DOLAR
9,3418
EURO
10,8711
ALTIN
533,61
BIST
1.432
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır
Az Bulutlu
24°C
Diyarbakır
24°C
Az Bulutlu
Perşembe Az Bulutlu
25°C
Cuma Az Bulutlu
26°C
Cumartesi Az Bulutlu
27°C
Pazar Az Bulutlu
27°C

Bir annenin gözleri kadar…

Bir annenin gözleri kadar…
26.07.2021
0
A+
A-

Kaziwa Salih, Iraklı Yezidi Kürd bir yazar. Uzun zamandır Kanada’da yaşıyor. Ömrünü eğitime, Kürtlerin yaşadıkları acıları, maruz kaldıkları ötekileştirmeyi ve uğradıkları soykırımı anlatmaya adamış. 

Kaziwa, 2021’de Soykırım Araştırmaları ile ilgili yaptığı bir çalışmada, diktatör Saddam Hüseyin döneminde (1986-1989) 182 bin Kürdün katledildiği Enfal Soykırımını araştırmış ve soykırımda yedi çocuğu, görümceleri ve kardeşleri ile toplama kampında kalan Nabat’ın tanıklıklarını konu edinmiş. 

Nabat’ın kocası, akrabaları ve kardeşleri rejim güçleri tarafından katledilmiş, kaldığı toplama kampında ise dört yaşındaki oğlunu ve üç yaşındaki kızını açlık ve hastalıktan kaybetmiş. Enfal’de yaşanan soykırım sonrasında kadınların hala yas tuttuğunu, kayıplarına ağıtlar yaktığını ve siyah giyindigini anlatan Kaziwa, Nabat’ın tanıklıklarına geniş yer vermiş. Nabat’ın anlattıkları, Kürtlerin yaşadıkları acıların sadece Irak coğrafyasındaki bölümü. 

Nabat, Enfal’de toplama kampında açlık, hastalıktan birçok insanın öldüğünü söylüyor. Kampın her yerini böceklerin sardığını, askerlerin kadınlara tecavüz edip, işkence yaptığını ve kendilerine yemek dahi verilmediğini belirtiyor ve şöyle devam ediyor;

“Bizlere yemek verilmediği için yetişkinler açlıkla baş etse de çocuklar perişan oluyordu. İnsanların büyük bir kısmı açlıktan ölüyordu. Üç yaşındaki kızım günler süren açlığa dayanamadı. Şuurunu kaybetmiş gibiydi. Etrafıma baktım. Yiyecek bir şey aradım, ancak yoktu. Sonra bir askerin önünde küçük bir sepette salatalık olduğunu, askerin onları yediğini gördüm. 
Ona gidip küçük kızımın ölmek üzere olduğunu, ölmeden önce onu mutlu etmek istediğimi söyledim. Asker yüzüme baktı. Bulunduğum yere doğru birkaç salatalık attı. Almaya gittiğimde onları botuyla ezdi. Çaresiz kalmıştım. Kampta naylon yeşil bir terlik buldum. Onu kızıma uzattım. Salatalık sandı. Isırmaya başladı. Birkaç dakika sonra öldü.” 

Kaziwa, 15 sayfalık çalışmasının bir bölümünü Kanada’da yayınlatmak istedi ancak çoğu kurum onu “hikayeyi çok ağır ve depresif” buldukları gerekçesiyle geri çevirdi. Bazıları ona bu hikayeyi 700 kelime ile özetlemesini teklif etti. Bunun üzerine Kaziwa, çalışmasını yeniledi ve içerisine Kanada medyasının tutumunu da ekledi. 

“Senin kollarında kaybettiğin çocuklarının, ölen kocanın ve katliamın öyküsünü 700 kelime ile anlatmamı istiyorlar Nabat!”

Kaziwa’nın yazısını okuduğum zaman, Irak’ın öte yakasında Türkiye’de yaşananları bizler kaç kelime ile özetlemeye çalışıyoruz diye düşündüm; 700 ya da 70 bin? Rakamlar acılara denk, eşit gelmiyor. Ceylan Önkol’un cesedini eteğine toplayan annesini, ya da hayallere koşan bir çocuğun parçalara ayrılmasını kaç kelime anlatabilir? 

Taybet İnan’ın günlerce sokak ortasında bekleyen bedenini, meclisten yaka paça gözaltına alınan Kürd siyasetçileri, Cumartesi Annelerini haftaların sayısı ile mi yoksa kelimelerin sayısıyla mı anlatmalı! 

Demirtaş’ın 4 Kasım 2016’da askeri bir helikopterle Edirne’ye götürülüp, hapse atılmasını, kızlarının babasızlığını, hayatının son döneminde evladının iyi  günlerini görmek isteyen ana babasının oğullarının kokusuna hasret kaldığını ve özlemlerini ne şekilde anlatmalı mesela? 

Hasret, haksızlık, adaletsizlik ve eşitsizlik kaç vuruşlu yazıyla denk! 

Newroz’da öldürülen Kemal Kurkut’un katili beraat edince annesinin “Bu nasıl adalet” diye özetlediği üç kelimelik cümle anlamak için yeterli gelmiyorsa acıyı! Oğlunun ve kocasının nüfuzlu katilleri korunuyor diye Emine Şenyaşar gibi çökmek mi lazım bir Adliye kapısına “Adalet” yazılı tek kelimelik pankartla! 

Denk gelmiyor acıları anlatmaya ne kelimeler ne de bilmem kaç vuruşa sığdırılmaya çalışılan yazılar… 

Gözle görünen, tanık olunan bir zulmü anlamak için anlatılması mı lazım. Bizim hikayelerimiz hep depresif ve acı dolu. Anlaşılmıyor yüzyıllardır ya kalpler mühürlü, ya yazılar ya dillerimiz sansürlü!

Kimine göre olağan, kimine göre çok depresif. Kaziwa’nın hikayesindeki Nabat, 30 yıldır salatalık yemiyormuş! Berfo Ana ölene kadar evinin kapısını oğlu Cemil dönerde evi bulamazsa diye boyamamıştı.

Ne tarihler, ne hikayeler, ne de yazılar anlatır acıyı. Bir annenin gözleri kadar. Sadiye Demirtaş’ın “Benim çocuğumu rehin almışlar, koymuşlar cezaevine ve diyorlar ‘teröristtir’. Benim çocuğum hiç ‘terörist’ olur mu? Öyle kolay mı sanıyorsunuz yaşadıklarımı” sözü gibi. Öyle kolay mı anlatmak… 

Yüreklere sığdıramazken…

Sığdırmak bir halkın acısını bir yazıya…


Kaynaklar: 

https://scholarcommons.usf.edu/cgi/viewcontent.cgi?article=1827&context…;

https://tr.wikipedia.org/wiki/El-Enfal_Operasyonu

https://www.evrensel.net/haber/393399/taybet-inanin-olumuyle-ilgili-sor…

https://www.gazeteduvar.com.tr/adalet-nobeti-tutan-emine-senyasar-gozal…

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.