Berfin Karaman

Edebiyatın büyük çınarı Yaşar Kemal’i ölümünün 6’ncı yıldönümünde anlatan manevi oğlu sanatçı Ahmet Güneştekin, “Her çiçeğin bir rengi, bir kokusu vardır. Dili sadece bir iletişim biçimi olarak değil, bir halkın kültürel kimliğini şekillendirme aracı olarak görüyordu” dedi. Edebiyatın büyük çınarı usta yazar Yaşar Kemal’in ölümünün üzerinden 6 yıl geçti. Yaşamını yoksul köylüler, işçiler ve toplumun sorunlarına adayan ve bunları eserlerine yansıtan usta yazar, halkların kardeşliğine dair verdiği mücadeleyle hafızalara kazındı. Yaşar Kemal’in manevi oğlu olarak gördüğü Görsel Sanatlar Sanatçısı Ahmet Güneştekin, ölüm yıl dönümünde O’nu anlattı.  Usta yazar sizi manevi oğlu olarak gördü. Siz Yaşar Kemal’i nasıl görüyorsunuz? Aranızda nasıl bir bağ vardı? Çocukken hep okuduğum veya okumaya başladığım yazarları okumaya devam ettim. Yaşar Kemal O yazarlardan biriydi. O’nu okumadığım bir zaman hatırlamıyorum. Onun dilini öğrenmek; evreni, dünyayı ve kendimi görmenin ve anlamanın farklı biçimlerini keşfetmekti. O’nun sürekli ve yeniden okudukça tahayyül edemeyeceğim kadar katmanlı renk dünyası görme yeteneğimi başkalaştırıyordu. O’nun yarattığı dille tanıştıktan sonra, kelime evrenim de dönüşmeye başlamıştı. Hikâyelerindeki ses dünyası beni etkiliyordu. Erken yaşta resim yapmaya yöneldiğim bir yoldaydım ve bunun gibi kaynaklarla düşünce dünyam şekilleniyordu.  Yıllar sonra ilk sergimi izlemeye geldiğinde kurduğumuz bağ çok doğal bir bağdı o yüzden. Karanlıktan Sonraki Renkler çocukluğumun hikâyelerini, renk ve ses dünyasını sanat pratiğimde inşa ederek çalıştığım bir sergiydi ve üslubumu açığa çıkarmıştı. Bu sergide bizi birbirimize yakınlaştıracak şeyler fazlasıyla görünür olmuştu. Sonrasında bir araya geldiğimiz zamanlarda da bana her zaman köklerime dönüp bakmam gerektiğini söylerdi, ona göre ancak belleği olan kişi yaşadığı anın kırılganlığında hayatta kalmayı başarabilirdi. Geçtiğimiz yüzyılın en iyi yazarları arasına girmiş olması ve üslubum üzerindeki güçlü etkisinin yanında, önce okuru, sonra öğrencisi, oğlu, arkadaşı ve dostu olarak kişisel belleğimin aynı zamanda. Yaşar Kemal’in yaşamındaki duruşunu nasıl tarifliyorsunuz, size göre nasıl bir kişilik? Yaşar Kemal eserlerindeki düş gücü ve mitsel öğelerden dolayı bir söz büyücüsüydü ve edebiyatın gerçek rüyalarla yapıldığını da biliyordu. Edebiyat ve hayat ilişkisini kurgularken, düşler ve deneyimler arasındaki ilişkiyi belirleyen değerler alanıdır O’na göre. İnsanın içinde yaşadığı dünya ne kadar gerçekse, kurduğu düşler ve yarattığı mitler de o kadar gerçektir. Çocukluğundan başlayarak sözlü geleneğin farklı türlerini öğrenmiş, başta Evdalê Zeynikê olmak üzere dengbêjleri dinlemiş. Önce sesi, sonra sözü içselleştirmiş. Karacaoğlan da O’nun ustasıdır, Cervantes de Tolstoy da. Yaşar Kemal eserlerindeki düş gücü ve mitsel öğelerden dolayı bir söz büyücüsüydü ve edebiyatın gerçek rüyalarla yapıldığını da biliyordu. “İnsan ölüme, yoksulluğa karşı, mitleriyle, düşleriyle, umutlarıyla, sevgileriyle yeni bir dünya kurup o dünyaya sığınıyor. Benim romanım bu temellere dayalıdır” diyordu. 

Onunla yaşadığınız ve hafızanızdan silinmeyen bir anınız var mı? Neredeyse hemen her gün konuşurduk. O gün aradığında New York’taydım, sabah saat 04.00’tü ve ben uyuyordum. Biraz konuştuktan sonra onunla buluşmamı istedi. New York’ta olduğumu söylediğimde, ne olmuş New York’taysan, atla gel demişti. Uçak biletimi değiştirip döndüm. Beni çağırıyorsa, söyleyeceği önemli bir şey olmalı ya da bana ihtiyacı olan bir durum yaşıyordur diye düşünüyordum. Aynı şeyi sonra tekrar yaşadım. Belgesel çektiğim dönemdeydi. TRT müdürüyle görüşmek için Ankara’ya gidiyordum. Ankara girişinde yoldayken aradı, sana acil ihtiyacım var dedi, ben de oracıktan geri döndüm. Yanına gittiğimde beni özlediğini ve görmek istediğini söylemişti. Sadece özlediği için görme isteği beni mutlu etmişti ve gururlanmıştım. Bu duyguları hissettiğim ve hatırladığım anlar onunla ilgili en iyi anılarım olarak kalacak. *O’nu yitirdiğinizde neler hissettiniz, sizin için neler değişti? Onu yitirdiğim düşüncesini benimseyemedim. Benimseyebileceğimi de düşünmüyorum. Onunla ilgili hissettiklerimi ve düşüncelerimi yitirme duygusu üzerinden anlatamam. Aramızdaki mesafe ne olursa olsun üzerimdeki etkisi sürecek. Onun ölümsüz yazarlar arasına girmesini sağlayan da bu karakteri. Diğer dünya yazarları gibi evrensel ve ölümsüz olmaya devam edecek. Birçok nesil O’nun kitaplarıyla büyüdü ve romanları güncelliğini kaybetmiyor… Yaşar Kemal’in nasıl bir özelliği vardı? Kendi coğrafyasından çıkıp bütün insanlığa sesini duyurabilmiş bir romancıdan söz ediyoruz. Yaşar Kemal’in en büyük özelliklerinden biri düşünce dünyasında doğayı ve insanı anlatırken, mekân ve zamandan bağımsız bir evren yaratmasıdır. Kendi gerçekliğinde yeni bir dünya inşa eder. Çukurova’yı ve insanını anlatırken, bu dünyayı nasıl inşa ettiğini görürüz. Yarattığı renk dünyası anlatısının ana karakterlerinden biri. Belirli bir rengi seçmesi, bu renkle hiç bilmediğimiz, tahmin edemediğimiz bir duygulanımı eşleştirmesi gibi. Bu bir yaratım özgürlüğüdür ve seçimindeki özgürlük onun yaratma yeteneğinin olağanüstü doğasını gösterir. Yaratıklarının mekân ve zamandan bağımsız oluşu, O’nu ilk defa ya da yeniden okuyan her okuru için güncelliğini koruyacaktır. 

Yaşar Kemal aynı zamanda Kürt kimliğinin taşıyıcılarındandı, halk nezdinde saygın biriydi. Bu kimliğini nasıl yaşattı? Birlikte yaşamaya, dil özgürlüğüne ve kültürlerin biricikliğine inanıyordu. Kürtlerin acılarla dolu deneyimlerinin bir demokrasi sorunu olduğunu biliyordu. Yaşar Kemal dili sadece bir iletişim biçimi olarak değil, aynı zamanda bir halkın kültürel kimliğini şekillendirme aracı olarak görüyordu. O yüzden de barış için mücadele etti her zaman. Bu yolda her türlü zorluğa göğüs gerdi. En üretken olduğu zamanlarda bile mücadelesine devam ediyor, düşüncelerini her platformda dile getiriyordu. Zor bir süreçti onun için ama yılgın biri asla değildi. Bu mücadele sürecinde verdiği röportajları, mahkeme tutanaklarını, söyleşi ve makaleleri “Bu Bir Çağrıdır” adlı kitabında toplamıştı. Dünya binlerce çiçekli bir kültür bahçesidir. “Her çiçeğin bir rengi, bir kokusu vardır. İnsanlık, her kültürün üstüne titremelidir. Binlerce kültür çiçeği, birini koparırsak, insanlık bir kokudan, bir renkten yoksun kalır” diyordu. Tek bir çiçek bile eksik olmamalıdır. Karşıtlıkların bir aradaki uyumu ancak birbirilerinin varlık güvencesi olabilir. Yalnızca farklılıklar adil bir güç oluşturabilir. Yaşar Kemal Anadolu coğrafyasında Türkçe konuşulan bir dünyaya doğdu ve sözlü kültürlerin izinden gitmeyi seçti. Daha sonra Mezopotamya ve dünya kültürlerine yöneldi.  Beslendiği kaynaklara olan sevgisini her zaman açıkça söylüyordu. Birlikte yaşamaya, dil özgürlüğüne ve kültürlerin biricikliğine inanıyordu. Kürtlerin acılarla dolu deneyimlerinin bir demokrasi sorunu olduğunu biliyordu. En büyük savaşını da en iyi bildiği dilde verdi. Yaşadığı coğrafyayı düşsel bir evrene dönüştürdü. Eserlerinde başka bir dilde karşılanamaz zengin bir lirizm yarattı. Onun özgünlüğü, doğayı ve insanı anlatırken düşünce dünyasında kendi evrenini yaratma biçimlerinde ortaya çıkar. Yarattıklarını evrensel bir temaya dönüştürerek, insanlığın geçmişiyle geleceğini, doğa ve insan sevgisiyle birleştirmiştir. Usta yazar sizin yaşamınızı nasıl etkiledi?  Bizi yakınlaştıran değer verdiğimiz ortak şeyler çoktu. İkimiz de sözlü kültürlerin izinden gitmeyi seçmiştik. Tutkun olduğumuz renkler, sesler ve sözler üzerine konuşabiliyorduk. Atölyeme çok sık gelirdi, konuşmadığımız zamanlar beni çalışırken izlerdi, birlikte resim yaptığımız zamanlar da oldu. Yaşamımdaki varlığıyla yarattığı atmosferi deneyimleyen biri olduğum için çok şanslıyım. Üzerimde olağanüstü bir iz bıraktı ve bırakmaya da devam edecek. /MA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir