DOLAR
9,2838
EURO
10,7640
ALTIN
525,86
BIST
1.413
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır
Çok Bulutlu
26°C
Diyarbakır
26°C
Çok Bulutlu
Salı Parçalı Bulutlu
24°C
Çarşamba Az Bulutlu
23°C
Perşembe Az Bulutlu
24°C
Cuma Az Bulutlu
25°C

Dersim sadece fiziki olarak soykırıma uğratılmadı…

04.03.2021
0
A+
A-

HÜSEYİN ÇATAL

Biz Dersim’in ruhi ve zihinsel olarak soykırıma uğramış çocuklarıyız. Biz Dersim’in çocuklarının ahı, özlemi, acısı hep yakanızda olacak. Siz bu ahın vebalini ödemeden, biz çocukların zihinsel, ruhi soykırımı devam edecektir.

Ben Ruhi ve zihinsel olarak soykırıma uğradım. Soykırım, Holokost, Katliam kelimelerini telafuz ederken bile ürperirim. İçime korku düşer. Ermeni Soykırımını yaşamadım, görmedim. Yahudi Holokostunu görmedim yaşamadım. Dersim Soykırımını fiziki olarak yaşamadım. Ruhi ve zihinsel olarak yaşadım. Sinti-Roma, Keldani, Süryani ve Êzîdî Soykırımı. Sayarken ürperiyorum. Ermeni Soykırımı yaşamadım dinledim. Masal gibi dinledim.

İnsanların nasıl direklere çivilendiğini dinledim. Kışın soğuk günlerinde. Holokostu Müzeleri dolaşarak gördüm. Auschwitz’i, Dachau’yu gördüm. Anlatılırken korktum. Müzeleri gezerken korktum. Zihinsel ve ruhi olarak kendim yaşarken korktum, fiziki olarak acısını yaşadım. Erzincan sokaklarında Ermenilerin nasıl avlandıklarını dinledim. Ermeni kadınların askerin eline geçmemek için kendilerini nasıl Fırat’ın suyuna bıraktıklarını dinledim. Birden Ermeni komşuların ortadan kaybolmalarını dinledim. Komşusu katledilirken sustuklarını anlatanları dinledim.

Dersim Soykırımını yaşamadım. Dersim Soykırımı ile büyüdüm. Acısını, hüznünü, kederini, derin çizgilerini insanların yüzlerinde gördüm. Gözlerinde korkuyu gördüm. Kardeşi, komşusu, akrabası, dostu tarafından ihanete uğrayan, kafası kesilen, sırtından bıçaklanan, düşmana teslim edilenlerin hikayesini dinledim. Dersim Soykırımını fiziki olarak yaşamadım. Ben Dersim soykırımını ruhi vede zihinsel olarak yaşadım.

Nasıl mı yaşadım?

Anlatayım size: Birleşmiş Milletler 9 Aralık 1948’de Nazi Almanya’sının Yahudilere karşı işlediği Holokost’tan sonra soykırımın önlenmesi ve cezalandırılması için bir sözleşme yapar. Bu sözlemenin amacı insanlık suçu olan soykırımın önüne geçmek ve engellemektir. Sözleşmede Soykırımın tarifi yapılır. Hangi suçların soykırım suçu olduğu açıklanır. Ve bu suçları işleyenlerin veya teşvik edenlerin konumu, yetkisi, makamı ne olursa olsun kesinlikle yargılanmaları ve cezalandırılmaları gerektiği karar altına alınır. Bu sözlemeye imza atan ülkelerin de bu sözleşmenin maddelerini uygulamak ile yükümlü oldukları açıklanır. Bu sözleşmeyi imzalayan ülkelerden biri de Türkiye’dir. 1950’de sözleşmeye imza atar. 1951 yılında da yürülüğe koyar.

Sözleşmenin ben sadece iki maddesi üzerinde durmak istiyorum. “Soykırım; ulusal, etnik, ırksal ya da dinsel bir grubu toptan ya da bir bölümünü yok etme niyetiyle:” diye başlar, tanımı yapılır ve ardından soykırım suçları sıralanır. Ben sadece (b) ve (e) şıklarını bu gün ele almak istiyorum. Bu iki şık aşağıda ki şekilde tanımlanır.

b) “Grup mensuplarına fiziki ve ruhsal olarak önemli ölçüde zarar verilmesi

e) Bir grubun çocuklarının zorla başka bir gruba nakledilmesi olarak tanımlanmıştır.”

Soykırım ile mücadele ve soykırımı önleme sözleşmesi b şıkkın da Grup mensunlarının fiziki ve ruhsal anlamda önemli oranda zarar görmelerini soykırım suçu sayıyor. Bu suçun cezalandırılması gerektiğini savunuyor. Yüzlerce ülke bu sözleşmeye imza atmış. İmza atanlar Sözleşmenin gereklerini yerine getirmek ile kendilerini yükümlü kılarlar. Uluslararası Ceza Mahkemeleri kuruldu. Nürnberg Mahkemeleri’nde Naziler yargılandı. Kimi soykırımlar lanetlendi. Cuntalar yargılandı. Diktatörler yargılandı.

Ermeni Soykırımının hesabı sorulmadı.

Dersim Soykırımının hesabı sorulmadı.

Hesabının sorulması bir yana, devletin medeniyet götürdüğü söylendi. Katledilen, soykırıma uğratılan Dersim Kürt, Kirmanç ve Alevi suçlu ilan edildi. Feodal gericiliğin temizlendiği söylendi. Fakat hangi derebeyini, hangi feodal ağalık düzenini yıktıklarını açıklayamadılar. Seyit Rıza’ya Feodal Ağa dediler. Kime zulüm yaptığını açıklayamadılar. Yoktu ki açıklasınlar.

Ne köyleri, ne de marabaları vardı, sömürdüğü ezdiği kimse yoktu ki. Evet Dersim’in çocukları ruhsal olarak büyük tahribatlar yaşadı. Büyüklerimiz direk olarak fiziki soykırıma tabi tutuldular. Büyük travmalar yaşadılar, bu travmalar fiziki soykırımdan sonra da devam etti. Devletin her gün şiddeti ve korkusu ile yaşamaya devam ettiler. Sindirildiler, korkutuldular, özgüvenlerini kaybettiler. Her gün ‘Fiziki Soykırımın’ acısı ile bizleri büyüttüler. Bize yaşadıkları bu vahşeti her gün anlattılar. Biz çocukları bu vahşetleri dinleyerek büyüdük. Büyüklerimiz hiç bir şekilde psikolojik, sosyolojik, kültürel destek almadılar.

Biz çocukları da bu desteği almak bir yana, her gün ruhsal ve zihinsel soykırıma tabii tutulduk. Okulda dilimizi konuşamadık, yasaklandı, daha çocuk yaşta kendi anadilimizi konuştuğumuz için dövüldük. Bizlere okulda işkence yapıldı. Sadece işkence yapılmak ile kalınmadı. Okula gittiğimiz ilk günden itibaren zihinsel olarak büyük bir saldırıya uğradık. Hafızamız sıfırlandı. Tüm bildiklerimiz bir anda silindi. Konuşamadığımız için aşağılandık, horlandık, aptal muamelesi gördük. Halbuki kendi ana dilimizde eğitilseydik, ruhsal ve zihinsel bu saldırıya tabi kalmayacaktık. Bizi aptallığa mahkum ettiler. Bize siz aptalsınız, anneniz, babanız dağ insanları dediler. Bildiklerimizi, düşündüklerimizi anlatmaya korktuk, çekindik. Anne ve babalarımızı her gün cahil, hiç bir şey bilmeyen insanlar olarak bize tanıttılar. Anne ve babalarımızı küçümsememizi, lanetlememizi bizden istediler. Anne ve babalarımızın dağ insanı olduğunu bize anlattılar. Bizi buna inandırdılar. Bizi anne ve babalarımızdan soğuttular. Anne ve babalarımızdan utanmamızı bize her gün anlattılar. Evden alıp yatılı okullara gönderdiler. Anne ve babamızın kardeşlerimizin yanına dönmeye bile izin vermediler.

Ailemizden bizi koparıp aldılar. Yine Sözleşmenin (e) şıkkı “bir grubun çocuklarını, başka bir gruba nakletmek. 1938 Soykırımından sonra sürgüne gönderilen aileler bölünüyordu. Aile birlikte sürgüne gönderilmiyordu. Ailelerin çocukları ellerinden alındı, çocuksuz Türk çiftlere bu çocuklar verildi. Dersim kaç kayıp çocuğu var, bilen var mı? Pek sanmam. Yıllar sonra Dersim kayıp kızlarını öğrendik. Peki anne ve babalarından alınıp başkalarına verilen kaç Dersimli çocuk var? Bir grubun çocukları kime verilmişti? Soykırımdan geçirilmişti. Anne ve babalarından zorla alınan bu çocuklar soykırıma tabi tutulmuştur. Bu çocuklar ruhi ve zihinsel olarak soykırıma uğramıştır.

Dersim sadece fiziki olarak soykırıma uğratılmadı. Biz Dersim’in ruhi ve zihinsel olarak soykırıma uğramış çocuklarıyız. Biz Dersim’in çocuklarının ahı, özlemi, acısı hep yakanızda olacak. Siz bu ahın vebalini ödemeden, biz çocukların zihinsel, ruhi soykırımı devam edecektir. Elimiz yakanızda olacaktır.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.