DOLAR
8,6396
EURO
10,1418
ALTIN
492,03
BIST
1.407
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır
Az Bulutlu
34°C
Diyarbakır
34°C
Az Bulutlu
Perşembe Gök Gürültülü
29°C
Cuma Çok Bulutlu
26°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
29°C
Pazar Az Bulutlu
30°C

Cehennemde sizden yer kalırsa, ben de görmek isterim-Arzu YILDIZ

Cehennemde sizden yer kalırsa, ben de görmek isterim-Arzu YILDIZ
06.09.2021
0
A+
A-

Bir satır bile yazamıyorum. Sosyal medyadaki paylaşımlara baktığımda “Neden bu kadar çok Türkiyeli takip ediyorum” diye kendime soruyorum, çünkü paylaşımları okumaya dahi tahammül edemiyorum. 

Çünkü mantıklı hiç bir şey tartışılmıyor, konuşulmuyor. 

28 Şubat sanıkları tutuklanmış, (yaşlı insanların yıllar sonra hangi kafayla tutuklandığını anlamak mümkün değil),  savcısı “fetö’cü” mü, onu tartışıyorlar. 

Biri ekranda iddianameyi okuyor, “savcı fetö’den içeride” diyor. 

Tutuklanan sanıkların ifadeleri, 28 şubat’ta ne olduğu, yaşlı insanların tutuklanmasının ne derece adil olduğu değil. 

Savcının kimliği tartışılıyor! 

Düşünüyorum da, bununla ilgili ne yazabilirim? 

“Savcı cemaatçi değil…” 

Sonra kendime geliyorum ve bu aşağılık tartışmaların içerisine girerek, insanların neci olup, neci lmadığını yazarsam, olur da birileri gelecekte o yazıyı bulur ve benim için “Lan bu da gerizekalının tekiymiş, hukuk, adalet, delil değil adamın kim olup olmadığını yazmış” derlerse diye yazmıyorum. 

Hayır, öyle bir ortam oluşmuş ki bunu – kimlik ya da aidiyet tartışmasını – yapanlar o kadar normalleştirilmiş ki başka türlüsü kabul görmüyor. 

Kalabalığın “normalleştirdiği” her şey anormal aslında. 

Ermeni mezarlığını deşmiş, Ankara’da Kürt mezarı istemedikleri için bir annenin naaşını mezardan çıkarmış, ülkesine sığınan insanların arabalarını evlerini taşlamış bir topluluk, ve karşısında “ama ben şucu değilim, bucuysam da sizden iyiyim, biz gittik de iyi mi oldu, bu sizin düzeniniz” şeklinde herkesin mutlak iyi, mutlak haklı, ve mükemmel olduğu bir yere ne anlatabilirim ki? 

Herkes bu kadar haklı ve mükemmel ise ülke neden bu halde?

Yersen, yerli ve milli kızıl elmamız var, sana elma bana ejder bilmem nesi! 

Yersen, aydınlarımız var, Kürtleri Kürtsüz, HDP’yi HDP’siz, KHK’lıyı KHK’lısız, darbe girişimini de sanıkların temsilcisi olmadan tartışıyor!

Siyasilerimiz gibi ekran yüzlerimiz de sabit: Aynı nakarat, anlat anlat, hep aynı, hep aynı…

Yıllardır aynı tipler hava durumundan, depreme, kimlerin hain, kimlerin neci olduğuna bakıyor ve “içinin” röntgenini çekiyorlar. 

Hukuk ne diyor?

Tartışmıyorlar.

İnsanların tercihlerinin, “mahallelerinin”  ya da yaşam biçimlerinin suç olmadığını söyleyemiyorlar. Birey diye bir olgu zaten kökten inkar ediliyor, çünkü bu kafaya göre, illa yaslanacağın bir “mahallen” olmalı. Ayaklarının yere basması yeterli değil.

Kişinin suç olarak tanımlanmış hangi eylemi yaptığını anlatamıyorlar.

Barış demiş, evinde bilmem kimin fotoğrafı bulunmuş, falandır-filandır onu irdeliyorlar.

İnsana, insan gibi bakmayı bilmiyorlar.

“Çuvalın hangisinde acaba” diye merak ediyorlar. 

Bir diğer yanda da astronomi, su falı var.

Gazetecilik, “gelecek okuma şeysi” olmuş. 

“Tarot falı bakılır”.. 

Bir de tabi gizemli havalar… 

“Çok gizli şeyler açıklayacağım” türü dedikodular…

“Sedat Peker ne demek istedi (Türkçeden Türkçeye çeviri)… 

“Bizi neler bekliyor, şöyle olursa böyle olur, böyle olursa şöyle olur…” 

Delil, hukuk, adalet, eşitlik, evrensel değerler, ayağı yere basan hiç bir şey yok.  

Bunlar yerine “Domatesi evde  nasıl yetiştirebilirim?” videosu en azından işin uzmanından izlendiğinde daha faydalı olabilir.

Tartışma konularının neredeyse tamamı evrensel değerler ve uluslararası hukukta suç.

Kanıtsız, delilsiz konuşmak da suç, ötekileştirmek de! 

Sığınmacının evini taşlamak da “her yer Suriyeli ve Afgan doldu” demek de! Yedi gün yirmidört saat kafa yorulan bu içi boş şeyler suç! 

Birbirine çemkirmekten, laf sokmaktan haz alıyorlar.

Maç 90 dakika, ama  herkes sopanın kendi eline geçeceği, o 90+2’yi bekliyor. 

Rövanş beklemek ve “o sopa benim elime illa geçecek” tehditleri de insana yakışmayan davranışlar. 

“Allahım yaptığımız kötülükleri kabul eyle”

Adaletsizlik, açlık, insana insan gibi bakmama, dayatma, yanına aldığın bir imam ve duaya açtığın eller ile kamufle ediliyor.

Bu yüzden, sanırım, Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun bahsettiği “besmele ile duruşma açan hakimler” dönemindeyiz! 

Ve duruşmalar yasaların ruhuna Fatiha ile bitiyor. 

Zalim kişi niyetine, uydum hakime… 

“Allahım yaptığımız tüm kötülükleri kabul eyle…”

Yargıtay’a bina yapmak hizmetiyle adaletin geleceğine inanlar var. 

Hapishaneler de inşa ediliyor! 

Ne kadar çok yargıç, o kadar çok mahkum!

Bir doları mı delil yapsam, sarı- kırmızı- yeşili mi?

Koca binalar yaptıklarından, adliyenin önünde oturan bir anneyi görmüyorlar! 

Her açılışta bir imam, her değer kaybında bir sela, her zulüme ilaveten bir fetvaları var. 

İnsani değerlerin, adaletin, demokrasinin esamesi yok!

Her şeyin bir noteri var: Cemevinin ibadethane olup olmamasının, kilisenin açılıp açılmamasının, Kürtçe’nin “bilinmeyen dil” kapsamından “bilinen”e alınmasının, böyle birçok anti demokratik tutumun onaylanması lazım. 

Ama kimler onaylıyor ya da onay verme hakkını kendinde görüyor bilemiyoruz! 

Devlet kim, iktidar kim, bilemiyoruz. 

Ne suç, ne değil, bilemiyoruz. 

Sosyal medyada cemaatten bir yazar ile iktidar birleşenlerinden bir yazar kapıştığında mantık içeren bir cümle bulamıyorsun.

Verilen cevap şöyle: 

“Sen git de hocanın artık suyunu iç, atletini kokla, pis fetöcü”

Karşı taraf: “sen zaten ajansın!”

Bunları izledikçe nerede yaşamış olduğumun farkına varıp, aydınlanıyorum!

Siz de aydınlanıyor musunuz?

Bu kişiler din anlatıyorlar, fetva ve vaaz veriyorlar. 

Ya da üstün bir ırkın muhteşem yerli-milli kızıl elması olmanızı istiyorlar! 

Avokado da iyi bir şey!

İtibar için saray, “bak annem bana ne aldı” demek için makam, suçu tarif etmek için iftira, ya da etiket, kıskanılan bir devlet olmak için “sen otobanımızı gördün mü? Havaalanımıza bakkkk” demeyi yeterli görüyorlar! Aklı, ahlakı ve ilkeleri değil!

Bu muhteşem bilmişliğin içerisinde kafam rahat, çünkü ben hep “Bir insanım ve insanın yapacağı her şeyi yapabilirim. İyi olmak imkansız, ama az kötü kalmaya gayret ediyorum” diyorum. 

İyi yaşamadım. 

Kırgınlıklarım, hayal kırıklıklarım çok. 

Kırdıklarım ya da kötülüklerim hatalarım da! 

Ama iyi olmak konusunda  iddialı değilim! Dini anlatmayın, yaşayın da biz de öğrenelim! Eğer bu anlattıklarınız ve gördüğümüz yaşantınız eğer din ise, büyük bir dünyanın küçük bir ülkesinde sizin yüzünüzden yaşamaya yer bulamadık. 

Cehennemde sizden yer kalırsa ben bir de orayı görmek isterim!

Sinews03

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.