DOLAR
17,9646
EURO
18,3231
ALTIN
1.031,12
BIST
2.781,23
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır
Açık
39°C
Diyarbakır
39°C
Açık
Salı Açık
38°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
39°C
Perşembe Açık
40°C
Cuma Açık
40°C

Dikenli teller

Dikenli teller
19.04.2022
0
A+
A-

Yıllar önce Ankara Gölbaşı’nda genç bir kadın cesedi bulunmuştu. Elbiseleri, yanındaki birkaç eşyasıyla, tel örgü ile bedenini sarıp bir kenara gömmüşlerdi. Kayıtlara Gönül Songur cinayeti diye geçti. Gönül için pek çok şey söylenmişti. Söylenenler önemli değildi artık, Gönül sadece bir kurbandı.

Uzmanlar, katillerin onu tel örgülerle sarıp diri diri göndüklerini tespit etmişti. Canice işkence yaparak onu katledenlerin ruh halini anlamak mümkün değildi. Ancak Gönül’ün ölüm anında ne hissettiğini, korkularını düşünüp empati yapabilmiştim. Ölüm anında yaşadıklarının yanı sıra öldükten sonrasını da düşünmüştüm. 

Kendi ölümü seyretsem, ve ben Gönül olsaydım, “Tanrım ben böyle ölmeyi mi hak ediyorum. Neden buna izin veriyorsun” diye sorardım. 

Ölüm bilmediğimiz bir şey, ancak insanlar ölür; acıları ölmez. 

Ölüler de acı çeker. 

Gönül’ün ölümünü mülteciliği tecrübe edince daha iyi anladım.

Mültecilik, Gönül Songur gibi öldürülmektir.  Katiller değil, kurbanlar konuşulur. Katili durdurmak için değil, kurbandan kurtulmak için planlar, toplantılar, yorumlar yapılır. 

Mültecilik öyle empati yaparak, ya da hikayeleri okuyarak anlatılacak bir şey değil. İnsanlar gittikleri ülkeleri sevdiğini söylüyor ya da mutlu olabiliyorlar. Ben mülteciliği bir yere gitmek olarak görmüyorum. Bir yerde kalmak olarak görüyorum. Ne gerisi ne ilerisi olan bir yer orası. Dikenli tellerin tam üzeri. Mültecilik sen bir yere vardığında ve yerleştiğinde son bulan bir durum değil… 

Mültecilik, o küçücük yollarda, altı ateşli köprülerde düşeni, kalkanı, kendini yakanı, anayı-çocuğu, karıyı-kocayı ayıran, koparılmayı görmektir. Kendini öldürmektir…Bir çeşit intihar biçimi. 

Arafta kalmak ya da…

Her şeyinin ayağının altından kayıp gittiğini gördüğünde, zeminin kaygan olduğunu tecrübe ettiğinde bir daha yere basamama korkusu oluşturuyor insanda. 

İnsan bedenine sarılan o tel örgüleri yırtıp atamıyor, ama o tel örgüler seni yırtıp, parçalayıp atıyor. Bir ülkenin, ülke içerisindeki sorunların çok ötesinde bambaşka bir sorun görüyorsun.

O büyük denilen dünyaya sığdırılamamak! 

Bir kişilik bile yer bulamamak.

Bu duyguyu, bu gerçeği nasıl yazarsam yazayım. Nasıl ifade etmeye çalışırsam çalışayım. Benim içimde oluşturduğu anarşist duyguları anlatamama yetmeyecek. Tel örgüleri gidip, ellerimle opartamam. 

Ya da “Siz kimsiniz, neden bizi sınırlarınıza mahkum edip, bu kocaman dediğiniz dünyada bir ağaç altında bile yer vermiyorsunuz” diyemem!

Desem de herkes bu sistemlerin haklılığını anlatacak. Gerekli olduğunu birçok tez ortaya atarak izah etmeye çalışacak. Vatan diyecek, toprak diyecek, pek çok şey diyecek. 

“Geçiş izni yok” diyecekler. Telleri, sınırları savunacaklar. O bir çeşit işkence yöntemine dönen tellerin ülkelerini koruduğunu düşündükleri için savunacaklar, öldürdüğünü hesaplamadan. 

Her şeye rağmen umut yolculuğuna çıkanlar dikenli tellerin bir yanından diğer yanına atlamaya, ateşli köprülerden geçmeye çalışacak. 

O tel örgülerin bir yanından diğer yanına voleybol topu gibi fırlatılacaklar.

O örgüleri çekenlerin yarattığı tehlike değil, şanslıysa eğer bir bavulla o örgülerin üzerinden atlamaya çalışanların tehlikeli olduğu belirtilecek. 

Ben bir kişilik yer olmayan bu dünyayı anlamıyorum. 

Anlayamıyorum… Tıpkı Gönül’ü tellerle sarıp, diri diri öldürenleri anlamadığım gibi.

Şimdi Gönül’ü değil, dikenli tellerle sarılıp atılmış Münip Ali’yi düşünüyorum. Yedi yıl önce annesi, kardeşi ile Türkiye’ye gelen Münip Ali’yi. Babasını Esad güçlerinin öldürdüğü, geride kalan kardeşlerinin akıbetini bile bilmeyen Münip Ali’yi. 

Türkiye’ye geldikten sonra bir ayakkabı tamircisinde çalışan, Türkçeyi öğrenen ve kendi imkanları ile aldığı küçük kamerasıyla Türkiye’deki sığınmacıların sesi olmaya gayret eden Münip Ali’yi. 

İktidarı eleştiren bir twitti nedeniyle, onun çaresizliğini kullanıp, önce Erzurum Geri Gönderme Merkezine gönderdiler, orada altı ay tuttuktan sonra Suriye’ye iade ettiler.

Munip’in yaşlı annesi, kardeşi ve ailesi İzmir’de kaldı. O tel örgülerden hiç kurtulamadı. Şimdi saklı gizli bir hayat ile babasının öldürüldüğü tarafta duruyor. Tel örgünün diğer yanında, yani girilmesi yasak olan kısımda (Türkiye’de) ailesi var.

Geçemiyor. 

Onu aşamıyor…

Münip Ali için birçok yer ile yazıştık, sorduk “bir kişilik yer var mı? Bu canımı acıtan topraklar da kalamam. Diğer tarafa geçemem, çünkü kovdular. Bana bir ağaç gölgesinde dinleneceğim kadar yer verebilir misiniz”

Dedik. Anlattık. Ama bir yer, bir yol bulamadık.

Bu kocaman denilen dünya kuşatılmış bir cehennem. Allah’ın bir cehennemi var mı, bilmiyorum. Ama insanların yarattığı cehennemler var ve oradan çıkış yasak! Kapıları tutulmuş ve cehennem kötülerin kaldığı bir yer değil! İyilerin hapsedildiği bir yer. 

Ya da Gönül’ün ardından çıkan söylentiler gibi. Neyse neydi işte. Hangi insan öyle ölmeyi hak eder, hangi insan ölüye işkence eder. 

Münip bir ölü, o Suriye’den kaçarken öldürülmüş zaten. Çünkü öyle zorunlu, yaka paça, can havli ile yola düşen, sağ çıkmaz o yoldan. Başka biri olursun, ama sınırın gerisinde kalan olmazsın artık. 

Oradan oraya atılıp, duruyor üstelik!

En acısı da kendisinin eli kolu bağlı iken, hala başka insanların, mültecilerin sorunlarını yazmaya devam ediyor. Çünkü anlıyorum. Eli kolu bağlı olsa da insan içini susturamıyor… Canı yansa da başka canlar yanmasın istiyor. 

Bir kişilik yer olmayan bu dünya, o içine sığdıramadığı kişiden büyük değil! 

Bu düzen denilen şeyler düzen değil. Tel örgülerle çevrilmiş, sarılmış, eli kolu bağlı insanlar için özgürlük bir gerçek değil. 

Tel örgülerle öldürülmüş bir adamı görerek, ayaklarımı yere basamıyorum. Bir kişinin yaşamak için yer bulamadığı bu dünyada kutsanacak, konuşulacak başka bir konu bulamıyorum. 

Canlı canlı görmüyorlar insanları…

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.