DOLAR
16,3509
EURO
17,6134
ALTIN
974,83
BIST
2.450,84
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır
Açık
32°C
Diyarbakır
32°C
Açık
Cumartesi Açık
33°C
Pazar Parçalı Bulutlu
35°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
35°C
Salı Az Bulutlu
34°C

Aynı yer yüzünde isimler verilmiş

Aynı yer yüzünde isimler verilmiş
04.04.2022
0
A+
A-

topraklarla tanımlanmışız hepimiz. Toprak adlarıyla belirlenmiş değerimiz, semboller olan bayraklarla sarılmış etrafımız. Birileri silahlar üretiyor ve bizi korumak istediğini söylüyor! Hangimiz kavgalıyız ki, bir diğeriyle? Kendi kavgalarını bizim için yaptıklarını söylüyorlar. “Biz yaşayalım” diyeymiş. Toprak için birini öldürmek kutsal, bir toprak için ölmek gibi. Doğarken canımızı bilmediğimiz bir yere borçlu olduğumuz ve vermemiz tembihleniyor. Sevişme, sevgi ile doğduğumuz bu dünyada kime neden borçluyuz? Can bir borç mudur? Kanlı meydanların içerisinde kalmışız. Dört yanımız kuşatılmış. Silahlarla çevirili duvarlarla sarmışlar etrafımızı ama biz bir özgürlük tarifi, destanı arıyoruz. Hangi toprağın üzerinde doğduğumuzla alakalı hareket alanımız, hangi kucağa düştüğümüz ile değil. Hangi bağıra basıldığımızın önemi yok. Eninde sonunda o bağırdan koparılıyoruz. Dayatılmış, belirlenmiş bir kaderi yaşıyoruz ve kaderimizin birbirinden farklı olduğuna inanıyoruz. Birileri yaşatmak için tıbbı, diğerleri öldürmek için silahları bulmuş! Hiç bir yara sarılmıyor bu yüzden! Birini öldürmek hangi koşullarda suç değil? Ya da hangi ölüm cinayet, hangi tetikçi katil değil? Kavga eden insanları ayırmak için araya girmiş, açmış kollarını iki yana; bir eli birinin, diğer eli ötekinin göğsüne dayanmış “durun” diyeni dinlemiyor kimse. Ya da aynı şekilde ayırıyor iki insanı kucaklaşmasınlar diye başkası. Göğsümün ortasında beni iten bir el gibi bu duvarlar! Özgürlük, sınırların olduğu bir dünyada koca bir yalan! Bir ağacın diğerini devirdiğini görmedim. Bir yaprağın diğerini savurduğunu da. Ya da bir arının bir başka arıyı soktuğunu. Karnı doyduktan sonra fazlasına göz diktiğini bir yılanın, tüm sürüyü yediğini bir aslanın! Bir karınca yuvasını bile çok görüp, koca yer yüzüne darmadağın ettiği halde! Ya da kökünden koparırken koca ağacı. İnsan hangisinin üstünü sahi? Ayak bastığı her yeri bir kum fırtınası gibi yutuyor. Dalından koparılan çiçeklerle mutluluk arıyor. Dalında solmasına izin vermeden. Bölüyor, parçalıyor, çitler çekiyor, isimler veriyor! Bu bir Tanrı’nın dünyası mı, yoksa insanın yarattığı dünya mı? Ucuz ürün mağazalarının önünde sabahın erken saatinde kuyruk oluşturup, birbirini ezen kalabalık gibi varlığı bu dünyada. Herkes bulduğu yeri parçalasın, dağıtsın diye koşuyor. Dünya Tanrı’nın mağazası ve insan yağmacı! Biz o mağazanın kapısında çılgınca koşan yağmacıların adımlarıyla eziliyoruz. Ne kuyruğundayız, ne de içinde; yoldan geçiyoruz. Sanki herkes aç gözlü, kabarık iştahıyla bir yanlara koşuyor. Sırat bu mu? “Kıldan ince kılıçtan keskin” tarifi bir metafor. İncelik içimizde olmalı değil mi, belki o köprü kalbimizin ince çizgisi.

Keskin olan, o çizgileri kesip attığımız dilimiz. Acımasız, kin dolu, kusan, fermanlar veren, belalar okuyan…Hortuma mı, yoksa bir yağmaya mı kapıldık? Toprak aynı, gökyüzü aynı, şeklimiz aynı ama yedi katlı cehennem gibi inşa edilen duvarların hangi katı, hangi yakasında bağırıyoruz, hangisinin altında eziliyoruz. Ağarmış saçlarını izliyoruz uzaktan doğduğumuz kucakların, ya da doğurduklarımızın çıkan ilk dişini, ilk adımını fotoğraflarla görüyoruz. Mağazanın vitrinini kim süslüyor? Hangimiz bir cennete gideceğiz. Cenneti cehennem etmeyi böylesine becerebilirken… Zebaniler bu siyasetçilerin taa kendisi olmasın, kimin nasıl yanacağına karar veren. Adem ile Havva’nın en büyük suçu bir elmayı yemekmiş. Keşke elma yemek olsaydı hepimizin kovulma nedeni, birbirimizi yemek yerine… Doğadaki her şey veriyor, her şeyin talibi, alıcısı insan. Doğarken canımız borçlu yazan Tanrı değil, aldığımız her nefesi sayan, havayı bile çok gören yağmacılar. Tanrı, ölümü vermedi, ölümü her cana açlık duyan insan yarattı. Tanrı, bizim bu mağazayı nasıl yağmaladığımızı izliyor

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.