DOLAR
13,8164
EURO
15,6712
ALTIN
789,77
BIST
2.038
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır
Yağışlı
12°C
Diyarbakır
12°C
Yağışlı
Cuma Parçalı Bulutlu
10°C
Cumartesi Az Bulutlu
13°C
Pazar Az Bulutlu
14°C
Pazartesi Az Bulutlu
15°C

Aysel, Gültan, Figen-Eren Keskin

Aysel, Gültan, Figen-Eren Keskin
05.11.2021
0
A+
A-

Biz aslında o gün cezaevinde görüşürken çok fazla siyaset konuşmadık. Aslında hepimiz yakınlarını kaybetmiş kız çocukları olarak dertlerimizi ve acılarımızı paylaştık. Ne yazık ki yaşadığımız coğrafyada, resmi ideoloji son derece egemen. Mağdurlar arasında dahi ayrımcılık yapılıyor

Geçtiğimiz hafta Aysel Tuğluk, Gültan Kışanak ve Figen Yüksekdağ’ı ziyaret etmek için Kandıra Cezaevi’ne gittim. Hepsi benim çok eski arkadaşlarım ama Aysel ile çok daha uzun zaman geçirdik. Aysel Tuğluk, hem çok eski hem de çok yakın bir arkadaşım. 90’lı yılların o acımasız koşullarında her gün Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nde, işkence görmüş insanların peşinde koşarken, gece yarılarına kadar duruşmalarda sabahlarken hep Aysel ile birlikteydik.

Aysel’i tanıdığım zamandan bu yana hep nazik ve duygusaldı. Eminim ki, çevremizde olup Aysel ile arkadaşlık yapıp Aysel’i sevmeyen yoktur. Aysel gerçekten de herkese saygıyla davranan ince bir insandır. Bizim Aysel ile birbirimize benzeyen bir önemli yanımız vardı. İkimiz de annelerimize aşırı düşkündük ve aramızda zaman zaman konuşurduk, ‘Eğer annelerimizi kaybedersek ne yaparız. Bu kadar bağlı olmak iyi mi?’ diye konuştuğumuzu hatırlarım. 

Abdullah Öcalan Türkiye’ye getirildiğinde ve bizler onun avukatlığını aldığımızda hep konuşurduk Aysel’le, ‘Acaba annelerimiz ne yapacak’ diye. Çünkü emindik bize yönelik saldırılar olacak, belki tutuklanacaktık, belki ailelerimize de saldırı olacaktı; bu durumda annelerimiz ne yapacak, bu yükü nasıl kaldıracaklar, nasıl başa çıkacaklar diye konuşmalarımızı çok iyi hatırlıyorum. Aysel’in annesi Hatun Teyze, hepimizin bildiği gibi Aysel’e çok düşkündü. Çünkü bir çocuğunu bu yolda yitirmiş ve bu nedenle kızına aşırı düşkün bir kadındı. Bunu Aysel hep anlatırdı. Zaten milletvekili olduktan sonra da annesiyle beraber kaldılar. Hayatları boyunca birbirlerine sımsıkı bağlı oldular. Aysel de diğer bütün Kürt sivil siyasetçiler gibi büyük bir siyasi haksızlığa uğradı. Aysel hiçbir zaman şiddeti savunmadı, sadece Kürt sorununun barışçıl çözümü için elinden gelen her şeyi yapmaya çalıştı. Bu nedenle de sivil siyaset alanında çalışmalarına devam etti. Ancak barış süreci adı verilen sürecin bitişinden sonra başlayan korkunç saldırılardan Aysel de nasibini aldı. Birçok Kürt siyasetçi gibi Aysel de cezaevinde ve cezaevindeyken bir insanın yaşayabileceği en büyük acıyı yaşattılar Aysel’e…

Aysel cezaevindeyken annesi Hatun teyze yaşamını yitirdi. Bu Aysel için çok büyük bir acıydı. Bunu annesine düşkün olan insanlar çok iyi anlarlar. Her anne acısı çok büyüktür ama eğer anne ile aşırı bağlı bir ilişkiniz varsa, bu katlanılamaz bir acıdır.

Ve ne yazık ki ırkçı bir güruh Aysel’in annesinin cenazesine bir saldırı yaptılar. Herkesin bildiği gibi cenaze çıkarıldı, cenazeye büyük bir saldırı yapıldı. Maalesef bunu yapanlar cezalandırılmadılar hatta kahraman gibi karşılandılar. Bu nedenle Aysel çok büyük bir acı yaşadı. Gerçekten de ben katlanabilir miyim diye düşündüğümde, katlanamazdım dediğim çok olmuştur.

Aysel, yaşadığı bu durumun etkisiyle doğal olarak çok yıprandı ve bir rahatsızlığı oluştu. Rahatsızlığı ilk önce Adli Tıp raporuyla belgelenmiş olmasına rağmen, daha sonra Adli Tıp Anabilim Dalı’ndan alınan raporda, ‘cezaevinde yaşayabilir’ dendi. Oysa Aysel’in cezaevinden tahliye edilerek yaşamını dışarıda devam ettirmesi gerekiyor. Ne yazık ki Adli Tıp, bir resmi bilirkişi kurumu olarak yine kendisinden istenileni yaptı. İktidarın adeta tetikçisi gibi davranarak yine son derece insan haklarına, hukuka ve bilime aykırı bir rapor vererek Aysel’in cezaevinde kalmasını sağladı. 

Figen ve Gültan da çok yakın zamanda büyük acılar yaşadılar. Yok yere sadece iktidarın uyguladığı ‘düşman hukuku’ sonucunda cezaevinde babalarını yitirdiler ve onları son kez görmelerine bile izin verilmedi. Özellikle Gültan’ın babasının durumu çok ağırlaştığında, Gültan yasadan doğan hakkını kullanarak babasını son kez görmek istedi. Ama uygulanan düşman hukuku bu hakkı bile çok gördü. Ve Gültan babasını bir kez daha göremeden kaybetti. Maalesef ki cenazesinde babasını görmek durumunda kaldı. 

Biz aslında o gün cezaevinde görüşürken çok fazla siyaset konuşmadık. Aslında hepimiz yakınlarını kaybetmiş kız çocukları olarak dertlerimizi ve acılarımızı paylaştık. Ne yazık ki yaşadığımız coğrafyada, resmi ideoloji son derece egemen. Mağdurlar arasında dahi ayrımcılık yapılıyor. Bugün özellikle sivil siyasetçilere, düşünce suçlularına tahliye talep edilirken, bazı isimler unutuluyor, bazı isimlerin mağduriyetleri muhalefet tarafında bile görülmeyen isimler. 

Bu nedenle ben arkadaşlarımı bir kez daha hatırlatmak istedim. Onları her zaman hatırlayan, hiç akıllarından çıkarmayan bir halk var. Ve o halkın tabii ki destekçileri var. Ama ben gerektiği kadar muhalefet tarafından mağduriyetleri sahiplenilmediği için bir kez daha buradan bir çağrı yapmak istedim: Kürt siyasetçilerine yapılan bu insanlık dışı haksızlığa ve bu hukuksuzluğa bir an önce son verin.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.