enflasyonemeklilikötvdöviz
DOLAR
8,4525
EURO
10,0760
ALTIN
497,60
BIST
1.392
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır
Sıcak
40°C
Diyarbakır
40°C
Sıcak
Cuma Sıcak
40°C
Cumartesi Sıcak
39°C
Pazar Sıcak
39°C
Pazartesi Sıcak
40°C

“Dünyanın Ucundaki Fener” ya da Yalnızlığa Övgü

“Dünyanın Ucundaki Fener”          ya da Yalnızlığa Övgü
09.08.2020
0
A+
A-

Mehmet Aksoy

 ‘Var olmak’la  bir ‘işe yaramak’ arasındaki bağı bilir herkes. 

İlkinde sadece oradasınızdır; ikincisinde ise oradaki varlığınızın değere dönüşmesi koşulu vardır. Deniz fenerleri böyledir mesela. En uç, ıssız ve yaşamak için tercih edilmeyen bir yerde dururlar. Ancak işlevleri; yani değerleri bir başkasının yaşaması için kaçınılmaz derecede büyüktür. Fırtınaların en keskininde ışığıyla bir gemi dolusu insanı kurtarabilir ve ayışığında, çarşaf gibi denizde onlarca denizciye uzun bir yolculuktan sonra mutlu hayaller kurdurabilirler. 

İnsanın yalnızlığı; yani var olma süreci de buna benzer. Eğer fener, orada tek başına yalnızlığına tutunmasa, bu yaşamsal varlığına anlam katamaz. Orada öylece duruyor olmakla  bir işe yaramak arasında, işe yaramayı tercih eder varlık nedeni olarak. 

Yalnızlık da böyledir. İnsanın, en işe yarar olma serüveninde kendisiyle yüzleştiği an’ların toplamıdır. Yalnızlık, insanın ‘kendi olmasına ‘ en yakın halidir çünkü. 

Yalnızken korkarız, yalnızken ilk öpücükten sonraki mahcubiyeti yüzümüze kondurduğumuz gülücükle paylaşırız kendimizle; yalnızken anılarda yolculuğa çıkar ve yalnızlığımızla hesaplaşırken güçsüzlüğümüze iki damla gözyaşını dökeriz kimselere göstermeden. Işte en çok  ‘kendimiz olduğumuz an’dır o. 

Onunla güçlenerek aydınlığa çıkarız çoğu kez. Arthur Schopenhauer Yalnızlığı sevmeyen özgürlüğü de sevmez. Kişi ancak yalnız olduğunda özgürdür çünkü.” der bir aforizmasında. Öyledir de gerçekten; özgürlük toplumsal bir kurtuluş hali olarak algıladığımız yanılsama belki de. 

Belki de iyi toplumun temelinde bu yalnızlarıyla barışık bireylerin gücü yatmakta.  Ütopyaların anlatıldığı kitapların tekrar gündeme geldiği pandemi günlerinde  insanlar, bir kez daha yüzleştiler yalnızlıklarından beslenmenin değerine. 

Aldous Huxley’in ‘Cesur Yeni Dünya’sı ile George Orwel’ın 1984’ü çok okundu ve okumuş olanlar  da ikinci kez okudu. 

Cesur Yeni Dünya’da çizilen dünyada “birey”” yoktur mesela. Toplum önemlidir ve her şey bu toplumun üstün yararı için vardır. 

İnsanın, birey olarak bırakın yalnız kalması topluca ‘kuluçka’ merkezlerinde bulunması zorunludur. Hatta ‘yumurtadan çıkanların’ on iki yıl boyunca her gece kulaklarına “Artık herkes mutlu!” diye seslenilir. Toplumun sürekliliği için de “Atıp kurtulmak, onarmaktan iyidir. Yama artarsa refah düşer!” dayatması tüketimi sürekli tetiklemek için kaçınılmaz yoldur. Kitapta birey asla “yalnız”  bırakılmaz. 

Çünkü yalnız kalmak demek DÜŞÜNMEK demektir! Düşünmek, SORGULAMAK demektir.  Bunlar güçlü duygulardır ve  kitapta bir tür “veba hastalığı” olarak adlandırlırlar. Kitabın çarpıcı karakteri Mustafa Mond, “Kişilerin duyguları, gereksiz ve toplum için tehlikelidir. Bu nedenle onları duygu yükünden kurtardık.” der!

Sizlere kitap özeti sunmayacağım elbette. Ama neden bu dönemde insanların bu metinlere yönlendiğini de unutmamamk gerekir. Kendi deniz fenerimiz olmayı başarmak ve yalnızlığının gücüne ve onun getirdiği özgürlüğe sıkı sıkıya sarılacağımız bir coğrafyada ve dönemdeyiz. Biribirimize olan  ihtiyacımız, birbirimizin ‘feneri’ olmak için tercih edilen bireysel yetkinliğimizin bir parçası aslında. 

Musa’nın Tur Dağındaki otuz günlük yalnızlığına on gün daha ekleyerek (erbain) 40 gün yalnız kalmasıyla  bir İslam düşüncesi olan tasavvuf anlayışındaki çile ve yalnızlık vahdeti ile benzer bir durum gösterir. Tasavvufta, Tanrıyla baş başa kalmak, arınmak ve yüzleşmek, dervişin çile ile  “yalnız ve kendisiyle baş başa kalması”yla mümkündür ancak. Bu, zordur ama toplumdan uzaklaşmanın getirdiği bir özgürlüktür de aynı zamanda. Bir başka uzun konudur elbette, ama kırk günlük uzlet hali tam da bu yalnızlığın meşakatini başka bir düşünce evrenindeki anlamını ortaya koyar.

Orwel’in, 1984’ü ve Huxley’in,  Cesur Yeni  Dünya’sının bu dönemdeki okunmalarına ek olarak T.More’un Ütopya’sı ile  Farabi’nin, El-Medinetü’l Fazıla’sı, yalnızlığın o insanı  büyüten ve özgürleştiren yolculuğuna çıkarması bakımından değerlidir.

E, tabi Mevlana bizi uyarıyor yalnızlığın fena olanından, Yalnızlığın en kötüsü, seni anlamayanların arasında kalmaktır.”

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.