan ölenlerin sayısı 6 ila 10 milyon gibi gösterildi. Yani abartma vardı. Amaç tabii Sovyet Cumhuriyetlerini karşı karşıya getirmek ve çatıştırmaktı. Çünkü Sovyet sisteminin inşasıyla birlikte artık ideolojik bir kamplaşma vardı. Sosyalist dünyayla, liberal dünya arasında bir çatışma söz konusuydu. Açlıkla ilgili yapılan manipülasyonda özellikle William Walker ismini görüyoruz. William Walker imzasıyla Journal ve Chicago Amerikan gibi bazı gazetelerde 1932-1933’e dair bazı resimler kullanıldı. Walker, bizzat Ukrayna’ya gittiğini ve resimler çektiğini iddia etmişti. Ancak sonrasında bu resimlerin gerçeği yansıtmadığı, William Walker’in aslında bir kanun kaçağı olduğu ve gerçek adının Robert Green olduğu açığa çıktı. Yine medya tekeli William Hearst’in o dönemde Hitler’le de çok yakın bağları vardı. Özcesi Ukrayna’daki bu açlık, Sovyet cenahında bir kargaşa çıkarmak için Batı sermayesi tarafından çokça işlendi. Tabii bu başarılı da oldu. Ukraynalılar hep bu açlıkta bir kasıt aradılar ve “Moskova yönetimine dönük bir nefret başladı” diyebiliriz.

BANDERA’NIN NAZİ İŞBİRLİĞİ ÖNEMLİ BİR KIRILMA

İkinci kırılma noktası olarak belirtebileceğimiz olay, Stepan Bandera’nın 2. Dünya savaşı esnasındaki tutumuydu. 1929’dan itibaren Ukrayna’da Stepan Bandera’nın öncüsü olduğu bir hareket gelişmişti. Bandera aşırı milliyetçi, aşırı sağcıydı. Özellikle 2. Dünya Savaşı esnasındaki pozisyonu, Moskova tarafından büyük tepkiyle karşılandı. Zira Nazilerin saldırısı esnasında Bandera, Nazilerle işbirliği yapmıştı. İki taraf yani Moskova ve Kiev arasında ihtilaflara ve bazı dramatik kırılmalara sebep oldu.Ukrayna ve Rusya arasındaki 3. kırılma noktası Sovyetler Birliği’nin parçalanması esnasında oldu. Bilindiği üzere 1991’de Sovyetler Birliği’nin yıkılmasına neden olan anlaşmayı 3 kişi imzaladı. Ukrayna adına Leonid Kravçuk, Belarus adına Stanislav Şuşkeviç, Rusya adına Boris Yeltsin imzaladı. Belarus’ta imzalanan anlaşma Belovej anlaşması olarak da geçiyor. Bu anlaşma esnasında Kravçuk’un takındığı tutum o günden bu güne Rusya toplumunda tartışılıyor. Aslında Yeltsin, birliğin devamı taraftarıydı. Ancak İsviçre gibi bir federasyon olmasını istiyordu. Yani piyasa ekonomisine geçiş yapılacak, sosyalist sistem yıkılacak ancak birlik kapitalist bir federasyon olarak varlığını devam ettirecekti. Yeltsin ve Şuşkeviç ağırlıklı olarak bu görüşteydi. Fakat Kravçuk, mutlak şekilde birliği dağıtma taraftarıydı. Yani Sovyetler Birliğini oluşturan cumhuriyetlerin hepsinin kendi bağımsızlığını ilan etmesi gerektiğini söylüyordu. Orda aslında Yeltsin bir süre karşı çıktı, fakat sonunda Kravçuk’un dediği oldu. Birlik tamamen feshedildi. Sonraki süreçte Kravçuk da kendisiyle yapılan söyleşilerde bunu sık sık dile getirmişti. Bu da bir kırılma noktasıdır diyebiliriz. Özellikle Rusya cenahında günümüze kadar dile getirilmektedir.1991’den sonraki süreç ise biraz daha farklıdır. Artık yeni devletler oluştu. Rusya Federasyonu olsun, Ukrayna olsun bunlar artık Sovyetler Birliği’nden ayrıldı ve kendi geleceklerini tayin ettiler. 1991 yılından sonraki süreçte öncelikle Ukrayna’ya baktığımızda daha fazla şovenistleşen ve oligarşik düzene teslim olan bir Ukrayna var. Benzer süreç Rusya’da da yaşandı. Milliyetçilik, oligarşi, din, çarlık dönemine duyulan özlem ve tutkular hakim oldu. Yeniden Ukrayna’ya dönersek; örneğin 1991-2014 yılları arasında Ukrayna’nın batısında Stepan Bandera’nın yaklaşık 25 heykeli dikildi. Ukrayna hükümetleri Nazilerle işbirliği yapan bir figürün heykeline göz yumdular. Bu da Moskova ve Kiev arasındaki husumeti daha da derinleştirdi. Köprüler atıldı. Nazilerle işbirliği yapan bir kişinin heykelinin dikilmesi, Rusya halkında büyük bir elem yarattı. Öfkeyle karşılandı.

MİNSK ANLAŞMALARINI UYGULAMAK İSTEMEDİLER

Ukrayna’daki Bandera eğilimi bir yana 1991’den sonraki süreçte Rusya Ukrayna’yı hep bir uydu devlet olarak gördü. Aslında hegomonik bir bakış açısıyla yaklaştı. Ukrayna’yı hiçbir zaman ayrı bir toprak olarak görmek istemedi, Slav toprağı olarak görüyordu. Rus oligarşisi Ukrayna’ya egemen devlet muamelesi yapmıyordu ve Ukrayna’da sık sık yönetime müdahale ediyordu. Mesela 2004 seçimlerinde böyle oldu. Batı yanlısı Yuşçenko’ya karşı Yanukoviç kazanmıştı. Burada Rusya’nın çok ciddi bir lobiciliği ya da müdahalesi olduğu düşünülüyordu. Ama Yuşçenko’nun itirazıyla birlikte o seçimler iptal oldu. 2005 yılında yapılan seçimlerde Batı yanlısı Yuşçenko kazandı. 2010’da bir kez daha seçimler oldu, bu defa Rus yanlısı siyasetçi Yanukoviç kazandı. Ancak onun iktidarı 2013’e kadar sürdü. Bildiğiniz gibi 2013’te halk hareketi oldu. Yanukoviç’e karşı silahlı bir direniş gelişti. Direnişin sonucunda Şubat 2014’te Yanukoviç iktidarı bırakmak zorunda kaldı. Rusya, bu silahlı direnişin arkasında Batının, Batılı güçlerin olduğunu düşünüyordu. Tabii Rusya’nın buna karşı verdiği tepki ağır oldu. Kırım’da bir referandum yaptırdı ve Kırım’ı ilhak etti. Eşgüdümlü olarak Donetsk ve Lugansk’ta bir kargaşa çıktı. Tabii bu kargaşa’nın arkasında Rusya’nın olduğu tahmin ediliyordu. Ve orada halk cumhuriyetleri ilan edildi. Donetsk ve Lugansk aslında 2014’te de facto olarak Rusya’ya iltihak etmişti. Kiev hükümeti Donetsk ve Lugansk’ın sahip olduğu statüyü tanımadı ve buraya dönük bazı askeri müdahalelerde bulunmaya çalıştı. Çatışmalar yaşandı. Bunları engellemek veya Donbass’ı stabilize etmek için 1. Minsk ve 2. Misk Protokolleri imzalandı. Ancak bu protokollerle sorun çözülemedi. Rusya da Ukrayna da bu protokollere yeterince riayet etmediler. Hatta bu protokollerin uygulanabilirliğini sağlamak için Normandiya Dörtlüsü kuruldu. Yani artık Almanya ve Fransa da sürece dahil oldu. Fakat yine de herhangi bir köklü çözüme ulaşılmadı. Rusya aslında sorunun Donetsk ve Lugansk’la sınırlı bir şekilde çözülmesi taraftarı değildi. Yani Rusya’nın tek amacı, sadece Donetsk ve Lugansk bölgelerinin statüsünün korunması değildi. Başından beri tek amacı vardı. O da Ukrayna’yı kendi patronajı altına almaktı. Ukrayna’ya “Küçük Rusya (Malorossiya)”, “Yeni Rusya (Novorossiya)” diyor. Ukrayna ismini kullanmak ve egemen bir devlet olarak görmek istemiyor.

OLİGARKLAR ARASINDAKİ BİR SAVAŞ

Rusya’yı Ukrayna’ya saldırmaya iten nedenler ya da Rusya’nın hedefleri nelerdir?Rusya’nın bu saldırısı ve işgali sadece NATO’ya karşı verilen bir reaksiyon değil. Dolayısıyla Rusya’nın gizli gündeminde her zaman Ukrayna operasyonu amacı vardı. Bu 2022’ye kadar sarktı. Rusya’da 1991’den sonra yeni bir sınıfın yani oligarşinin ortaya çıktığını söylemiştik. Yani Sovyet halkının bütün o değerli varlıklarını tekeli altına alan küçük bir sınıftan veya milyarderlerden bahsediyoruz. Tabii ki bu sınıfın giderek artan bir sermaye birikimi vardı. Yeltsin’den sonra Putin’in iktidara gelmesiyle birlikte oligarkların isimleri değişti. Putin’in kendi oligarklarını oluşturduğunu söyleyebiliriz. Ukrayna saldırısı bu oligarkların aynı zamanda yeni bir pazar ihtiyacının sonucudur. Ukrayna’ya çok kolay elde edilebilir yeni bir pazar olarak bakıyorlar. Bu açıdan bu saldırı, özelde oligarşik bir saldırıdır. Ukrayna da yine oligarklar tarafından parsellenmiştir. Dolayısıyla bu savaş oligarklar arası bir savaş olarak da tanımlanabilir. Mesela Ukrayna’da Zelenski’den önceki cumhurbaşkanı Poroşenko büyük bir oligarktı. Onun dışında İgor Kolomoyski diye bir oligark var. Bunlar Ukrayna’da mülk sahibi sınıfı temsil eden isimlerdir. Ciddi sermaye birikimleri var. Moskova’daki hakim sınıf, bu saldırıyla hem boğasındaki kılçıktan kurtulmak hem de yeni bir pazar elde etmek  istedi. Bu şekilde saldırı kararı alındı.Lenin’in bu konuda ünlü bir çözümlemesi var. “Emperyalizm kapitalizmin en üst aşamasıdır” diyor. Yani artık sermaye birikimi yapan Rus oligarkları, gittikçe daha emperyalist bir karaktere büründüler. Putin, boşuna operasyon kararını verirken 36 oligarkla Kremlin’de görüşüp bilgilendirme yapmadı. Suriye ve Libya politikasında da benzer bir işleyiş vardı. Ukrayna saldırısında da yine emperyal refleksler var. Mülk sahibi sınıf her zaman böyledir. Her zaman kar etmek ister. “Sınırlı dünyada sınırsız büyüme” şiarına sahiptir.  Maksim Gorki, “Budalaca bir iktidar hırsı, vahşice bir para biriktirme hırsı” diyor buna.

ZELENSKİ’NİN BATI İLE KURDUĞU İLİŞKİ PUTİN’İN İŞİNİ KOLAYLAŞTIRDI

Tabii Putin yönetiminin bu saldırısını kolaylaştıran daha doğrusu buna meşruluk kazandıran bazı amiller var. Bunlardan biri, Zelenski hükümetinin takındığı tutum. Zelenski, 2019’da cumhurbaşkanı seçildi. 2019’dan sonraki süreçte hem Batılı devletler, hem NATO, hem ABD ile kurmuş olduğu izdivaç Putin’in aslında işini kolaylaştırdı. Bunun yanı sıra Ukrayna içerisinde bazı oligarklarla kurmuş olduğu ilişki de belirleyici oldu. Her ne kadar Poroşenko’ya karşı operasyon başlatsa da İgor Kolomoyski ile arasındaki ilişkiyi hep iyi tuttu. Örneğin Kolomoyski’nin 2014 yılından itibaren kurmuş olduğu “Azov Taburu” var. Aşırı sağcı bir tabur ve kurt tuzağı sembolü gibi Nazizm’e ait bazı semboller de kullanıyor. Azov Taburu Rusya için büyük bir tehdittir. Moskova, İgor Kolomoyski’yi öldürülmesi gereken kişilerden biri olarak listeye almıştır. Zelenski’nin Kolomoyski’yle arasındaki bağ, burada belirleyici olmuştur.Bu doğrultuda Putin yönetimi operasyonu başlatırken özellikle “Donetsk ve Lugansk’ı demilitarize edeceğiz, Nazilerden temizleyeceğiz” argümanını kullandı. Rusya, Zelenski hükümetinin bu uygulamalarını gerekçe gösterdi ve operasyonu başlattı.Ama sadece Donetsk ve Lugansk’la sınırlı kalmadı, bu bölgelerin dışına da çıktı. Harkov’un bir kısmını işgal etti. Çernigov’un büyük kısmı Rus ordusu tarafından ele geçirildi. Karadeniz kıyısında Herson, Melitopol, Berdyansk gibi yerleri ele geçirdi. Mariopol’de şu an ilerliyor. Ukrayna hava sahasını tamamen kontrol altına aldığı bildiriliyor. Yani Putin’in ifade ettiği hedefin dışına çıkıldı. Artık tamamen bir işgal söz konusu. “Demilitarizasyon ve denazileştirme” tüm Ukrayna’ya yayıldı. Ukrayna’yı vassal bir devlete dönüştürme hedefi var.

Rusya ve Ukrayna arasındaki savaşı “oligarklar savaşı” olarak değerlendirdiniz. Fakat NATO son toplantısında Rusya ve Çin’i hedef gösterdi. Yine NATO’nun Rusya’ya verdiği sözlere rağmen doğuya doğru genişleme politikasını sürdürdüğünü gördük. Benzer şekilde Ukrayna konusunda Rusya’yı tahrik eden politikalar izlendi. Bu savaş aynı zamanda NATO ve Rusya arasındaki bir savaş olarak da değerlendirilemez mi?

Şu an çok kutuplu bir dünya var. Çin de dahil olmak üzere hepsinde kapitalist bir sınıf hatta plütokrasi var. Bu kapitalist sınıf geçmişte olduğu gibi şimdi de büyüme eğiliminde. Avrupa ülkelerinde de böyle, Rusya’da da. Savaşlar yapmak zorunda. Sınır ötesine geçmek, yeni pazar alanları yaratmak, ucuz iş gücüne ulaşmak, ve daha fazla kar elde etme amacında. Bu çok kutuplu dünyanın hepsinde aynı amaç var. Bugün Rusya ve Ukrayna arasındaki savaş özelde oligarklar savaşı ama genelde Rusya’yla Batı Bloğu arasında bir hegemonya savaşıdır.Doğrudur, NATO SSCB’nin yıkılmasından sonra Sovyetler Birliği’nin periferisindeki bu cumhuriyetlerde herhangi bir şekilde yayılmama taahhüdünde bulunmuştur. Ama bu sadece sözde kalmıştır. Sonuçta NATO üyesi ülkelerin temel dinamiği büyük burjuvazidir. Uluslararası şirketlerdir. Enerji, ilaç, silah, otomotiv firmaları vb. Hepsi temelde yayılmacı bir karakterdedir. Kapitalizmin üst aşaması emperyalizme geçme eğilimindedir.

AB, ABD ve NATO’nun Ukrayna savaşı başladıktan sonraki tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu savaş, aslında ABD’nin de çok ciddi anlamda fırsata dönüştürmek istediği bir saldırı görünümü veriyor. Biliyorsunuz Kuzey Akım 2 projesi var. Rusya’yı Avrupa’da enerji sahasında daha güçlü hale getirecek bir proje. Rusya bunu ilerleyen süreçte jeopolitik bir silah olarak kullanma amacında. ABD Rusya’yla vermiş olduğu bu hegemonya savaşında özellikle Kuzey Akım 2 projesini durdurmak istiyordu. Rusya’nın operasyonu bu projeyi sonlandırmak için uygun bir gerekçe haline geldi. Nitekim bu adımlar da atıldı. Şu an Kuzey Akım 2 projesinin sertifikasyon ve onaylanma süreci uzatıldı. Bir süre sonra yumuşama süreci yaşanırsa yeniden işlev kazanabilir. Son kertede ABD açısından bu projenin durdurulması hatta topyekun rafa kaldırılması elzemdir. Lakin ucuz ve güvenilir enerjiye ihtiyaç duyan Avrupa devletlerinin ABD’ye ne kadar “biat” edeceği muamma.Bunun dışında şu anki yaptırımlar Putin yönetiminin belini kırmaya dönük ciddi yaptırımlardır. Spordan tutun, finans sektörüne kadar her alanda yaptırımlar söz konusu. Mesela Rusya Merkez Bankası, Rusya Ulusal Varlık Fonu ve maliye bakanlığına dönük yaptırımlar var. Yine SWIFT denilen o uygulamadan yani bankalararası finansal iletişim birliğinden kısmi izolasyon yaşanıyor. Batı sermayesi Rusya’yı SWIFT’ten tamamen çıkarmıyor. Bu da oldukça tartışmalı. Ezcümle ABD yaptırımlar üzerinden Rus ekonomisini orta vadede ve uzun vadede çökertmek istiyor. Dolayısıyla Rusya’nın Ukrayna işgalini araçsallaştırıyor. Bunu kendi çıkarları için kullanmak istiyor.

Neden Rusya’yı SWIFT sisteminden tümden çıkaramıyorlar? Bu durum neyi gösteriyor?

Bu durum şunu gösteriyor. Rusya ve Batılı devletlerin hepsi neoliberal düzenin bir parçasıdır. Etle tırnak gibi birbirine bağlılar. SWIFT dediğimiz o uygulama elektronik ödeme sistemidir. Rusya’nın bu ödeme düzeninden çıkarılması aynı zamanda Rusya karşıtı ülkelerin de zarar görmesi demektir. Zaten Avrupa’da birkaç ülke çekimser kaldı. İtalya bir süre kararsız hareket etti. Almanya hala Rusya’nın bu sistemden topyekun çıkarılmasından yana değil. Şöyle bir gerçeklik var. Rusya bugün NATO ülkelerinden çıkan firmaların ekonomik faaliyet yürüttüğü bir piyasa. Bunu göz önünde tutmak zorundalar. 2021 yılında Forbes’in açıkladığı bir veri var. 50 yabancı firma Rusya piyasasında 7 trilyon Ruble kazanç elde etmiştir. Mesela ilk sırada ABD merkezli tütün şirketi Philip Morris International geliyor. Bu şirketin Rusya’daki kazancı 2021 yılında 400 milyar Ruble ve Rusya’da 88 şehirde şubesi var. Bunun dışında Güney Kore merkezli Samsung ve yine Fransa merkezli Renault gibi firmaların elde ettiği kazançlar söz konusu. Yabancı şirketlerin sayısı artırılabilir. Örneğin Alman merkezli Metro, Rusya’da ciddi bir kar elde ediyor, 100’e yakın mağazası var. Otomotiv sektöründe yine Alman firmaları Rusya’da faaliyet yürütüyor. Mercedes’in Moskova’da bir fabrikası var. Bu firmanın açılışına bizzat Putin katılmıştı. Yine Volkswagen Rusya’da yıllık 200 bine yakın araç satıyor. Tüm bu ilişkileri, firmaların Rusya’daki yatırımlarını göz önüne aldığımızda yaptırımların tatbiki konusunda özellikle Avrupalı devletlerin çok da istekli ve kararlı olmadığını tahmin edebiliriz. Yaptırım uyguladıklarını söyleyebilirler ama bir süre sonra bunu gevşeteceklerdir. Gevşetmek zorunda kalacaklar. Çünkü neoliberal düzen bunu gerektiriyor.Yaptırımlara karşı Rusya’nın da hazırlıklı olduğu biliniyor. 2014 yılında Rusya’nın altın ve döviz rezervi 250 milyar dolardı. 2022 yılı Ocak ayında rezervler 630 milyar dolara çıktı. Aslında operasyona karşı hazırlık yapılmış gibi. Yani Kremlin rezervlerini yükseltmiş, borçlarını azaltmış, olası yaptırımlara karşı Ruble’nin yaşayacağı değer kaybını telafi edecek hazırlıkta bulunmuştur. Batının olası yaptırım mızraklarına karşı bir kalkan oluşturmuştur.

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı ardından ilk gün çok ciddi bir direniş gelişmedi. Çin, Rusya’nın Ukrayna’yla görüşebileceğini açıkladı. Ardından Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenski de Rusya’yla görüşebileceğini açıkladı ama ertesi gün neden tavrı değişti? Bu konuda NATO ve AB’nin bir etkisinin olduğunu düşünüyor musunuz?

Ukrayna şu an tam anlamıyla poker oyununun oynandığı bir masa gibi. Poker oyununda sinirlerine hakim olmak ve sabır önemlidir. Masanın bir tarafı olan Zelenski hükümeti doğal olarak NATO ve AB’nin direktifleri doğrultusunda da hareket ediyor. Ona göre bir taktik, strateji belirliyor. Rusya’nın 2 gün içerisinde Zelenski hükümetini düşüreceği tahmin ediliyordu. Ama şu an için bu tutmadı. Zelenski hükümetinin direnişi ve mukavemeti devam ediyor. Batı bu mukavemeti elden geldikçe kararlı kılmaya çalışacaktır. Çünkü operasyon devam ettikçe, operasyonun maliyeti de artacaktır. Ve yaptırımlar daha da derinleşecektir. Bu da orta ve uzun vadede Rusya ekonomisini yıpratacaktır. Dolayısıyla Zelenski hükümetinin halka 25 bin silah dağıtması, Molotof kokteyllerinin yapılması, Almanya’nın tank savar ve Stinger füzesi göndereceğini, İtalya’nın yine askeri yardımda bulunacağını açıklaması gibi dinamikleri ele aldığımızda mukavemetin son raddesine kadar sürdürülmesi isteniyor. Zelenski hükümetinin kısa sürede düşmesi taraftarı değiller. Rusya orada ne kadar oyalanırsa o kadar çok hasar görecektir.

Ukrayna krizi ve savaşında Türkiye’nin pozisyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Şu ana kadar Rusya ve ABD arasında bir gel-git politikası izledi. Bundan sonra bunu yürütebilir mi?

Türkiye’nin hem Rusya hem de Ukrayna’yla askeri, siyasi, ekonomik anlamda geliştirdiği bazı ilişkiler var. Dolayısıyla bütün bu ilişkilerin ruhunu gözeterek hareket etmeye çalışıyor. Bilindiği üzere  Ukrayna’ya 2019’dan itibaren çok sayıda insansız hava aracı sattı. Bir de Ukrayna’da Türkiye’nin “akıldaneliğinde” bir insansız hava aracı fabrikası kurulmak isteniyordu. Savaşla birlikte bu proje durdu. Ankara yönetimi projenin işlerlik kazanmasını umuyor. Bir an önce Ukrayna’daki çatışmaların son bulmasını ve silah satışlarının devam etmesini istiyor. Bu bağlamda Erdoğan yönetiminin metabolizması bozulmuş durumda.Diğer taraftan Rusya’yla da çok yakın münasebetleri var. Hem Suriye bağlamında hem ekonomik olarak çok boyutlu ilişkileri var. Bunları dikkate alarak temkinli davranıyor veya denge politikası uygulamaya çalışıyor. Erdoğan’ın 2023’deki kaderini aslında Moskova belirleyecek. Bu nedenle Rusya konusunda çok aykırı adımlar atmak istemiyor ve tedbirli davranıyor.NATO’nun veya Batı bloğunun gözünde Erdoğan rejiminin güvenilirliğini yitirdiği biliniyor. Bu açıdan tek kurtarıcı güç veya tek kurtarıcı özne Putin yönetimidir. Şu an için hem lotosa hem de notosa açılan yelkenleri var. Bu ikircikli politikanın ne kadar devam edeceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz. Ankara hükümeti seçim yapmak zorunda kalabilir. Özellikle son günlerde Türkiye’de petrol, altın ve doların yükselişi söz konusu. Bu Türk ekonomisi için bir handikap. Halihazırda Türk ekonomisinin depresyonda olduğu biliniyor. Petrol, altın ve dolardaki yükseliş depresyon halini daha da ağırlaştıracaktır. Rusya-Ukrayna savaşının devam etmesi demek, petrol fiyatlarının yükselmesi demek. Bu da akaryakıta zam, hemen sonrasında ulaşıma zam demek. Yani tüketiciye enflasyon olarak dönecektir. Keza Ukrayna ve Rusya’dan ithal edilen tarım ürünlerinin fiyatlarında da benzer bir modülasyon yaşanabilir. Yine Türkiye ekonomisi için büyük rol oynayan Ukraynalı ve Rusyalı turistlerin yaz programını iptal etmesi muhtemeldir.Bir başka konu Rusya’nın SWIFT’ten çıkarılması konusudur. Türkiye’yi kuşkusuz olumsuz etkileyecek. Rusya SWIFT’ten izole edilirse Türkiye ve Rusya arasındaki ticari ve finansal ilişkiler doğal olarak akamete uğrayacaktır. Örneğin Rusya’dan doğalgaz ithal eden veya Rusya’ya domates ihraç eden Türk tarafı bu alışverişi SWIFT üzerinden yapıyor.

TÜRKİYE’NİN SURİYE’DEKİ VARLIĞINI ETKİLER

Bir de Türkiye’nin Suriye politikası var, Astana anlaşmaları var. Rusya-Ukrayna savaşı Türkiye’nin Suriye’deki durumunu nasıl etkileyecek?

Her ne kadar teorik olarak NATO’ya üye olsa da Türkiye’nin Suriye’deki varlığı Rusya’nın icazetine, onayına bağlı. Son olarak 2021 yılının Eylül ayında Soçi’de taraflar bir araya gelmişlerdi. O zaman İdlib krizi vardı. Belli ki İdlib krizini “pazarlıklarla” geçici olarak hasıraltı ettiler. Tahminime göre Erdoğan hükümeti, Putin’den İdlib krizini seçimlere kadar çok kaşımamasını rica etti. Yani davul Erdoğan’da tokmak Putin’de diyebiliriz. Bu anlamda Erdoğan yönetiminin Ukrayna savaşı konusunda NATO’yu tercih etmesi, boğazlar meselesinde NATO’dan yana tavır belirlemesi bir anda Suriye’deki dengelerin değişmesi anlamına gelecektir. Suriye’deki varlığını kaybedebilir.Rusya tabii ki Kürt kartını kullanacaktır. Orada hali hazırda Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin var olduğu, bu yönetimin Suriye’deki kargaşanın daha demokratik, çoğulcu temelde çözülmesini istediği ve uluslararası toplumunda da tanıdığı bir hukuksal statü arayışında olduğu malum. Rusya bu konuda bir anda sürece ivme kazandırabilir. Bugünlerde ABD’nin Suriye’deki cihatçı çeteleri Rusya’ya karşı Ukrayna’ya taşımak istediği haberi var. Eğer bu hamle Türkiye’nin eliyle olursa bir anda dengeler değişebilir. Şu an olasılıklar üzerinden konuşuyoruz. Ama tabii son noktada Rusya şuna azami ölçüde dikkat edecektir. Savaşın iki cepheye sirayet etmesini istemeyecektir. Savaşı tek noktada yürütmeye çalışacaktır. Aynı anda hem Suriye hem de Ukrayna’da NATO’ya karşı savaş Rusya’yı zor durumda bırakabilir. Dolayısıyla Rusya’nın Suriye konusunda daha temkinli hareket etmesi muhtemeldir.

Peki Ukrayna ve Rusya halkları oligarklar ve uluslararası hegemonik güçlerin bu savaşından kendi lehlerine nasıl bir çıkış yapabilir?Şu an hem Rusya hem Ukrayna yönetimlerinde bir şovenizm havası var. Ukrayna’da Bandera şovenizmi, Rusya’da o bildiğimiz Büyük Rus (velikorus) şovenizmi var. Halkların kesinlikle şovenizmin büyüsüne kapılmaması gerek. Çok daha sağlıklı düşünmeliler. Bir an önce oradaki halklara bu savaşın halklar değil oligarklar ve uluslararası hegemonik güçler arasındaki bir savaş olduğunu kavratmak gerek. Burada iş bölgedeki siyasi organizasyonlara, komünist partilere veya sosyalist organizasyonlara düşüyor. Ama gördüğüm kadarıyla tablo pek iç açıcı değil. Mesela Rusya cenahında Ukrayna Komünist Partisi Kremlin’in bu savaş politikasını destekliyor. Yine Sol Cephe de destekliyor. Sadece Devrimci İşçi Partisi bu konuda tutarlı bir politika izliyor. Onlar da çok küçük bir yapı, tüm Rusya halkına hitap edebilecek nicelikte değil. Yani Bolşevikler kadar etkili ve örgütlü değiller. Bolşevikler 1. Dünya Savaşı esnasında savaşa karşı, cephe gerisinde çok ciddi bir örgütlenme yapmışlardı. Birçok fabrikada ve sokakta bildiri dağıtıp bu savaşın çarın ve çarın sarayı etrafında kümelenen burjuvazinin, toprak ağalarının savaşı olduğunu anlatıyorlardı. Bugün de oligarşi ve kapitalizme karşı ezilenleri ve sömürülenleri birleştirmek gerek. Bunun ötesi sosyal şovenizmdir. Bu da daha fazla kayıp ve dramdır.Bir de şunu dile getirmek lazım. Daha fazla ulus-devlet ve milliyetçilik üretmek insanlığa, kadınlara, ezilenlere, halklara bir şey kazandırmaz. Rusya ve Ukrayna sahasında bir ulus-devlet inşa etmek ya da onu restore etmek yerine kadın özgürlükçü, demokratik, ekolojik üretime dayalı, hesap verilebilirlik ve şeffaflık gibi kriterleri esas alan, çoğulcu bir yönetim inşa etmek daha isabetli olur. Bu bağlamda özellikle Rojava’daki deneyim veya devrim tam bir kılavuz ve rehberdir. Bu deneyimden de yararlanılabilir.

ANF TURKCE

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.