DOLAR
13,8164
EURO
15,6712
ALTIN
789,77
BIST
2.038
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır
Yağışlı
12°C
Diyarbakır
12°C
Yağışlı
Cuma Parçalı Bulutlu
10°C
Cumartesi Az Bulutlu
13°C
Pazar Az Bulutlu
14°C
Pazartesi Az Bulutlu
15°C

Kirli savaşın kirli ticareti

23.05.2021
0
A+
A-

Hüseyin K. Akçadağ

Daha Susurluk’a gelmeden Ağar ve ekibine dair gerçekleri anlatmaya başlayan bir isim vardı. Hüseyin Baybaşin. Baybaşin, uyuşturucu ticaretinde Ağar ve Çiller ile ortak olduğunu anlatıyordu

Sedat Bucak’a ait 06 AC 600 plakalı Mercedes marka siyah renkli otomobille Hüseyin Kocadağ yönetiminde İstanbul’a gitmek üzere yola çıkan grup, 3 Kasım 1996 günü saat 19.25 sularında Susurluk ilçesi Çatalceviz mevkisinde benzin istasyonundan yola çıkan Hasan Gökçe yönetimindeki 20 RC 721 plakalı kamyona çarparak trafik kazası yaptı. Mercedeste Sedat Bucak ve Hüseyin Kocadağ’ın yanı sıra Ülkücü mafyanın önde gelen isimlerinden ve polis tarafından aranan Abdullah Çatlı ve Gonca Us vardı. Araçtakilerden sadece Bucak kurtuldu. Sonraki gelişmeler bunun basit bir trafik kazası olmadığını gösterdi.
Bazı söylentilere göre bu kazada ilk haberdar olan JİTEM kurucularından General Veli Küçük’tü. Yine bu bilgilere göre Küçük, araçta bulunan belgeleri ve yüklü miktarda parayı aldırdı. Çatlı, arandığı için araçta Mehmet Özbay kimliği ile bulunuyordu. Bu kimliği de kendisine Mehmet Ağar’ın sağladığını daha önce basına düşen MİT raporları açıklamıştı. Bu olaydan bir süre sonra Doğru Yol ve Refah Partisi hükümeti düştü. Tansu Çiller’in yerine Mesut Yılmaz başbakanlığa geldi ve Susurluk’un araştırılması için düğmeye bastı. Yılmaz’ın görevlendirdiği Kutlu Savaş’ın, Susurluk skandalı ile ilgili hazırladığı raporun bir bölümü hâlâ kamuoyuna açıklanmamasına rağmen mafya-polis ve asker ilişkisini kısmi de olsa ortaya koyuyordu. Bu raporun en önemli bölümleri, Kürt iş insanlarının bu ekip tarafından kaçırılıp öldürüldüklerini ortaya koyması ve bu ekibini aynı zamanda devletin imkanları ve araçlarıyla uyuşturucu kaçakçılığı yaptıklarını ortaya koymasaydı. Yukarıda değindiğimiz gibi bu ekibe dair gerçekleri ortaya koyan sadece Kutlu Savaş’ın raporu değildi, MİT raporlarında 80’lerde başlamak üzere başta Ağar olmak üzere devlet imkanları ile uyuşturucu kaçakçılığı yaptığını ortaya koymuştur.

Ağar’ın marina merakı
Daha Susurluk’a gelmeden Ağar ve ekibine dair gerçekleri anlatmaya başlayan bir isim vardı. Bu isim Hüseyin Baybaşin’di. MED TV’de Yavuz Ôzcan’ın Rojev programına konuştu. Program 3 saatten fazla sürdü ve Baybaşin devlet ve iş dünyası içindeki bütün bağlantılarını ve bu bağlantıların uyuşturucu ticareti ile ilişkilerini anlattı. Daha sonra Türk basınında birçok gazeteci Baybaşin’i ziyaret etti ve anlattıkları manşetleri süsledi. O dönem dergi yayınlanan Aydınlık “Mehmet Ağar eroini gemilerle kaçırıyor” manşeti ile yayınlandı. 
Hüseyin Baybaşin, Mehmet Ağar ile ortak olduklarını, birlikte uyuşturucu ticareti yaptıklarını yer, zaman ve tarih vererek anlatıyordu.

H.Baybaşin

Baybaşin’in anlattığına göre Akdeniz’de batırılan Kısmetim-1 gemisi Ağar ve ortaklarına aitti. Yine 14 ton eroinle yakalanan Lucy S gemisi de Ağar ve ortaklarına aitti. Hüseyin Baybaşin bu iki geminin ABD’nin bastırması sonucu yakalandığını ve Lucy S’teki uyuşturucunun ortakları arasından dönemin Başbakanlarından Tansu Çiller ve Mehmet Ağar’ın da olduğunu anlatıyor. Baybaşin bu olaydan sonra Kürt iş insanlarına dair bir ölüm listesinin olduğunu ve bu listede kendi isminin olduğunu öğrendiği için yurtdışına çıktığını anlatıyordu. Baybaşin’in bu anlattıkları daha sonra Türkiye’de açılan dava dosyalarına giriyordu. Baybaşin, ABD’nin bastırması sonucu Lucy S’in yakalandığını, ancak gemide bulunan 14 ton uyuşturucunun Mehmet Ağar, Necdet Menzir, Cavit Çağlar ve M. Ali Yılmaz tarafından tekrar piyasaya sürüldüğünü anlatıyor ve dava dosyasına giriyordu. 
Uluslararası sanık sandalyesi
Baybaşin’in bu anlattıklarından sonra 21 Ocak 1997’de Frankfurt Eyalet Mahkemesi 17. Ceza Dairesi Başkanı Yargıç Rolf Schwalbe, üç eroin kaçakçısının davasında sunulan delillere dayanarak mahkemenin “Türkiye Cumhuriyeti devleti ve eroin kaçakçıları arasında yakın bağların var olduğunu” bulduğunu belirtti.
Yargıç Rolf Schwalbe, basında yer alan demeçlerinde Türkiye’den uyuşturucu tacirlerinin “Türkiye Cumhuriyeti devleti ile harika ilişkiler içerisinde olduğunu” ve “devletteki bir kadın bakan ile kişisel iletişimlerinin olduğunu” söyledi. Daha sonra Türkiye’den gelen baskılar üzerine yargıç bu kadının Tansu Çiller olduğunu açıkladı.

26 Ocak 1997’de İngiltere’de kaçakçılıktan sorumlu İçişleri Bakan Yardımcısı Tom Sackville, Türkiye’yi son zamanlarda eroinin en önemli geçiş noktası olarak belirlediklerini, ellerinde Türk hükümeti ve polisinden bazı kişilerin uyuşturucu işine karıştığı yolunda iddia ve bulgular olduğunu söyledi
Uyuşturucu ticaretinin seyri izlendiğinde Kürtlere karşı yürütülen savaşın kızıştığı dönemde, devlet ve güvenlik yetkililerinin daha çok uyuşturucu ticaretine girdikleri görülüyor. Silah ticareti ile uyuşturucu ticaretinin iç içe geçtiği ve bu ticareti yapanların diğer yandan hamasete ağırlık verdikleri görülüyor.
Ağar sanık sandalyesinde
20 Mart 1997 tarihinde mülkiye müfettişlerine verdiği yazılı ifadesinde kayıp silahlar olarak adlandırılan silahların nerede ve hangi amaçla kullanılacağını bildiğini ve bu konuda Korkut Eken’e yazılı bir emir verdiğini ancak konunun devlet sırrı kapsamında olduğunu ve bu nedenle daha fazla açıklama yapamayacağını belirtti.
İstanbul DGM Başsavcılığı Ağar hakkında, Sedat Edip Bucak ile birlikte ‘cürüm işlemek için çete kurmak’ hakkında yakalama ve tevkif müzakeresi bulunan kişileri yetkili mercilere haber vermemek ve görevi kötüye kullanmak’ iddiasıyla 6 yıldan 12 yıla kadar ağır hapis cezasıyla dava açtı. 11 Aralık 1997’de dokunulmazlığı kaldırılan Mehmet Ağar, 10 Ocak 1998’de DGM’de üç saat süreyle sanık sıfatıyla ifade verdi. Ağar ifadesinde, kayıp silahlar konusunun devlet sırrı olduğunu ileri sürdü ve olayların meydana geldiği tarihte bakanlık görevini sürdürdüğünü ve bu nedenle de Yüce Divan tarafından yargılanabileceğini söyledi. DGM önce ‘görevsizlik’ ve 9 Temmuz tarihinde Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin bozma kararından sonra da ‘yargılanmanın durdurulması’ kararlarını aldı.
Kürt iş insanlarının listesi
Bazı yeni delillerin ortaya çıkması ile birlikte Ağar ve bazı adamları hakkında Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde tekrar dava açıldı. 1990’lı yıllarda işlenen 18 faili meçhul cinayetle ilgili açılan davanın iddianamesinde tanık olarak ifadesine yer verilen Odatv ve Sözcü gazetesi yazarı Hüseyin Soner Yalçın’dı. Yalçın, 15 Haziran 2011’de tanık sıfatıyla verdiği ifadesinde, “Behçet Cantürk’ün Anıları” isimli kitabını Cantürk’ün yakınlarıyla konuşarak ve araştırma yaparak yazdığını, kitabında belirttiği Kürt iş insanları ve kamu görevlilerine yönelik oluşturulan listeyi zamanın başbakanı Tansu Çiller’in açıkladığını, kişisel analizinin, bu kişilerin öldürülmesi eylemlerinin Milli Güvenlik Kurulu’nun genel siyaseti çerçevesinde PKK’ye yardım eden Kürt iş insanları ve diğer kişilerin öldürülmesi yönünde oluşturulan siyaset çerçevesinde hükümetin verdiği emirler doğrultusunda uygulamaya konulduğunu söyledi.
Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianameden sonra Mehmet Ağar, eski Özel Harekât Daire Başkanı İbrahim Şahin, emekli Yarbay Korkut Eken ve emekli özel harekât polisleri sanık olarak yargılandı.
Güreş’e kadar gider
Şüpheli Ali Fevzi Bir, 9 Ocak 2012’de verdiği ifadesinde, faili meçhul cinayetleri işleyen kişilerle ilgisinin olmadığını, Behçet Cantürk, Savaş Buldan ve arkadaşlarına ilişkin cinayetleri duyduğunu, kendi tahminine göre bu cinayetlerin sadece özel harekâtçı polislerin gerçekleştirdiği cinayetler olmadığını, bunun içinde daha üst bir yapı olduğunu, bu yapının MİT içinde Mehmet Eymür, emniyette Mehmet Ağar, asker içinde de Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş’e kadar gittiğini düşündüğünü söyledi.
İki ölüm listesi
MİT’çi Tarık Ümit’in ortağı Hakkı Yaman Namlı, 9 Ocak 2012’de tanık sıfatıyla savcılıkta verdiği ifadesinde, Tarık Ümit’le konuşmalarında iki tane öldürülecek kişi listelerinden bahsedildiğini, bu listelerde Mehmet Ali Birand, Mustafa Süzer, İbrahim Tatlıses, Mahsun Kırmızıgül, Behçet Cantürk, Savaş Buldan, Fevzi Aslan, Medet Serhat’ın isminin olduğunu duyduğunu söyledi. Namlı, Tarık Ümit’ten duyduğuna göre bu listenin Özel Harp Dairesi’nin işi olduğunu, bu listenin Milli Güvenlik Kurulu tarafından onaylandığını söylediğini, bu listelerin bilgisi ve onaylayanlar arasında emekli Jandarma Genel Komutanı Fevzi Türkeri, merhum emekli Orgeneral Kemal Yamak isimli paşaların ismini duyduğunu anlattı. Ümit’in MİT dışında emniyetle birlikte gerçekleştirdiği bazı olaylara ilişkin duyumları da MİT Başkanlığı’na bizzat bildirdiğini kaydeden Namlı, bu kapsamda bir gün kendisine Ümit’in 40 kişilik bir kısa liste, bir de 3 haneden oluşan ölüm listesinden bahsetmesi üzerine bu durumu MİT Başkanlığı’na bildirdiğini, MİT Başkanı’nın 18 Şubat 1995 tarihli görüşmeye kendisini davet ettiğini, bu görüşmeler sızınca da Ümit’in 2 hafta sonra ortadan kaybolduğunu kaydetti.
Bu davada eksi özel tim elemanı Ayhan Çarkın da ifade verdi ve işlenen cinayetleri ve bağlantılarını anlattı. Ancak mahkeme bütün bu ifadelere rağmen sanıklar hakkında beraat kararı verdi. Gereçli kararda, 19 Kürt iş insanının öldürüldüğünü, ancak Ayhan Çarkın’ın ve diğer ifadelerin somut delillerle desteklenmediği için beraat kararı verildiğini öne sürdü.

Mehmet Ağar daha sonra ‘cürüm işlemek için yasa dışı çete’ kurduğu gerekçesiyle Ankara Özel Yetkili 11’inci Ağır Ceza Mahkemesi, Ağar’ın “suç örgütü yöneticisi” olduğuna karar verdi ve Susurluk davasında 5 yıl hapse mahkûm etti. Mehmet Ağar, infaz yasası nedeni ile sadece 1 yıl kaldı cezaevinde. Ağar’ın yatacağı Aydın, Yenipazar Cezaevi boşaltıldı ve boyandı. Bir yıl süresince Ağar siyaset ve yeraltı dünyasından çeşitli isimler tarafından ziyaret edildi. Çözüm süreci bozulduktan sonra tekrar muteber adam haline gelen Ağar’ın akçeli işleri zaten biliniyordu. Sedat Peker’in açıklamaları ile yine deşifre oldu.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.