DOLAR
18,8280
EURO
20,1969
ALTIN
1.134,72
BIST
4.186,01
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır
Parçalı Bulutlu
6°C
Diyarbakır
6°C
Parçalı Bulutlu
Perşembe Açık
7°C
Cuma Açık
8°C
Cumartesi Açık
8°C
Pazar Açık
8°C

Her gün bizden bir kadın eksiliyordu

Her gün bizden bir kadın eksiliyordu
02.08.2022
0
A+
A-

Röportaj: RONÎ RİHA

73. Ferman’ın tanıklarından Êzîdî Kadem Saado’dan bir yıllık esaretini ve yaşadıklarını dinledik.

  • “Amir bizden Müslümanlığı kabul edip etmeyeceğimizi sordu. Kabul etmeyenlerin safına baktığımda sadece iki kişi vardı. Onlardan birinin kucağında küçük bir çocuk duruyordu. DAİŞ’li çocuğu babasından aldı, çocuk ağlamaya başladı. Ellerini bize doğru uzatarak babama yardım edin diye haykırıyordu. İkisini öldürdüler. Sonradan din değiştirmenin de can kurtarmadığını anlayacaktık.”
  • “Gün ağarmak üzereydi, Şengal Dağı’nın yamaçlarına varmıştık. Altına sığındığımız kayalığın hemen üstünde DAİŞ’in son kontrol noktası vardı. Birden ablamın sırtına bağladığı bebeği ağlamaya başladı. Babam ablama, ‘Kızım anlaşılan kurbana doymayan tanrı 18 kişinin kurtulması için bizden tekrar kurban istiyor. Elini ağzının üzerine koy ve nefessizlikten ölene dek hiç kaldırma’ dedi. Ortalığa bir ölüm sessizliği çöktü.”

Koço köyünden olan Kadem Saado, 73. Şengal Fermanı gerçekleşmeden önce YNK peşmergesiydi. Olası DAİŞ saldırısına karşı Şengal’i ve Êzîdî halkını korumak için birliğiyle beraber Şengal’in güneyinde Girzerek, Sîba Şêx Xidir ve Koço köyü civarında görev yapmaktaydı. 3 Temmuz 2014 gecesi saat 03:00 sularında telsizden ani bir emirle herkesin birliğine dönmesi gerektiğinin emri gelir. Bağlı olduğu birliği araçlarla hızlı bir şekilde Duhok ve Hewlêr’e dönerken Kadem Saado, silahsız bir şekilde ailesinin de olduğu Koço’ya gider. Sabah saat 08:00’de Şengal’in hem şehir merkezi hem de birçok çevre köyünün DAİŞ’in eline geçtiğinin haberini alır Kadem ve Koço sakinleri. Bu arada da daha önce iyi ilişkileri olan Arap komşularının da silahlanıp bütün yolları kestiğini haberleri de yayılmaya başlar. Şengal dağına sığınmak için ailesiyle beraber arabaya binip yola düşerler. Çok geçmeden tanıdıkları Arap komşuları tarafından yolları kesilir… 

Kaçanlar yakalanıp öldürüldü

Şu an Almanya’nın Baden-Baden şehrinde mülteci olarak yaşayan Kadem, o günleri ve bir yılık DAİŞ esaretini şöyle anlatıyor: “Arabada ben, babam, annem babaannem ve iki kız kardeşim vardı. Yolumuzu kesenler bizi Şengal şehir merkezine götürdüler. Şehir merkezin girişinde bir askeri kontrol noktası kurulmuştu. Yüzlerce araç durdurulmuş, ortalıkta çaresiz binlerce insan vardı. Biraz sonra biz erkekleri kadınlardan ayırıp hepimizi bir sıra halinde nüfus dairesi binasının içine aldılar. Binada üç gün kaldıktan sonra Koço köyünde tanıdığım üç gençle kaçma kararını verdik. Bu plandan babamın haberi olunca beni durdurdu. ‘Sen kaçarsan ne olarak bizi cezalandırırlar’ dedi. Ben kaçmaktan cayınca akşam üzeri diğer gençler ölümü göze alarak kaçtılar. Birkaç saat sonra o kaçanları yakalayıp öldürdüler.”

Kılıcı boğazımıza dayadı

Aynı gece erkeklerin gözleri ve elleri arkada bağlanıp dışarı çıkartılarak saatlerce bekletirler. Uzun bir süre gözleri kapalı ve tek sıra halinde karın üstü bir kalabalığın içinde bekletilen Kadem Saado, “Biz her an boğazımıza dayanacak soğuk ve keskin bir kılıcı bekliyorduk. Durmadan önümüzde tur atan bir Amir, ‘Az sonra hepinizin kafası kesilecek’ diyordu ve elindeki kılıcı boğazımıza dayayarak, ‘Yeterince keskindir değil mi’ diye bağırıyordu. Vahşi bir ölüme hazırlanırken yanımıza yanaşan kamyonların sesi duyuldu. O an büyük bir ikilem içindeydim; acaba bizi öldürüp cenazelerimizi taşımak için mi geldi bu kamyonlar, yoksa bizi başka bir yere götürüp orada öldürmek için mi?” diye anlatıyor.

Bir çocuğun haykırışı!

İki saat kamyon yolculuğundan sonra gözleri açılan Kadem Saado, yüzlerce Êzîdî esirle beraber kendini Telafer’in tarihi kalesinde bulur. İki gün kalede bekledikten sonra tekrardan ellerimizi arkadan bağlayıp hepimizi bir sıraya koydular diyen Kadem Saado, şöyle devam ediyor anlatmaya: “Teker teker bizi çağırıp elinde bir kılıç tutan bir Amir’in huzuruna çıkartıldık. Amir bizden Müslümanlığı kabul edip etmeyeceğimizi sordu. Biz kabul edenleri bir kenara, etmeyenleri de bir kenara aldı. En son din değiştirmeyi kabul etmeyenlerin safına baktığımda sadece iki kişi vardı. Onlardan birinin kucağında küçük bir çocuk duruyordu. DAİŞ’li biri gelip çocuğu babasından aldığında çocuk ağlamaya başladı. Ellerini bize doğru uzatarak babama yardım edin diye haykırıyordu. Bu duruma şahit olan bizler hüngür hüngür ağladık çaresizlikten. Birkaç dakika sonra hepimizin gözü önünde ikisini öldürdüler. Bize dönen Amir, ‘Müslüman ol canını kurtar’ dedi kahkaha atarak. Sonradan din değiştirmenin de can kurtarmadığını anlayacaktık. Biz Müslümanlığı kabul edenlere ödül niyetine milletin marketlerinden çaldıkları bisküvi ve gofret getirildi. Bu da dört günün sonunda boğazımızdan geçen ilk lokmaydı.”

Kız kardeşim Aliya yoktu

Müslümanlığı kabul eden esirler Êzîdîlikten tamamen temizlenmeleri için kalenin yanındaki bir gölette götürülür. Sıra halinde önce erkekler, sonra da kadınlar suya girip onlara verilen yeni elbiseleri giyerler. Erkekler kaleye, kadınlar ise kaleye yakın bir okula götürülür. Esaret günlerini anlatmaya devam eden Kadem, “Temmuz’un 20’sinde bize ismi okunan kişiler aileleriyle görüşmek için dışarı çıkabilir denildi. Aynı gün beni ve babamı çağırdılar. Oradan kadınların tutulduğu okula götürdüler bizi, ailemizi almak için. Okula vardığımızda annem, babaannem ve 8 yaşındaki kız kardeşim bizi bekliyordu. Fakat 13 yaşındaki kız kardeşim Aliya ortalıkta yoktu. Yanımızdaki DAİŞ’liye kız kardeşimi sorduğumuzda kalanlara şükret dedi. Birkaç aile ile beraber bizi bekleyen kamyonlara binip bir saat yolculuktan sonra talan edilmiş Şii köyü olan Kızıl Qeyo köyüne götürüldük” diye aktarıyor.

Her gün bir kadın eksiliyordu

Ailesiyle beraber Kızıl Qeyo köyüne götürülen Kadem Saado, bir aya yakın etrafları DAİŞ teröristleriyle sarılmış bir şekilde yaşarlar. Bu bir ay içinde köy sorumlusu DAİŞ’li Amir ile irtibata giren Kadem’in babası ona bir teklif ile gider. Kısa bir süre sonra Amir 300’e yakın bir koyun sürüsünü getirir. Babasıyla DAİŞ’e çobanlık yapan Kadem, Telafer bölgesindeki bütün karargahlara taze yoğurt, peynir ve istenildiğinde koyun kesip gönderirler. “Bununla bir nevi ömrümüzü uzattık” diyen Kadem, “Biraz güven kazandıktan sonra aynı Amir babama, ‘Eğer bu civarda hapiste olan tanıdığınız aile varsa onları da buraya getirebiliriz’ dedi. Bunun üzerine babam çoğunluğu Koço kadınların tutulduğu Telafer’e gidip DAİŞ’in cariye olarak götürmediği kadınları kaldığımız köye yakın bir köye getirdi. Koço’da kocası ölen ve daha birkaç aylık bebeği olan ablamı da bulup yanımıza getirdik. Bu ailelerin içinde Zorava köyünden esir alınmış bir aile vardı; bunlar baba, anne ve Siham adında genç bir kızdı. DAİŞ’in kızı götürmemeleri için eşimdir diye onu evimize aldık. Canları her sıkıldığında gelip başka bir kadın götürüyorlardı. Her gün bizden bir kadın eksiliyordu” diye belirtiyor.

Herkesi öldürdüler

Üç aya yakın DAİŞ’a Kızıl Qeyo köyünün civarında çobanlık yapan Kadem ve babası bu esaretten kurtulmak için arayışa girerler. Koço köyünden olan birkaç akrabasıyla ile kaçma planlarının hazırlıkları yaparken bütün aileyi tehlikeye atmadan önce birinin kaçış için belirtikleri güzergahı denemesi lazımdır. Bunu üstlenen eli yaşlarında bir akraba, gece köyden gizlice çıkıp yola koyulur. “Sabah erken bağrışma ve küfürler arasında bizi köy meydanında topladılar” diyen Kadem, “Kaçış planımızın bir parçası olan akrabamız yakalanmıştı. Elini ve ayaklarını bağlayıp yere yatırdılar sonra hepimizin gözü önünde bir kamyonetle üzerinden geçtiler. Bize ibreti alem olsun diye köy meydanında cenazesi çürüyünce dek kaldırmamıza izin vermediler. Artık kaçmak için hayal kurmaktan bile korkuyorduk. Takriben esaretimizin 11. ayında böyle yaşamaktansa özgürlük için çabalayarak ölmek daha anlamlı olduğuna karar verip ve yeni bir arayışa geçtik. Dünya ile hiçbir irtibatımız yoktu. Bir irtibat sağlamak için uzun bir süre kıyıda köşede kalmış bir cep telefonu bulmaya çalıştık. Bu esnada kaldığımız köyde kalan herkesi Musul’a götürdü. Sadece onlara çobanlık yapan biz üç aile kaldık. Sonradan duyduk ki Musul’a götürülen, içlerinden bazı kadınları alarak diğer herkesi öldürmüşler, ki bunların hepsi Müslümanlığı kabul etmiş yaşlı erkeklerden oluşuyorlardı” diyor.

Kaçış planı…

Bir ay sonra Kadem’in babası DAİŞ’lilerden bir telefon çalar. Kürdistan Bölgesi asayişinde görevli bir akrabasına ulaşır. Akrabası Telafer’lı Arap dostlarının olduğunu söyler ve beli bir para karşılığında sizleri kurtarmaya çalışırım der. Beklemeye geçen Kadem ve babası bir ay sonra onları kurtarmaya gelecek kişilerle konuşur. Telaferli 3 kurtarıcı Kadem ve babasına üç kilo metre uzaklıkta bir yer tarif edip, gece saat 02:00’de orada buluşacaklarını söylerler. 18 kişiyle zor bela DAİŞ’in çemberinden çıkan Kadem ve babası tarif edilen yere varır fakat orada olması beklenen kurtarıcı rehberleri bulmazlar. Gece saat 03:00’e kadar rehberleri bekleyen 18 kişi çaresizce dönüşe geçerler. Yakalanmaları halinde bu başarısız kaçışın bedeli ölüm olacak. 

18 kişi Arap rehberi takip ettik

Sabah saat 06:00’da mucizevi bir şekilde DAİŞ’e görünmeden köye vardıklarını dile getiren Kadem Saado, esaretini anlatmaya devam ediyor, “Özgürlük umudumuzun son kırıntısı da yitip gitmişti, kurbanlık koyunlar gibi tamamıyla ölüme teslim olmuş sıramızı bekliyorduk. Asayişteki akrabamızla iletişime geçip, onun ayarladığı adamların bize belirttiği noktaya gittiğimizi fakat orada olmadıklarını söyledik. Bir ay sonra aynı yere gelmemizi söyledi akrabamız. Bizi almaya gelecek rehberlere güvenmeyerek gitmeyi kabul etmedik. 18 kişinin gitmesindense rehberlerin köye gelmesini söyledik. Bir hafta sonra iki rehber bu teklifimizi kabul edip onlara tarif ettiğimiz yere geldiler. Gelen iki kişi silahlıydı. Babam kaldığımız köyde iki kaleşnikof ve dört dolu şarjör bulmuştu. Ben ve babam da silahlarımızı elimize alarak, çoğu kadın ve babaları DAİŞ tarafından öldürülmüş yetim çocuklardan oluşan 18 kişiyle beraber iki Arap rehberleri takip ettik.”

Bilinmezliğe doğru yol aldık

Gece saat 00:00 DAİŞ çemberini aşarak alacakaranlıkta yola çıkan kafile saklana saklana üç saat yürür. 18 kişinin arasında 5 kişi hariç diğer geri kalanlar kadın ve çocuklardan oluşmaktadır. Sabaha doğru saat 03:00’de onları bekleyen bir KİA Pikap’a 18 kişi biner. “Ölüme mahkum olduğumuz ecelin avucundan çıkmıştık nihayet, lakin önümüzde bizi bekleyen bir sürü sırat köprüleri vardı” diye aktaran Kadem, konuşmasını şöyle sürdürüyor:  “Yarım saat alacakaranlıkta arabanın ışıkları kapalı bir biçimde ilerledik. Nerede olduğumuzu bilmiyorduk. Biraz sonra bir dereye indik. Dereye iner inmez önümüze bir köy çıktı. Eli silahlı bir gurup DAİŞ bizi durdurmak isteyince şoförümüz gaza bastı. Bir araçla peşimize düştüler. Yarım saate yakın bir kovalamacanın ardından DAİŞ’in aracından kurtulmak için ışıkları kapalı son surat ilerleyen aracımızı Tilbinan civarında ilk dönemeçte bir çukura sürdü şoför. O çukurda sabah saat 06:00’ya kadar bekledik. İki rehberle bundan sonraki plan nedir konuştuğumuzda, gündüz gözüyle hiçbir şey yapamayacaklarını söylediler. Gitmeden önce, ‘Sizleri gözetleyeceğiz, eğer akşama kadar DAİŞ’e görünmemeyi başarırsanız karanlık çöker çökmez geleceğiz’ dediler. O gün görünmemek için gece saat 20:00’ye  kadar karın üstü uzanmış bir şekilde hiç kıpırdamadan bekledik. Saat 20:00’de bizi kurtarmaya gelen üç rehberimiz tekrar çıkıp geldiler. Muhtemelen bizden uzak bir yerlerde kendilerini saklamışlardı. ‘Hazırlanın tekrar yola çıkacağız’ dediler. Yine aynı arabaya binerek, lambaları kapalı bir şekilde bilinmezliğe doğru yol aldık. Önce Suriye sınırına, oradan da Şengal’in Şilo köyüne yakın bir yere gittik. Gece saat 23:00’de rehberler bizi arabadan indirip, bundan sonrasını siz kendiniz yürüyeceksiniz. Biz yokuz artık dediler. Her ne olduysa son anda rehberlerden biri yanımızda kalacağını söyledi. Diğer iki rehber de araçla ayrılıp gittiler.”

Umuda yolculuk

18 kişilik kafileye öncülük eden Kadem Saado, yaşlı babası ve Arap bir rehberdir. Kısa bir moladan sonra yönlerini Şengal dağına vererek karanlığın içinde sessizce yol alırlar. Hedefleri ise güneş doğmadan 73. Ferman’da binlere sığınak olan dağın zirvesidir. Umuda giden yolculuğunu anlatan Kadem, o anları şöyle aktarıyor: “Biraz ilerledikten sonra hemen yukarımızdaki kayalıklarda DAİŞ’in nöbet noktasıyla karşılaştık. Tekrar geri gidip bir çukurda kısa bir süreliğine kendimizi sakladık. Bu bölge DAİŞ’in Şengal Dağı’na son sınır olarak kullandığı nöbet bölgesiydi. Herhangi bir sızma ve saldırıya karşı buradaki sayıları hayli yüksekti. Şafak sökmeden buradan çıkmalıydık. Saklandığımız yerden çıkıp deminki karşılaştığımız nöbet noktasıyla karşılaşmamak için hafif yönümüze değiştirerek dağa tırmanmaya başladık. Biraz ilerledikten sonra bir kayalığın üzerinde mevzilenmiş nöbet tutan bir gurup DAİŞ ile yüz yüze geldik. Bizi nasıl fark etmediler hala da anlamış değilim. Aramız en fazla 20 metreydi. Ben ve babam öndeydik. Hemen kendimizi yere atık. Kayaların arasında sürükleye sürükleye kafileyi kayalıkların altına doğru çektik. Koço’da öldürülen amcamın eşi ve yanında yetim kalmış üç çocuğu da bizimleydi. Meğer uzun bir süre önce ayakkabısı ayağından düşmüş, bunca yolu yalın ayak yürümüş. Ayakları yara bere içinde kaldığı için artık bu kayalık bölgede yürüyemiyordu. ‘Sessizce, ben burada ölümü bekleyeceğim, sizden ricam üç çocuğumu kendinizle götürün. Ben artık yürüyemem’ dedi. Ben hemen ayağımdaki ayakkabıyı ona vererek tekrar yola çıkmak için hazırlandık.”

Şengal Dağı’nın yamaçlarındayız

O zorlu günleri tekrar yaşayarak aktaran Kadem, “Gün ağarmak üzereydi, Şengal Dağı’nın yamaçlarına varmıştık. Altına sığındığımız kayalıkların hemen üstünde DAİŞ’in son kontrol noktası vardı. Nöbet tutan DAİŞ teröristleriyle aramızda en fazla 30 metre vardı. Birden ablamın sırtına bağladığı bir buçuk yaşındaki oğlu uyanıp ağlamaya başladı. Sesi duyulmasın diye ablam fistanını ağzına siper ediyor, ağzını kapatmaya çalışıyor, her ne etiyse çocuğun ağlamasını durduramadı. En son babam ablama dönerek kısık bir sesle, ‘Kızım anlaşılan kurbana doymayan tanrı 18 kişinin kurtulması için bizden tekrar kurban istiyor. Çocuk ağlamaya devam ederse bunca çabamız boşa gider ve hepimizi kurşuna dizerler. Elini ağzının üzerine koy ve nefessizlikten ölene dek hiç kaldırma’ dedi. Ortalığa bir ölüm sessizliği çöktü. Canımızı kurtarmak için bir candan vazgeçecektik. Ablam hiç itiraz etmeden istenileni uyguladı. Eliyle evladını boğmaya çalışan ablamın eline bir uğur böceği gelip kondu. Tam bu sırada vicdan azabı çeken babam ablamın elini kaldırdı. Biraz sonra kendine gelen oğlu demin onu boğmaya çalışan annesinin eline konan uğur böceği görünce gülümseyip avucuna alarak yol boyunca onunla avutuldu. Çocuğun ağlaması kesilir kesilmez, sürükleye sürükleye kayanın altından çıkıp dağa tırmanmaya başladık. Tam sabah saat 08:00’de Şengal’in zirvesine vardık. Hepimiz oturduğumuz yerde birbirimizle konuşmadan binlerce insanımıza mezar olan Telafer’e, Musul’a bakıp saatlerce ağladık.”

* * *

Aliya, Fırat Nehri’nde…

DAİŞ’in elinden kurtulan Kadem ve babası bu sefer arkalarında kalan kız kardeşi Aliya’yi kurtarmak için arayışa girerler. Kadem, “En son irtibata girdiğimiz eski bir DAİŞ teröristinin aktardığına göre; Aliya ve başka bir Êzîdî kadın Amir isimli kişi tarafından ‘cariye’ olarak götürülüyor. Araçtayken kadınlar Amir’e müdahale ediyor ve araç Musul Köprüsü’nden Fırat Nehri’ne düşüyor. Hepsi birlikte ölüyorlar” diyor.

Yeni Özgür Politika

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.