DOLAR
9,2838
EURO
10,7640
ALTIN
525,86
BIST
1.413
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır
Çok Bulutlu
26°C
Diyarbakır
26°C
Çok Bulutlu
Salı Parçalı Bulutlu
24°C
Çarşamba Az Bulutlu
23°C
Perşembe Az Bulutlu
24°C
Cuma Az Bulutlu
25°C

Bir Dersim Destanı-Diyar Budak

29.09.2021
0
A+
A-

Bir Dersim Destanı: En fazla özlemini duyduğum Kürtçe yazmak amacına ve hazına ulaştım. İnsanın kendi anadilinin ve eğitimin yasaklanması halkımıza karşı yürütülen büyük bir düşmanlıktır. Dilimizi yok etmek isteyenlere inat bu dilde yazarak eser vermek bu kavgada bizim tarafın büyük kazancıdır. Kürtçe yazanlar benim için daha fazla değerdirler. Yeni her eser, Kürd çocuklarına bir hediye bırakmak gibi insanı sevindirmekte, geleceğe yönelik motivasyonu yukarı taşımaktadır.

Geçenlerde Deng yayınları arasında çıkan “Hemê û Zeynê” Destanını sizinle paylaşmak istedim. Bana insanın ilk çocuk sahibi olması gibi bir duygu verdi. Daha ortaöğretim yillarında Kürdçe dilinin yazılı olabileceğini öğrenmiştim. Buna vesile olan büyük abimin Mustafa olmuştu. Onun köye getirmiş olduğu Kürdçe alfabeyi gördüğümde oldukça ilgi ile heyecanlanmıştım. Bu yazarını sonradan tanıdığım ve Kürd diline ve kültürüne muhteşem eserler sunan, muhterem büyüğümüz M. Emin Bozarslan’dı. Bu isim yıllarca hafızamda kayıtlı kaldı. Ve çok sonraları onu Londra’da tanımaya nail oldum.

Türk devleti, Kürd ve Kürdistan’a ilişkin tüm değerlerimize yönelik hep katliamcı bir politika yürüte gelmiştir. Bugün de bu politikasından vazgeçmemiştir. Başta halkımızın haklı davasını yürüten onbinlerce insanımız öldürülmüş, bir o kadar da hapis ve sürgünlerde yaşamaya mecbur edilmiştir. Dilimiz ve Kültürümüz üzerinde büyük bir yok etme, baskı ve zülüm politikasını bugünde çok acımasızca devam etmektedir.

Türk devleti kurulduğu günden ihtibaren Kürd halkının insani haklarını, dilini ve kültürünü yok etmek için kesintisiz ve büyük bir savaş yürütmektedir. Kürdçe dilinde çıkan dergiler, gazeteler, kitaplar, müzik kasetleri toplatılmaktadır. Aynı zamanda Kürtlerden bahseden Türkçe kitap ve gazeteler de aynı akibete uğramaktadır.. Bunları okuyan, dinleyen veya evlerinde bulunduranlar, işkenceye tabi tutulup uzun mahkumiyetler verilmektedir.

Aslında katliamın çapı, Kürdistan’ın beli yerlerinde azalıyor gibi görünse de,Dersim’de hiç bir zaman, TC’nin bu yok etme anlayışı duraksamadı. Türk devleti, 38 Dersim katliamında kurtulan aileleri kendilerine benzetmek için, hep kirli ve yok edici bir uygulama yürüttü.

Bu acımasızlık ve barbarlık yirmi birinci yüz yılda halen devam etmektedir. Devlet Dersimi Türkleştirmek, Alevi olan inançlarını islama döndürmek için ciddi çabalar sarf etmektedir. Halkın gitmediği camiler yapıp günde beş defa ezan okutmaktadır. Çocuklarımız zorlan yatılı bölge okullarına götürülüp sömürgeci Türk kültürü ve dili empoze edilmekte, körpe çocukların beyinlerine zorlan Türk kültürü ve dili öğretilmektedir. Aynı şekilde Alevi Kürd çocukları, devletin teşvik ve baskıları sonucu, İmam Hatip ve Kuran kurslarına götürülerek ulus ve inanç intiharında geçirilmektedirler…

Halen içinde bulunduğumuz bu koşullar çok da değişmiş degildir. İsminde Kürd ve Kürdistan olan yurtsever partiler, kapatılmaklan tehdit edilmektedir. Kürd kurumlarına sızan işbirlikçilerin gayretleri, Türk devletine büyük fırsatlar vermeye devama etmektedir.

Dünya’da her ulusa kendisine ait devleti bulunmaktadır. Bu devletin kendi ana dili ile ördüğü sınırları o halkın “devlet evini” oluşturmaktadır. Sadece Kürd’e devlet veya statü istemeyi red eden anlayış, içimizde Kürd elbisesi giyinmiş, işbirlikçi hainlerin olduğu unutulmamalıdır.

Yakın tarihte devlete ait arşiv ve kozmik odalarda bu “teorilerin” hazırlanıp sunulduğunu ve buna aracılık yapan Kürd piyonların da olduğu bilinmektedir. Tc devletinin 1937-38 yıllarında Dersim’de yürüttüğü katliam sonrası politikası değişmiş degildir. Günümüzde yürüttükleri bu kirli politikanın, adı “ sesiz savaş” olan katliam ve asimilasyon İle devam etmektedir.

Bu uygulamaları sonucu bizim kuşağımız ve sonrakiler Kürdçe dilini ve lehçelerini hızlan unutmaktadırlar. Ölülerimiz için ailelerine verilen baş sağlığı ve rahmet dilekleri bile Türkçe dilenmekte veya yazılmaktadır. Kürtçeyi günlük hayatımda çok iyi kullanabilen biri olmasam da, Kürd yazar İkram Oguz kardeşimizden aldığım destek ile elinizde olan bu eseri yazmaya karar verdim.

Yöremizde duyduğum bir stran’dan hareket ile bu destanı yazdım. Amacım dilimizi yasaklayan, bizi katleden bu devletin zülmüne küçük de olsa bir taş atarak karşı koymaktır. Aynı zamanda kurulacağına inandığım Kürd Dil Evi’nin bahçesinde ekilecek bir tohum, duvarıda da bir tuğla da benim tarafımdan konulmasıdır.

Sayısız değerlerimiz verdikleri Kürdçe eserler ile bu kurumun oluşmasına katkıları paha biçilmez kutsallıkta olduğuna şüphe yoktur. Özellikle de yakın zamanda toplumumuzun tanınan yüzleri ve başta duyarlı kuruluşlarımızın Kürd diline katkıları ve olumlu çabalarını sosyal medyada önem ile izlenmektedir.

Aslında mesleğimin halkla ilişkiler uzmanlığı olduğunu söylemeliyim. Yazmak hiç bir zaman düşünmediğim bir eylemdi. Ancak Dünyanın tüm iğrenç kılıklı ve sakallı islamcı geçinen terörüstleri Kobani’ye saldırmaları benim de düşünce dünyamda bir tahribat yaratılmıştı ve bunu bertaraf etmenin yolunu yazarak kalbimin acısını bir nebze de olsa azaltmak amaçlıydı. Bu Kürd sivil yerleşim yerlerine yapılan vahşi saldırı sonrası, zihnim beni tekrar tetikledi. Böylece ayda bir iki makale yazmaya başladım. Ve giderek arkadaş ve dostlarımın teşvik ve beyenileri sonucu yazı yazma düzenine alıştım.

Türkiye’de yaşadığım bir günlük ömrümde gördüğüm ırkçılık, baskı ve aşağılanmayı, İngiltere Birleşik Krallığı’nda yaşadığım 40 yıllık yaşamımda hiç görmedim. Buna rağmen,Londra’da yaşarken geceleri gördüğüm rüyalarımın çoğu buraya değil, ülkem Kürdistan’a dairdir. Hayatta en fazla tanımak ve yaşamak istediğim yer doğduğum topraklar olmuştur. Ancak buna imkan ve fırsat bulamadığım tek yerin de Mezopotamya coğrafyası olan ülkem Kürdistan’dır. Temenim ve çabam özgür bir Kürdistan ülkesidir. Kurulacak devletimizin çatısı altında, barbarların korkusu ve saldırısından uzak Kürd çocuklarının, özgürce, bir yaşamın kendilerine nasıp olmasının özlemini hep yanımda taşımaktayım.

Eskiden bize düşmanlık eden dört devletin ikisinin parçalandığını huzur içinde şahidi oldum. Yaradan’dan temennim kalan diğer iki devletinde aynı kader ile karşılaştıklarını yaşarken görmeyi nasip eylemesidir. Bunun için çaba sarf eden, yıllarını bu uğurda, karşılıksız harcayan onurlu arkadaşlarım oldu. Son nefeslerine kadar bu uğurda yaşadılar. Onları tanımakla kendimi şanslı ve mutlu hissetmekteyim.

Türkiye’de Kürd’lük bilinciyle yaşama, zorluk ve bedel ödemeyi gerektiriyor. Kürd olmamdan dolayı çok mutlu olduğumu söylemeliyim. Kürd halkının kurtuluşuna zaman, emek vermeyip, risk almayanlara, düşmana uşaklık yapanlara yazıklar olsun.

Umarım elinizde bulunan bu destan, okyanusta bir damla misali, Kürd diline ve gençlerine katkısı ve etkisi olabilirse çok bahtiyar olacağımı söylemeliyim. Kürtçe dilini öğrenmek ve yazmak bu ceberut devlete karşı pozisyon almak anlamı taşıdığına inanmaktayım.

Başta Yayın evi olmak üzre emeği geçen herkese tekraren teşekkür ediyorum. Bu kavgada kardeş ve dava adamı olmamız bunu gerektirmektedir.

Sinews03

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.